Publication:
Ergen cinsel istismar olgularında psikopatoloji gelişiminde rol oynayan faktörlerin ve serotonin gen polimorfizminin

dc.contributor.advisorARMAN, Ayşe Rodopman
dc.contributor.authorBulut, Gresa Çarkaxhiu
dc.contributor.departmentMarmara Üniversitesi
dc.contributor.departmentÇocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
dc.date.accessioned2026-01-13T10:27:51Z
dc.date.issued2013
dc.description.abstractÇocukların ¼’ ünden fazlası, erişkin döneme ulaşana dek beklenmedik ve ürkütücü deneyimlere ve travmalara maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, cinsel travmaya maruz kalan ergenlerde bireyler arası semptomatoloji değişkenliğini belirleyen etmenlerin ve serotonin taşıyıcı gen polimorfizminin olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Kliniğimize adli olgu olarak başvuran ve cinsel istismar maruziyeti öyküsü olan, 11-17 yaş arası ergenlere araştırma hakkında bilgi verilmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri, oluşturduğumuz sosyodemografik bilgi ile elde edilmiştir. Psikopatoloji ve işlevsellik değerlendirmeleri klinik görüşme esnasında, Çocuklar için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Versiyonu-Türkçe Versiyonunu (ÇGDŞ-ŞY-T) ile yapılmıştır. Çocuklar ayrıca, “Travma Sonrası Tepki Ölçeği”, “Beck Depresyon Envanteri”, “Beck Anksiyete Envanteri”, “Yeme Tutumu Testi”, “Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği”, “Eysenck Kişilik Envanteri”, “Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği” ve “Uyku Alışkanlıklarını Değerlendirme Ölçeği” ile; ebeveynlerin çocukları için doldurdukları “Uyku Alışkanlıklarını Değerlendirme Ölçeği” ve “Olumsuz Yaşam Olayları Listesi” ile değerlendirilmiştir. Ebeveynlerin değerlendirmeleri için de “Beck Depresyon Envanteri”, “Beck Anksiyete Envanteri” ve “Aile Yılmazlık Ölçeği” doldurmaları istenmiştir. Örneklem 16 kız (%88,9) ile 2 erkekten (% 11,1) oluşmakta ve yaş ortalamaları 14,58±1,97 idi. Çalışma grubunun okul başarısı düşük düzeyde olup; okula devam etmeyen olguların oranı %33,3 idi. Ailelerin yaklaşık yarısı (%44,4) son bir yılda üçten fazla olumsuz yaşam olayıyla karşılaştığını ifade etti. Olguların %50’sinde istismar esnasında tamamlanmış cinsel birleşme var olup, %66,7 (12)’ si önceden tanıdığı bireyler tarafından istismar edildiklerini bildirdi. Değerlendirmeler sonucunda en sık anksiyete bozuklukları (%72,2 n=13) tanısı saptandığı; bunu depresif bozukluk (%66,7, n=12) tanısının takip ettiği; travma sonrası stres bozukluğunun (%44,4, n=8) ise 3. sırada saptandığı gözlenmiştir. 40 ve üzeri puanların klinik olarak TSSB tanısı ile korele olduğu gösterilen Travma Sonrası Tepki Ölçeği’nde, çalışma olgularının % 77,8’ i söz konusu değerin üzerinde skor almıştır. Olguların %27,8’ inin (n=5) olay öncesinde çeşitli sebeplerle psikiyatri başvuruları mevcuttu. %50’sinde (n=9) intihar girişimi, %27,8’ inde (n=5) intihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışı öyküsü vardı. İntihar girişiminde bulunanların %77,7’ si (n=7) ve zarar verme davranışı sergileyenlerin %40’ ı (n=2) bu eylemleri yaşanan istismar olayı sonrasında gerçekleştirdiklerini belirttiler. İstatistiksel olarak anlamlı sonuçların çıkmaması ile birlikte, olay sonrası depresyon ve TSSB tanısı alan çocukların annelerinde Yılmazlık Ölçeği (resilience) puanlarında düşüklük saptanmıştır. Örneklemde 5-HTT geninin transkripsiyonel kontrol bölgesindeki insersiyon/ delesyon polimorfizminin (5-HTTLPR) genotiplenmesi yapıldığında; 8 bireyin (%44,4) LL, 7 bireyin (%38,8) LS ve 3 bireyin (%16,6) SS genotipinde olduğu belirlenmiştir. Baş etme tarzları ile genetik varyantlar arasındaki ilişki incelendiğinde ise problem odaklı baş etme tarzı sergileyen olguların %87,5’inin (n=7) LL aleli taşıdığı; baş etme tarzları duygu odaklı olanların ise %90’ ının (n=9) SS-LS alel taşıyıcısı oldukları saptanmıştır (p=0,003). Ergen, cinsel istismar, 5-HTTLPR, polimorfizm, risk faktörleri
