Research Outputs
Permanent URI for this collection
Browse
Browsing Research Outputs by Department "Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü"
Now showing 1 - 8 of 8
Results Per Page
Sort Options
Publication Metadata only Hegel, Heidegger et L'Historicité du Monde(L'Harmattan, 2018-04-03) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüLes réflexions philosophiques se sont relativement peu penchées sur le concept de monde. Hegel et Heidegger ont été influencés par la conception kantienne du monde. Pour différencier le monde de la nature, ils mettent l'accent sur l'aspect historial du monde. Pour Hegel, le monde est d'abord un monde hérité, un ensemble de valeurs morales déjà réalisées, c'est-à-dire que le monde est un « héritage ». Ce monde est, pour Heidegger, le monde ambiant, et pour Hegel, le monde engendré ou la « seconde nature ». Pour tous deux, ce monde est historial. Cependant, bien que le monde engendré soit créé par la société, la politique, la religion, le monde ambiant est un monde du Dasein quotidien.Publication Open Access Iain D. Thomson, Heidegger: Ontoteoloji/Teknoloji ve Eğitim Politikaları(Dîvân DİSİPLİNLERARASI ÇALIŞMALAR DERGİSİ, 2013) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüPublication Open Access Kant’ın Teorik ve Pratik Felsefesinde Hüküm ve Nesnellik(Dîvân DİSİPLİNLERARASI ÇALIŞMALAR DERGİSİ, 2012) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüBu çalışmada Kant’ın, aklın teorik kullanımını mevzu edinen teorik felsefesi ile pratik kullanımını mevzu edinen pratik felsefesinde hükmün ne olduğunun ve nesnelliğinin nasıl temellendirildiğinin açıklanması hedeflenmektedir. Kant’ın teorik felsefesinde hüküm verme, bilme faaliyeti ile ilişkili olduğundan ve hükmün nesnelliği de bilginin nesnelliği ile alakalı olduğundan, bilgiyi üreten insanın bilme yetileri şartları, imkânları ve sınırları bakımından incelenerek teorik hükmün ne olduğu ve nesnelliğinin nasıl sağlandığı izah edilmeye çalışılmaktadır. Kant’ın pratik felsefesinde de hüküm verme, eylemi gerçekleştirenin karar vermesiyle yani irade ile ilişkili olduğundan ve hükmün nesnelliği de bu iradeyi belirleyen zeminle alakalı olduğundan, iradenin karar vermesinde ne türden ilişkilenmeler içerisinde bulunduğunun analizi yapılmak suretiyle pratik hükmün ne olduğu ve nesnelliğinin nasıl temellendirildiği vuzuha kavuşturulmaya çalışılmaktadır.Publication Open Access Leibniz Felsefesinde Tanrı, Cevher ve Dünya “İlişkisi”(Kutadgubilig: Felsefe Bilim Araştırmaları Dergisi, 2012) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüLeibniz’in metinlerinde Tanrı, cevher ve dünya/cisim hakkında birbiriyle çelişen birçok ibareyle karşılaşılır. Bu çalışma, Leibniz felsefesine dair çelişkilerin gi derilebileceği tutarlı bir okuma zemini oluşturmayı hedeflemektedir. Bunun da ancak Leibniz felsefesinde Tanrı, cevher ve dünya/cisim arasındaki “ilişki”nin nasıl ele alındığını göstermekle mümkün olduğunu iddia etmekte; bu itibarla da Tanrı ile cevher arasındaki “ilişki” ile cevherler arası “ilişki” ve cevher-dünya “ilişki”sini incelemektedirPublication Open Access Metafizikten Fenomenolojiye: Özne Metafiziğine Heideggerci Eleştiri.