Person: KESİMER, MEHMET DENİZ
Loading...
Email Address
Birth Date
Research Projects
Organizational Units
Job Title
Last Name
KESİMER
First Name
MEHMET DENİZ
Name
2 results
Search Results
Now showing 1 - 2 of 2
Publication Metadata only Dorsal or Lateral Approach for Intramedullary Nailing Using Kirschner Wire in Pediatric Radius Diaphyseal Fractures: Does it really matter?(SPRINGER HEIDELBERG, 2021) AKGÜLLE, AHMET HAMDİ; Akgulle, Ahmet Hamdi; Onay, Tolga; Igrek, Servet; Kesimer, Mehmet Deniz; Topkar, Osman Mert; Sirin, EvrimBackground Intramedullary nailing is the most preferred fixation method for diaphyseal radius and ulna fractures in the young age group. The aim of this study was to compare the dorsal and lateral entry points in the context of entry site-related complications, fracture union and functional results. Methods This retrospective comparative study included pediatric patients who underwent surgery for isolated diaphyseal radius or both bone forearm fractures with intramedullary nailing using Kirschner wire between January 2013 and January 2019. K-wire was introduced from the distal radius through dorsal entry (Group A) in 19 patients and lateral entry (Group B) in 18 patients. The mean follow-up was 37 months. Complications were noted and functional outcomes were evaluated according to the CHOP criteria. Results All fractures were healed. The functional results were determined to be excellent for 30, fair for 4, and poor for 3 patients. The overall complication rate was 18.9%, including distal radius fracture, mild pain in the wrist, and minor loss in ROM. No statistically significant differences were determined between the groups in respect of functional results and complication rates. Conclusion Good functional results and similar complication rates can be obtained with both dorsal and lateral entry approaches. Stainless steel K-wire is an inexpensive intramedullary fixation implant option, which provides strong stabilization. Distal radius fracture is a newly reported complication for forearm intramedullary nailing. Leaving the implant out of the skin seems safe with the benefit of avoiding a further surgical intervention to extract the implant.Publication Metadata only Muskuloskeletal maligniteye bağlı proksimal femur ya da total femur rezeksiyonu yapılan hastalarda bipolar hemiartroplasti yeterli midir?(2020-11-08) KESİMER, MEHMET DENİZ; ŞİRİN, EVRİM; EROL, BÜLENT; SAĞLAM F., Baysal Ö., KESİMER M. D., SOFULU Ö., ŞİRİN E., EROL B.Amaç: Çalışmadaki amacımız; tümöral kitleye bağlı olarak proksimal femur (PF) ya da total femur (TF) rezeksiyonu yapılan ve rekonstrüksiyonda modüler/ parsiyel bipolar hemiartoplasti uygulanan hastalarda hastanın survivalının, metastaz durumunun, takip suresinin, primer tanısının asetabular aşınma ve revizyon gereksinimine etkisini incelemektir. Yöntem: Ocak 2008- Nisan 2019 yılları arasında kliniğimizde primer kemik tümörü, multıple myelom, metastaz ve yumuşak doku sarkomu tanısı ile proksimal femur ya da total femur rezeksiyonu yapılan ve bipolar hemiartroplasti uygulanan 133 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar primer tanılarına göre primer kemik tümörleri, multıple myelom, yumuşak doku sarkomları ve metastatik karsinom olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet), tümör tanısı, tümör lokalizasyonu, cerrahi taraf, metastaz hastalarında primer odak, uzak organ metastazı varlığı (var/yok), uzak organ metastaz sayısı, asetabular erozyon derecesi, ameliyat süresi, cerrahi sırasındaki kanama miktarı, komplikasyon varlığı, revizyon gerekliliği ve nüks olan vakalar kayıt edildi. Hastaların fonksiyonel sonuçları MSTS skorlama sistemine göre yapıldı. Hastalar ilk 2 yıl 3 aylık aralarla, sonraki 3 yıl 6 aylık aralarla ve sonrasında yıllık olarak ortopedik onkoloji polikliniğimizde takip edilerek hastaların fizik muayeneleri, laboratuvar verileri ve anterior-posterior pelvis grafisi, lateral proksimal femur grafisi çekilerek kaydedildi. Bipolar hemiartroplasti kullanımına bağlı olarak asetabulumdaki muhtemel erozyon miktarı hastanın son çekilen pelvis radyografileri üzerinden kliniğimizdeki 2 ortopedik onkolojik cerrah tarafından değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında MSTS skoru, cinsiyet, komplikasyon/revizyon, implant türü, trokanter rezeksiyonu ve nüks bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında sağ kalım süresi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.001). Gruplar arasında asetabular erozyon derecesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olmayıp (p<0.001), tanısı metastaz olan olgularda asetabular erozyon düzeyi yüzdesinin, tanısı primer kemik tümörü ve yumuşak doku sarkomu olan olgulardakinden daha düşük olduğu saptanmıştır (sırasıyla, p<0.001, p<0.001). Çıkarımlar: Ortalama survival süresi ≤16 ay olan metastaz hastalarında asetabular erozyonun hiç görülmemesi, >16 ile ≤40 ay arasında olan primer kemik tümörü ve myelom hastalarında ise asetabular erozyonun minimal olması, >40 ay olan yumuşak doku sarkomu hastalarında ise erozyonun ileri derecede olmasına rağmen hastaların klinik sonuçlarını ve revizyon gereksinimini etkilememesi sebebiyle bipolar hemiartroplastinin bu hastalarda altın standart tedavi yöntemi olduğu kanaatindeyiz.