Publication: Orta öğrenim gençliğinde günah ve tövbe kavramları üzerine bir alan araştırması
Abstract
Din, insan ile Allah arasında kurulan çift yönlü ve çok boyutlu bir ilişkidir. Bu ilişkiye varlık ve devamlılık kazandıran insanî olumlu tutuma îmân denir. Îmân sayesinde insan, bütün davranışlarında Allah'a ve iradesine bağlanmakta, O'nun hükümranlığına gönüllü olarak boyun eğmiş olmaktadır. Ancak bazı durumlarda insan, fıtratındaki çeşitli dürtü ve isteklerinin sürükleyici etkisine kapılarak bağımsız yönelişler içerisine girebilmektedir. İnsan- Allah ilişkisindeki bu tür zaaflar veya geçici kopmalar doğuran davranışlara dinî literatürde genel olarak günah denilmektedir. Günah kavramı ilk insandan günümüze kadar varlığını koruyan dinî bir terimdir. Tarih boyunca müşahede edilen bütün dinlerde günah kavramı yer almıştır. Hayatiyetini kaybetmiş veya tarih sahnesinden silinmiş dinlerde de günah inancının mevcut olduğu, arkeolojik kazılarda elde edilen malzemelerden anlaşılmaktadır. İnsanoğlu hangi devir ve şartlarda yaşarsa yaşasın, hangi dine mensup olursa olsun, inançtan gelen bir müeyyide olarak günah kavramının özel hayatındaki tesirini göz ardı edememiştir; etmesi de mümkün değildir; çünkü inanan insan, ebedî ve sonsuz ahiret hayatına iyi bir şekilde hazırlanabilmek için günahlardan sakınmak gerektiğini bilir, geçici olan bu dünya hayatını ona göre tanzim eder. İnsanî ilimlerin açıkça ortaya koyduğu bir gerçek vardır ki inanma ihtiyacı insanın en temel ihtiyacıdır. İnsandaki bu tabii eğilim ve ihtiyaç , sonsuz kudretiyle bütün kainatı yaratan yüce Yaratıcının, insanın
benliğine yerleştirdiği fıtrat, vicdan ve sağduyunun uyarıcı sesinden başka bir şey değildir. İşte insandaki bu tabii inanma istek ve eğilimini gerçek anlamda tatmin eden yegane inanma şekli, bir ve sonsuz kudret sahibi olan Allah'a imandır. Bu sebeple Allah ile mahlukatın en şerefli ve değerli varlığı olan insan arasında kökleri çok eskilere uzanan oldukça güçlü bir bağ olduğunu , bunu duygu ve idrak halinde hissetmemizi sağlayan içsel yeteneğin ise dinî literatürdefıtrat olarak ifade edildiğini söyleyebiliriz. Dinî anlamda suç veya günah ise, kulun Allah'a teslimiyetini bozan,onun en önemli ihtiyacı ve hayatının gerçek anlamının temel kaynağı olan Allah inancını da bulandıran bir davranıştır. Çünkü kul suç işlediği zaman kendisiyle yaratıcısı Allah arasındaki ilişkide bir çözülmenin farkına vararak pişmanlık ve suçluluk duyguları yaşar. Fıtrat dini olan İslam bu noktada , Allah ile kopan bağlantının yeniden kurulabilmesi için en iyi çözüm olarak tövbe etmeyi ve Allah'a yakarışı önerir. Dinin iki temel kaynağını teşkil eden ayet ve hadislerde tövbe oldukça dikkat çekici bir şekilde işlenmiş ve tam bir samimiyetle (hulûs-i kalp ve tevbe-i nasûh) yapılan tövbenin insanın bir anlamda yeniden doğuşuna sebep olabilecek onarıcı ve arındırıcı bir tutum olduğu belirtilmiştir. Bilerek veya bilmeyerek günah işleyenlerin sığınacağı tövbe kapısı müminler için her zaman açıktır. Yüce Yaratıcımız bu konuda biz kullarına kadın-erkek ayırımı yapmaksızın bir takım lütuflarda bulunmuştur: Bütün bu lütuflar erkek müminlerle kadın müminleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere ebedi olarak sokmak, onların günahlarını yarlığamak içindir. İşte bu, Allah indinde en büyük kurtuluş ve saadettir. Tövbe ile Allah'tan yarlığanmayı dileyenlerin kurtuluş ve saadete ermeleri ne derece mümkün ise günahlarından dolayı tövbe etmeyenlerin cehennem azabına uğrayacakları da o derece kesin bir durum arz etmektedir: Hakikat, erkek müminlerle kadın müminleri belaya uğratanlar, sonra da tövbe etmeyenler yok mu? Onlar için bir de yangın azabı vardır. Büyük günahlardan Allah'a şirk koşma dışında kalanların Allah'ın affına mazhar olabileceği ümit ve ihtimali, İslâm'ın Kur'an ve hadislere dayanılarak yapılacak umumi yorumdan anlaşılabilmektedir. Allah'a ve ahirete, kısaca hak dine inanmak yaradılışı normal insanın en tabii vasfıdır. Bu ve benzeri ulvî inanç umdelerinden yoksun olan kişiler sağlıklı bir beden ve zihin yapısına sahip değildirler. Hasta ruhlu bu insanların tedavisi de rahmani hidayetle mümkündür. Meseleye bu perspektiften bakıldığında inançlı kişinin mesut bir ahiret hayatı sürmek için bu dünya hayatında günahın her çeşidinden sakınmak zorunda olduğunu anlaması gerekir. Çünkü hiçbir din, günahkar insana mesut bir ahiret hayatı vadetmemiştir, vadetmesi de mümkün değildir. Aksi halde günahtan kaçınmak için binbir gayret içine giren insanın bu çabasının manası kalmaz. Mümin kişiye düşen de günahın her çeşidinden sakınmaktır.
