Publication:
Arap dilinde zarflar ve Kur’an-ı Kerim’de kullanılışları

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Arapça, dil grubu olarak Sâmi dil grubunda yer alır. Bu dil grubu adını Hz. Nuh'un oğlu Sam'dan almaktadır. Sâmi dilleri de Doğu ve Batı Sâmi dilleri olmak üzere iki şubeden oluşmaktadır. İşte Arapça bu Batı Sâmi dilleri kısmındadır. Arapça'nın, tarihin en eski devirlerinden beri süregelen kullanılışı dünyanın, en eski dillerinden biri olduğunu göstermektedir. İslam'dan önce sadece Arap yarımadasıyla sınırlı bir alanda kullanılırken, İslam'la birlikte tüm dünyaya yayılarak farklı milletlerden müslümanların oluşturduğu İslam medeniyeti ve kültürünün ortak dili olmuştur. Arapça'nın ilk devresi hakkında tam ve yeterli net bir açıklamada bulunabilmek mümkün olmasa da Arapça'nın da içinde bulunduğu Sâmi dillerini konuşan Sâmi toplulukların ilk anavatanları ve konuştukları ana dilin ne olduğu sorusuna da farklı cevaplar verilmiş de olsa, Sâmilerin anavatanlarının Arap yarımadası olduğu görüşü yaygınlık kazanmaktadır. Sâmilerin anavatanları hakkında muhtelif görüşler bulunduğu gibi ilk konuştukları anadilin hangi dil olduğu konusunda da ihtilaf vardır. Bu konuda en eski Sâmi dilin Asur-Babil dili veya İbranice olduğu görüşleri ileri sürülse de, ana Sâmi diline en yakın dilin Arapça olduğunda şüphe yoktur. Daha İslam'ın ilk asırlarından itibaren müslüman dilci ve tarihçiler, bu dile ve diğer Sâmi dillerine fazlasıyla ilgi göstermişler ve Hz. Ademin cennette Arapça konuştuğunu kabul ederek ilk Arapça konuşanların Hz. Adem ve yakınları olduğu kanaatini paylaşmışlardır. Ağırlığını Arapça'nın teşkil ettiği bu aile içinde bulunan Süryanice, Akadca, İbranice ve Habeşce gibi diller muhtelif bölgelerde konuşulsalar da yüzeysel bir araştırmada bile bir çok ortak yönlerinin bulunup müşterek bir dilde buluşabilecek yapıda oldukları görülür. Bilhassa fiil kökleri ve çekimlerde yapılacak karşılaştırmalar bu kanaati oldukça pekiştirmektedir. Fiil kökleri, Arapça ve diğerlerinde üç harfli olup, hepsinde de geçmiş için mazi, şimdiki hal ve gelecek için muzari olmak üzere fiillerin iki zamanı vardır. Çok geniş bir coğrafi bölgede konuşulan bu diller ailesi içinde edebiyat dili olup bunu tarih içinde ispat etmiş olanlar arasında Arapça ilk sırada bulunmaktadır. Arapçanın Sâmi diller arasındaki üstünlüğü inkar edilemez bir hakikattir. Diğerlerinde cümleleri yanyana getirme zarureti varken Arapça'da edatlar vasıtasıyla tali cümleler ana cümleye bağlanabilmektedir. Yine Arapça, geniş müfredatı, en ince anlamları ifade edebilme kabiliyeti ile diğer dünya dilleri arasında da en zengin ve köklü dillerin başında gelmektedir. KUR'AN-I KERİM VE ARAPÇA Arapların, İslam'ı kabul etmeleriyle birlikte, yeni bir hayat tarzı oluşturmak amacıyla hayatın tüm alanlarının yeniden tanzim edilmeye başlandığı bir ortamda düşünce ve dil alanında da bir takım değişikliklerin olması kaçınılmazdı. Onların, Kur'an okuyarak ve dinleyerek, onun etkileyici üslûbundan fazlasıyla etkilendikleri ve dil ve düşüncede daha önce görülmemiş bir gelişmenin meydana geldiği apaçık ortadadır. Bu şekilde, müslüman olan Araplar dilde Kur'an'ın açık ve veciz üslubunu benimsemeye başlamışlardır. Ayrıca, Kur'an onları tek bir lehçe ile konuşmalarını sağlamış ve cahiliye döneminde de itibar gören Kureyş lehçesi, İslamın yayılmasına paralel olarak tüm yarımadada tek lehçe haline gelmiş ve bu zengin Arap edebiyatının dili olmuştur. İslam'ın tüm dünyaya yayılmasıyla birlikte de Kur'an, Arapça'nın, şöhretini zirveye ulaştırıp ona evrensel bir dil olma hüviyetini kazandırmış ve üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Kur'an'ın Arap dili üzerindeki tesirinin daha iyi anlaşılması için, bunları alt başlıklar halinde şu şekilde sıralayabiliriz : a) Dilde birlik sağlamıştır. Şüphesiz ki; Kur'an'ın Arapça üzerindeki en büyük tesiri, dilde sağladığı birlik olmuştur. Kur'an nazil olmadan önce Arapça, yarımada ile sınırlı bir alanda ve kabileler arasında birçok lehçelere ayrılmış vaziyette konuşuluyordu. Arap kabileleri arasında konuşulan lehçeler birbirlerinden oldukça farklılıklar gösteriyordu. Bu nedenle bazı lehçelerin fesahat ve belağat yönünden diğerleriyle aynı derecede olmadıkları ve bazı dil alimlerinin de kimi lehçeleri muteber saymadıkları görülmektedir. Kur'an, Kureyş lehçesini esas alarak Arapça'nın diğer lehçeleri için onu bir ölçü haline getirmiştir. Yabancı milletlere karşı Arap yarımadasında birlik sağlayıp Arapları koruduğu gibi, Arapça'yı da diğer dillere karşı korumuş ve Sâmi