Publication: PRAGMATİSCHE GRUNDLAGEN DER SKOPOSTHEORİE
Abstract
In den 70er Jahren kam es in der Linguistik mit der pragmatischen Wende zueiner Neuorientierung, die allenfalls auch den Weg für eine eigenständigeÜbersetzungswissenschaft ebnete. Die Verortung der Sprache als Handlung, beider sämtliche Aspekte außersprachlicher Realitäten in den Vordergrund rückten,durfte vor allem in übersetzungstheoretischen Überlegungen nicht unberücksichtigtbleiben. Im übersetzungswissenschaftlichen Kontext kann die pragmatischeWende demnach als eine Loslösung von linguistisch ausgerichteten Theorien undeine Hinwendung zu funktionalistischen und handlungstheoretischen Ansätzenbezeichnet werden. Folglich darf die Funktion der Pragmatik in diesen Ansätzennicht völlig ausgeblendet werden. Die Skopostheorie von Katharina Reiß und HansJ. Vermeer ist Produkt dieser Wende, aber was sind nun diese pragmatischenGrundlagen, die in der Skopostheorie verwoben sind? Die Pragmatik bietet einewichtige Grundlage für übersetzungstheoretische Überlegungen, zumal Translationstets „kontextabhängig” ist. Der Übersetzer muss jeden Ausgangstext voneiner bestimmten ausgangskulturellen Situation in eine zielkulturelle Situationübertragen. Vor allem die kontrastive Pragmatik und die interkulturelle Pragmatikbieten im Rahmen der Übersetzungswissenschaft als auch der Skopostheorie demÜbersetzer Grundlagen für den Übersetzungsprozess an. Im Mittelpunkt derBetrachtung stehen in diesem Artikel insbesondere die Sprachverwendung, die Kulturund die Kommunikation, wobei die pragmatischen Aspekte aus der Theorie vonReiß und Vermeer durchleuchtet werden sollen.
In the 1970s, linguistics underwent a reorientation with the pragmatic turn, which at best also paved the way for Translation Studies. The location of language as an action, in which several aspects of non-linguistic realities came to the fore, could not be ignored; especially in translational deliberations. In the context of Translation Studies, the pragmatic turn can be thus described as a detachment from linguistically based theories and as an approach towards functionalist and action-theoretical attempts. Consequently, the function of pragmatics cannot be completely ignored in these approaches. The Skopos Theory by Katharina Reiß and Hans J. Vermeer is a product of this turn, but what are these pragmatical foundations that are involved in the Skopos Theory? Pragmatics provides an important basis for deliberations in Translation Studies, because translation is always "context-dependent". The translator must transfer every source text from a certain cultural source-oriented situation into a target-oriented one. Contrastive and intercultural pragmatics provides the translator with a basis, for the translation process, in particular in the framework of Translation Studies and Skopos Theory. This article focuses on examining language-use, culture and communication in consideration of the aspects of pragmatics in Reiß's and Vermeer's theory.;1970’lerde edimbilimsel dönüm noktası, dilbilime yeni bir yön kazandırmakla birlikte çeviribilimin özerklik elde etmesinde de büyük rol oynamıştır. Dil kullanımının aynı zamanda bir eylem olduğunu ve bu kullanım esnasında dil dışı gerçekliklerin farklı şekillerde karşımıza çıktığını dikkate aldığımızda, bu konunun çeviribilimsel düşüncelerde göz ardı edilmemesi gerektiğini söylemek mümkündür. Bu nedenle çeviribilimsel bağlamda edimbilimsel dönüm noktası, dilbilim temellerine dayanan kuramlardan kopma, işlevsel ve eylem kuramına dayalı yaklaşımlara yönelme olarak da tanımlanabilir. Sonuç olarak; edimbilimin bu yaklaşımlardaki işlevi tamamıyla göz ardı edilemez. Katharina Reiß ve Hans J. Vermeer’in çalışmaları neticesinde ortaya çıkan Skopos Kuramı da bu dönüm noktasının bir ürünüdür. Peki, Skopos kuramında iç içe geçmiş bu edimbilimsel temeller hangileridir? Edimbilim çeviribilimsel çalışmalar için önemli bir temel oluşturmaktadır. Çeviri her daim “bağlama bağlı”dır. Çevirmen, kaynak metinlerde yer alan kaynak kültür odaklı durumları erek kültür odaklı durumlara dönüştürebilmelidir. Özellikle karşılaştırmalı ve kültürlerarası edimbilim, çevirilim ve skopos kuramı çerçevesinde çevirmene çeviri süreçleri açısından çeşitli temeller sunmaktadır. Bu çalışmada dil kullanımı, kültür ve iletişiminin yanı sıra Reiß ve Vermeer’in kuramının edimbilimsel yönlerinin aydınlatılması da hedeflenmiştir.
In the 1970s, linguistics underwent a reorientation with the pragmatic turn, which at best also paved the way for Translation Studies. The location of language as an action, in which several aspects of non-linguistic realities came to the fore, could not be ignored; especially in translational deliberations. In the context of Translation Studies, the pragmatic turn can be thus described as a detachment from linguistically based theories and as an approach towards functionalist and action-theoretical attempts. Consequently, the function of pragmatics cannot be completely ignored in these approaches. The Skopos Theory by Katharina Reiß and Hans J. Vermeer is a product of this turn, but what are these pragmatical foundations that are involved in the Skopos Theory? Pragmatics provides an important basis for deliberations in Translation Studies, because translation is always "context-dependent". The translator must transfer every source text from a certain cultural source-oriented situation into a target-oriented one. Contrastive and intercultural pragmatics provides the translator with a basis, for the translation process, in particular in the framework of Translation Studies and Skopos Theory. This article focuses on examining language-use, culture and communication in consideration of the aspects of pragmatics in Reiß's and Vermeer's theory.;1970’lerde edimbilimsel dönüm noktası, dilbilime yeni bir yön kazandırmakla birlikte çeviribilimin özerklik elde etmesinde de büyük rol oynamıştır. Dil kullanımının aynı zamanda bir eylem olduğunu ve bu kullanım esnasında dil dışı gerçekliklerin farklı şekillerde karşımıza çıktığını dikkate aldığımızda, bu konunun çeviribilimsel düşüncelerde göz ardı edilmemesi gerektiğini söylemek mümkündür. Bu nedenle çeviribilimsel bağlamda edimbilimsel dönüm noktası, dilbilim temellerine dayanan kuramlardan kopma, işlevsel ve eylem kuramına dayalı yaklaşımlara yönelme olarak da tanımlanabilir. Sonuç olarak; edimbilimin bu yaklaşımlardaki işlevi tamamıyla göz ardı edilemez. Katharina Reiß ve Hans J. Vermeer’in çalışmaları neticesinde ortaya çıkan Skopos Kuramı da bu dönüm noktasının bir ürünüdür. Peki, Skopos kuramında iç içe geçmiş bu edimbilimsel temeller hangileridir? Edimbilim çeviribilimsel çalışmalar için önemli bir temel oluşturmaktadır. Çeviri her daim “bağlama bağlı”dır. Çevirmen, kaynak metinlerde yer alan kaynak kültür odaklı durumları erek kültür odaklı durumlara dönüştürebilmelidir. Özellikle karşılaştırmalı ve kültürlerarası edimbilim, çevirilim ve skopos kuramı çerçevesinde çevirmene çeviri süreçleri açısından çeşitli temeller sunmaktadır. Bu çalışmada dil kullanımı, kültür ve iletişiminin yanı sıra Reiß ve Vermeer’in kuramının edimbilimsel yönlerinin aydınlatılması da hedeflenmiştir.