(Dîvân DİSİPLİNLERARASI ÇALIŞMALAR DERGİSİ, 201-01-12) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüÖzne ve nesne tarzında birbirinden tamamen izole edilebilir reel iki farklı var olandan bahsedilebilir mi yoksa böyle bir ayrım yalnızca soyutlamadan mı ibarettir? Şayet birbirinden ontolojik statüleri bakımından iki farklı var olan olarak özne ve nesne ayrımı söz konusu ise bunların ilişkisinde belirleyici olan hangisidir? Şayet bunlar soyutlama ise soyutlama öncesi durum nedir? Bu çalışmada; insanın özünü, “düşünen olmak”lığın, “bilinçli olmak”lığın tesis ettiğini iddia eden özne merkezli metafizik düşünceye karşın, insanın özünün “dünyada olmak”lığın teşkil ettiğini iddia eden Heideggerci fenomenolojik eleştirinin temel tutamak noktaları, yukarıdaki iki soru bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmada öncelikle özne merkezli metafizik düşüncenin ufkunu belirlemek amacıyla problem özelinde Descartesçı ve Kantçı yaklaşımlar incelenerek, sonrasında fenomenolojik yaklaşımın farkını gösteren ama yine de özne merkezli düşünceden tamamen kopmadığını düşündüğümüz Husserlci fenomenolojik perspektif analiz edilerek, Heideggerci eksistansiyal fenomenolojik eleştiri sunulmaktadır.Özne ve nesne tarzında birbirinden tamamen izole edilebilir reel iki farklı var olandan bahsedilebilir mi yoksa böyle bir ayrım yalnızca soyutlamadan mı ibarettir? Şayet birbirinden ontolojik statüleri bakımından iki farklı var olan olarak özne ve nesne ayrımı söz konusu ise bunların ilişkisinde belirleyici olan hangisidir? Şayet bunlar soyutlama ise soyutlama öncesi durum nedir? Bu çalışmada; insanın özünü, “düşünen olmak”lığın, “bilinçli olmak”lığın tesis ettiğini iddia eden özne merkezli metafizik düşünceye karşın, insanın özünün “dünyada olmak”lığın teşkil ettiğini iddia eden Heideggerci fenomenolojik eleştirinin temel tutamak noktaları, yukarıdaki iki soru bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmada öncelikle özne merkezli metafizik düşüncenin ufkunu belirlemek amacıyla problem özelinde Descartesçı ve Kantçı yaklaşımlar incelenerek, sonrasında fenomenolojik yaklaşımın farkını gösteren ama yine de özne merkezli düşünceden tamamen kopmadığını düşündüğümüz Husserlci fenomenolojik perspektif analiz edilerek, Heideggerci eksistansiyal fenomenolojik eleştiri sunulmaktadır.Publication Open Access Monadın Şiddete Açılan Kapısı: “Sömürgeleştirme Fikri’nin Leibniz Felsefesindeki metafizik temelleri(Sentez Yayıncılık, 2018-10-11) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüMetafizik sorulara cevap aramak yalnızca salt felsefi bir kaygıyı mı içerir, yoksa Hegel’in “her filozof zamanının çocuğudur’ sözüyle dile getirdiği metafizik cevap arayışlarını da kapsayan bir realiteye mi işaret eder? Veya bir filozofun metafizik düşüncelerini incelerken, hermenötikçi pozisyonuna yerleşmek ve yazarın dile getirdiği veya kaleme döktüğü düşüncelerin onun kastetmediği şeyleri de içerdiği iddiasından mı hareket etmek gerekir? Bu soruları sormamızın sebebi, sunumumuzda ele alacağımız filozofun, Leibniz’in düşüncesinde, Heidegger’in ifadesiyle “düşünülmemiş olanı düşünmemizden” kaynaklanmaktadır. Leibniz, bu dünyanın “mümkün dünyaların en iyisi/en mükemmeli” olmasının sebebini, bu dünyanın en uyumlu, en düzenli olmasına ve bu sebeple de en fazla realiteyi içermesine vurgu yaparak açıklamaktadır. Her bir tözün/cevherin içerdiği kıvrımları açmasının sonucu veya içerdiği algıların ifadesi olan bu fenomenal dünya, Tanrının zihnindeki mümkün dünyalardan yalnızca birisidir. Bu mümkün dünyanın Tanrı tarafından seçilmesinin nedeni, onu tesis eden töz/cevher silsilesinin bazılarının diğerlerine göre daha mükemmel olması ve diğerlerinin bu mükemmel olanlara uyum sağlayacak bir içerime sahip olması ve böylelikle birlikte en mükemmel realiteyi yakalamalarıdır. Leibniz tözlerin aktif veya pasif olmalarını ve birbiri üzerinde metafiziksel