benliğine yerleştirdiği fıtrat, vicdan ve sağduyunun uyarıcı sesinden başka bir şey değildir. İşte insandaki bu tabii inanma istek ve eğilimini gerçek anlamda tatmin eden yegane inanma şekli, bir ve sonsuz kudret sahibi olan Allah'a imandır. Bu sebeple Allah ile mahlukatın en şerefli ve değerli varlığı olan insan arasında kökleri çok eskilere uzanan oldukça güçlü bir bağ olduğunu , bunu duygu ve idrak halinde hissetmemizi sağlayan içsel yeteneğin ise dinî literatürdefıtrat olarak ifade edildiğini söyleyebiliriz. Dinî anlamda suç veya günah ise, kulun Allah'a teslimiyetini bozan,onun en önemli ihtiyacı ve hayatının gerçek anlamının temel kaynağı olan Allah inancını da bulandıran bir davranıştır. Çünkü kul suç işlediği zaman kendisiyle yaratıcısı Allah arasındaki ilişkide bir çözülmenin farkına vararak pişmanlık ve suçluluk duyguları yaşar. Fıtrat dini olan İslam bu noktada , Allah ile kopan bağlantının yeniden kurulabilmesi için en iyi çözüm olarak tövbe etmeyi ve Allah'a yakarışı önerir. Dinin iki temel kaynağını teşkil eden ayet ve hadislerde tövbe oldukça dikkat çekici bir şekilde işlenmiş ve tam bir samimiyetle (hulûs-i kalp ve tevbe-i nasûh) yapılan tövbenin insanın bir anlamda yeniden doğuşuna sebep olabilecek onarıcı ve arındırıcı bir tutum olduğu belirtilmiştir. Bilerek veya bilmeyerek günah işleyenlerin sığınacağı tövbe kapısı müminler için her zaman açıktır. Yüce Yaratıcımız bu konuda biz kullarına kadın-erkek ayırımı yapmaksızın bir takım lütuflarda bulunmuştur: Bütün bu lütuflar erkek müminlerle kadın müminleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere ebedi olarak sokmak, onların günahlarını yarlığamak içindir. İşte bu, Allah indinde en büyük kurtuluş ve saadettir. Tövbe ile Allah'tan yarlığanmayı dileyenlerin kurtuluş ve saadete ermeleri ne derece mümkün ise günahlarından dolayı tövbe etmeyenlerin cehennem azabına uğrayacakları da o derece kesin bir durum arz etmektedir: Hakikat, erkek müminlerle kadın müminleri belaya uğratanlar, sonra da tövbe etmeyenler yok mu? Onlar için bir de yangın azabı vardır. Büyük günahlardan Allah'a şirk koşma dışında kalanların Allah'ın affına mazhar olabileceği ümit ve ihtimali, İslâm'ın Kur'an ve hadislere dayanılarak yapılacak umumi yorumdan anlaşılabilmektedir. Allah'a ve ahirete, kısaca hak dine inanmak yaradılışı normal insanın en tabii vasfıdır. Bu ve benzeri ulvî inanç umdelerinden yoksun olan kişiler sağlıklı bir beden ve zihin yapısına sahip değildirler. Hasta ruhlu bu insanların tedavisi de rahmani hidayetle mümkündür. Meseleye bu perspektiften bakıldığında inançlı kişinin mesut bir ahiret hayatı sürmek için bu dünya hayatında günahın her çeşidinden sakınmak zorunda olduğunu anlaması gerekir. Çünkü hiçbir din, günahkar insana mesut bir ahiret hayatı vadetmemiştir, vadetmesi de mümkün değildir. Aksi halde günahtan kaçınmak için binbir gayret içine giren insanın bu çabasının manası kalmaz. Mümin kişiye düşen de günahın her çeşidinden sakınmaktır.