dc.description.abstractMore than ¼ of children get exposed to unexpected, frightening experiences and traumas until adulthood. In this study, we aimed to determine the factors and potential role of the serotonin transporter gene polymorphism on symptomatology variability between individuals who were exposed to sexual trauma. Adolescents between the ages of 11-17, who were admitted to our clinic with sexual abuse exposure history, have been informed about the research and volunteers were included in the study. Participants' sociodemographic characteristics were obtained by means of a sociodemographic information questionnaire, assembled by the researchers. Psychopathology and functionality were assessed during the clinical interview by means of the K-SADS-PL, Kiddie-Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia-Present and Lifetime Version –Turkish Version. Participants’ evaluation also included “Post-traumatic Stress Reactions Index”, “Beck Depression Inventory”, “Beck Anxiety Inventory”, “Eating Attitudes Test”, “Dissociative Experiences Scale”, “Eysenck Personality Inventory”, “Ways of Coping Inventory” assessments in addition to “Children’s Sleep Habits Questionnaire” and “Adverse Life Events List” which were filled by the parents for their children. Regarding their own evaluation, parents were asked to fill the “Beck Depression Inventory”, “Beck Anxiety Inventory” and the “Family Resilience Inventory”. The sample consisted of 16 girls (88,9%), 2 boys (11,1%) and the mean age was 14,58±1,97. Participants’ school performance was at a low level, besides only 66,7% of the cases claimed ongoing school attendance. Nearly half of families (44,4%) reported to have faced more than three negative life events in the last year. Penetration during the abuse was reported in 50% of cases while 66,7% (n=12) declared to have been abused by familiar individuals. According to results, the most common diagnosis was anxiety disorders (72,2%, n=13), followed by depressive disorder (66,7%, n=12) while post-traumatic stress disorder (44,4%, n=8) was diagnosed in the third rank. According to Post Traumatic Response Scale, the score of which is clinically shown to correlate with a diagnosis of PTSD if detected 40 and above, 77,8% of cases were above the limit. 27,8% (n=5) of the cases reported psychiatric admission prior to the event for various reasons. 50% (n=9) had attempted to suicide while 27,8% (n=5) had a history of non-suicidal self-harm behavior. 77,7% (n=7) of suicide attempters and 40% (n=2) of self-harm behavior exhibitors indicated that they performed these acts after having experienced the abuse. Despite statistical insignificance of the results, Resilience Scale scores of mothers whose children were diagnosed with depression and PTSD, were determined to be lower. Genotyping of the insertion/ deletion polymorphism (5-HTTLPR) in the 5-HTT gene’s transcriptional control zone being done; 8 participants (44,4%) were determined to be of LL genotype while 7 subjects (38,8%) were LS and 3 subjects (16,6%) were SS carriers. Considering the relationship between coping styles and genetic variants; 87,5% of participants (n=7) exhibiting problem-focused coping style were determined to carry LL allele while 90% (n=9) of those who were exhibiting emotion-focused coping styles were SS-LS allele carriers (p=0,003). Adolescents, sexual abuse, 5-HTTLPR, polymorphism, risk factors
dc.format.extentXV, 126y.
dc.identifier.urihttps://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/6B/eTez024175.pdf
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/11424/198491
dc.language.isotur
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.subjectÇocuk Psikiyatrisi
dc.subjectÇocuk Psikolojisi
dc.subjectÇocuk Sağlığı
dc.subjectRuh Sağlığı, Çocuklarda
dc.titleErgen cinsel istismar olgularında psikopatoloji gelişiminde rol oynayan faktörlerin ve serotonin gen polimorfizminin
dc.typeunknown
dspace.entity.typePublication

Files

Collections