olarak ideal bir etkiye sahip oluşlarını, başlangıçta ‘daha fazla’ mükemmel veya ‘daha az’ mükemmel olmalarından hareketle açıklamaktadır. Böyle bir ekti ve uyum, dünyadaki düzeni tesis ederken kaosu ortadan kaldırmaktadır. Metafiziksel olarak, doğamız gereği, aramızda mükemmellik bakımından ayrımların var olması, daha az mükemmel olanın daha mükemmel olana bir şekilde uyum sağlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu da daha mükemmel olanlara daha az mükemmel olanlar üzerinde etkide bulunma hakkını vermektedir. Diğerleri üzerinde, metafizik üstünlükten kaynaklanan, bir hak iddia etmek “sömürgeleştirme fikri’nin temelini oluşturmaktadır. Bu sunumumuzda Leibniz felsefesinde bahsettiğim metafizik temellendirmenin ‘sömürgeleştirme fikrine’ nasıl meşru bir zemin oluşturduğunu tartışacağız.Publication Open Access Teknoloji-Etik İlişkisine ve “İyi-Yaşam” İmkânına Dair Bir Soruşturma(TRT Akademi, 2021-05-31) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüTeknolojik alandaki gelişmelerin yaşamımızı köklü bir şekilde değiştirmesi ve kontrol altında tutmasıyla ilgili endişeleri günümüzde kesif bir şekilde hissetsek de bu, şüphesiz yeni bir durum değildir. Söz konusu endişeler, Martin Heidegger’in teknolojiye dair analizlerinde yaklaşık yarım asır evvel ele aldığı meseleler arasındadır. Heidegger’in teknoloji hakkındaki düşüncelerinin türlü disiplinler ve alanlarda epeyce ilgiyle karşılandığı ancak bunların etik ile olan ilgisinin çok sınırlı bir şekilde tartışıldığı görülür. Bunun nedeni olarak onun teknolojiye dair düşüncelerini çalışmalarında doğrudan etik ile ilişkilendirmemiş olması gösterilebilir. Heidegger’in teknolojiye dair soruşturması her ne kadar etiği doğrudan ilgilendiren bir içeriğe sahip olmasa da etik ve teknoloji arasındaki ilişkinin nasıl bir zeminde ilerlediği hakkında bize ipuçları sunmaktadır. Bu makalede, Heidegger’in felsefesinden hareketle teknoloji-etik ilişkisine ve “iyi-yaşam” imkânına dair bir soruşturma yapılmaktadır. Bu kapsamda, etiğin teknolojik düşünme tarzının bir ürünü olduğu ve cari etik yaklaşımların böyle bir zeminde vücut buldukları sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca Heidegger’in teknolojik düşünmenin karşısında konumlandırdığı sükûnetle derin düşünme fikrinin, insana dair geliştirdiği varlığa-açık olma fikri üzerinden yeni bir etik yaklaşımı ve iyi-yaşam fikrini doğurabileceği iddia edilmektedir.Publication Open Access The ontology of globalization: the loss of worlds in the face of rising a uniform globe(Dîvân Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, 2021-06-30) Yılmaz, Erdal; https://orcid.org/ 0000-0002-2270-8224; Fen Edebiyat Fakültesi, Felsefe BölümüUp until Kant’s critical philosophy, it was not easy to speak of the “world” itself as distinct from “nature”. After Kant, the world began to be considered from a historical perspective. Therefore, the world came to be considered as historical rather than natural, which is why it is possible to speak of different worlds in the history of thought. However, globalization more and more drives these different worlds into a uniform historical globe. In this paper, I consider the question of globalization as a passage “from multiple historical worlds to a uniform historical globe”. By analyzing the passages from “nature” to the “world” and from the “world” to the “globe,” I focus on how the idea of “dwelling in the world” and of “saving the earth” has increasingly transformed into the idea of “dominating the world” and of “owning the earth”.