dillerinden zamanla kaybolup giden bazı kardeşleri gibi kaybolmasını engellemiştir. b) Kur'an Arapça'ya yeni müfredat kazandırarak zenginleştirmiştir. Daha önce konuşulan kelimeler Araplar'ın yaşadıkları dar ve kapalı hayat tarzı ile sınırlı iken, Kur'an bu dar alandan Arapça'yı çıkarıp almış ve her türlü edebi, felsefi ve dini ilimlerle ilgili kavramları ifade edebilecek zenginliğe kavuşturmuştur. Bir yandan, yeni oluşan hayat tarzı ve medeniyetin getirdiği; yönetim, imar, bayındırlık, mimari gibi hemen hemen her alanda yeni kavramlar ortaya çıkarken diğer yandan da mevcut kelimelerin anlamları genişlemiş ve sözlük anlamlarının yanısıra, ıstılah manaları da kazanmışlardır. Birkaç örnek verecek olursak ????? kelimesi, sözlük anlamı bir şeyi örtmek, gizlemek ve kapatmaktır. Nitekim tohumu toprakla örttüğü için çiftçiye ve karanlığı ile her şeyi örttüğü için geceye ?????? denmiştir. Kur'an bu sözlük manasına ilaveten, kelimeye ıstılahi bir anlam daha kazandırmış ve Allah'ın birlik ve varlığını tanımayan ve nimetlerine nankörlük eden kimseler hakkında ?????? ifadesini kullanmıştır. Çünkü onlar bununla ilgili delilleri itiraf etmeyerek sanki örtügizlemişlerdir. ?????? kelimesi de sözlükte dua manasına gelmektedir. Nitekim (Tevbe 9/ 103)?? ????? ??? ??? Senin duan onlar için bir huzur kaynağıdır. ayetinde bu anlamda kullanılmıştır. Kur'an bu sözlük manasına ilaveten, onu tekbirle başlayıp selamla sona eren ve namaz denilen bir ibadet şekline isim olarak vermiştir. ?????? kelimesi de başı öne eğmek anlamında iken Kur'an namazda alnı yere koyarak yapılan ve secde denilen olaya isim olarak vermiştir. Ayrıca, Kur'an, bir çok ilim dalında kullanılan ıstilahi tabirlerin doğmasında da en etkili amil olmuştur. Kur'anın doğru anlaşılabilmesi için dilin iyi bilinmesi amacıyla nahiv, sarf, iştikak, bedi', beyan, meani gibi ilimlerin doğmasına ve ayrıca hadis, tefsir, fıkıh, kelam gibi dini ilimlerle ilgili çok geniş bir külliyatın oluşmasına sebep olmuştur. Bunun yanısıra, Kur'an-ı Kerim'de anlatılan tarihi kıssalar, sosyal, siyasi ve ahlaki konular da bu alanlar da bir çok ilmin doğmasına yol açmış ve böylece Arapça'ya çok büyük bir zenginlik kazandırmıştır. c) Arapça'nın yayılmasını sağlamıştır. Kur'an Arapça'yı, Arap yarımadası ile sınırlı bir dil olmaktan kurtarıp, tüm dünyada konuşulan bir dil haline getirmiştir. İslam'dan önce hemen hemen ticaret dışında Arap Yarımadasından dışarı çıkmayan bir millet olarak yaşayan Araplar, İslam geldikten sonra bir dava etrafında birleşmiş ve onun önderliğini yaparak dünyanın dört bir yanına dini yaymak için dağılmışlardır. Bunun sonucunda çok kısa bir süre içinde Atlas Okyanusu'ndan Çin'e kadar geniş bir coğrafyada İslam hakim olmuş ve yüzlerce farklı milletten insanlar Arapça'yı öğrenmişlerdir. Arapça, Kur'anın ve peygamberin dili olma özelliğiyle gittiği her yerde yayılmış ve kabul görmüştür. Buralarda konuşulan dillerden Süryanice gibi bazıları ya tamamen sönerken; Farsça, Türkçe gibi bazı diller de büyük ölçüde Arapça'nın etkisi altına girmiştir. Bunların başında da müslüman olan milletlerin konuştukları diller gelmektedir. Bu diller, büyük ölçüde Arapça'nın tesiri altında kalmış ve yeni bir hüviyete bürünmüşlerdir. d) Arapça'yı hem bozulmaktan korumuş, hem de ona akıcılık kazandırmıştır. Asırlar boyu Kur'an'ın devamlı okunması ve doğru anlaşılması çabası devamlı Arapça'nın konuşulmasını ve üzerinde çalışılmasını sağlamıştır. Böylece Arapça, Kur'an gibi bir mihenk sayesinde varlığını koruyabilme imkanına kavuşmuştur. Ayrıca, Kur'an'ın devamlı dua ve ibadetlerde okunması ve tecvid öğrenimi intikali sayesinde Arapça; harflerini, seslerini ve mahreçlerini muhafaza etmiştir.
We studied adverbs in Arabic and way of using in Quran in this study. This study was formed two chapter. In first chapter adverbs in Arabic were studied and in secoud chapter were studied way of using in Quran. In first chapter which I studied the adverbs in Arabic in the beginning defined the adverbs. After that, I explained section of adverbs. They are adverb of time, adverb of place, declinable adverb and indeclinable adverb. Specially I taken up regent of adverbs and to be annexation. While I was explaining topics in this chapter I particulary endeavored to give an example of Quran. In second chapter I studied using of adverbs in Quran. At first, I explained all meanings of an adverb, giving examples of verse or verses. Then, I explained the topic, researching books of grammar and comment on the Quran.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By