Publication: Militan demokrasi anlayışı ve 1982 Anayasası
| dc.contributor.advisor | AKAD, Mehmet | |
| dc.contributor.author | Hakyemez, Yusuf Şevki | |
| dc.contributor.department | Marmara Üniversitesi | |
| dc.contributor.department | Sosyal Bilimler Enstitüsü | |
| dc.contributor.department | Kamu Hukuku Anabilim Dalı | |
| dc.date.accessioned | 2026-01-13T07:51:52Z | |
| dc.date.issued | 1999 | |
| dc.description.abstract | G İ R İ Ş Halkın kendi kendini yönetmesi anlamındaki demokrasiye tarihte ilk kez Eski Yunan'da rastlanmakla birlikte, siyasal bir rejim olarak demokrasi daha sonraki dönemlerde bu ilk uygulama biçiminden çok daha farklı bir yapıya bürünmüştür. Aydınlanma dönemi, rönesans ve reform hareketleri sayesinde açılan yeni ufuklar sonucunda, Batı Avrupa'da, ekonomik, siyasal ve toplumsal koşulların ürünü olarak liberal demokrasi 17. ve 18. yy.'dan itibaren yerleşmeye başlamış ve günümüze değin yetkinleşerek gelebilmiştir. Çeşitli dönemlerde ve farklı biçimlerde olmakla birlikte halkın kendi kendini yönetmesi adı altında değişik demokrasi uygulamalarına rastlanmaktadır. Bunlar içerisinde klasik (liberal) demokrasi günümüzde kastedilen anlamıyla demokrasi adına en uygun olan rejimdir. Bu rejimde özgürlükler konusunda var olan serbestlik çok üstün bir konumdadır. Liberal demokrasi, özgürlükler konusuna en duyarlı olan demokrasi türüdür. Hatta bu yüzden günümüzde çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi de liberal demokrasiyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Liberal demokraside söz konusu olan özgürlük anlayışı aynen marksist demokrasideki gibi kendisine ulaşılması gereken nihai bir amaç konumundadır. Bununla birlikte marksist demokraside özgürlüğe özgürlükçü olmayan yollardan da ulaşılabilir. Ancak liberal demokraside durum çok farklıdır. Bu rejimde özgürlüğün üstün yeri her zaman ön plandadır. Öyle ki özgürlüğe ulaşma noktasında da yine özgürlükçü yollardan hareket edilmeli ve bu süreçte özgürlükler zedelenmemelidir. İşte klasik demokrasinin özgürlükler konusundaki bu aşırı duyarlı tutumu bunu diğer demokrasi türlerinden ayırır. Liberal demokraside özgürlüğe tanınan bu üstün yer özgürlüğün insan hayatını gerçekten yaşanmaya değer hale getiren tek unsur olmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamıyla özgürlük bireyler için yaşamsal bir değer taşımaktadır. Bu rejimde insanlar, özgürlükler konusunda söz konusu olan serbesti sayesinde keşfettikleri çeşitli yeniliklerle toplum hayatını geliştirerek daha rahat yaşama imkanına kavuşabilmektedirler. Günümüzde Batılı devletlerin hayat standardının yüksekliği de özgürlüğün bu işlevi ile açıklanabilir. Düşünce özgürlüğü ise demokratik rejimlerdeki özgürlükler içerisinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu özgürlük bireylerin devlet ve toplum hayatında kendilerini ifade edebilmesinin en önemli aracıdır. Düşünce özgürlüğü sayesinde bireyler devlet yönetimini etkileyebilmektedirler. Geniş anlamda siyasal katılımın gerçekleşmesinde bu özgürlük kilit rol oynamaktadır. Bu nedenle bir ülkede yönetilenlerin tepkilerinden rahatsız olanlar hemen bu özgürlüğü kısıtlamaya çalışırlar. Ancak böyle bir durumda rejimin demokratik niteliği zedelenmeye başlar. Liberal demokrasilerde düşünce özgürlüğünün sınırlandırılamaması esasının en önemli gerekçesi işte bu özgürlüğün yukarıda belirtilen işlevinden kaynaklanmaktadır. Liberal demokratik rejimlerde özgürlükler ve özellikle düşünce özgürlüğü için söz konusu olan bu mutlaklık, geçmişte kimi akımlar tarafından çeşitli antidemokratik amaçları gerçekleştirme yolunda araç olarak kullanılmıştır. Bunun sonucunda kimi ülkelerdeki demokratik rejimler sınırsız özgürlükten faydalanılarak yıkılmış ve yerine totaliter yönetimler kurulmuştur. Bu durum liberal demokrasilerde mutlak özgürlük koşulunun yeniden ele alınmasını gündeme getirmiştir. Yaşanan acı deneyimler sonrasında artık özgürlüğü yok etme özgürlüğü olabileceği söylenememektedir. Böylece özgürlükler konusunda liberal demokrasiler yeni bir döneme girmişlerdir. Bu yeni dönemle birlikte demokrasi karşıtı birtakım akımların düşünce ve özellikle örgütlenme özgürlükleri konusundaki mutlaklık yerini sınırlılığa bırakmıştır. Sonuçta liberal demokrasilerde artık demokratik rejim kendini yıkıcı sayılan hareketlere karşı korumak için bunların ifade ve örgütlenme özgürlüklerine sınırlama getirebilmektedir. Liberal demokratik rejimlerin, yukarıda belirtilen amaçlarla kimi özgürlüklere birtakım sınırlamaları gündeme getirmesi militan demokrasi olarak ifade edilmektedir. Militan demokrasi anlayışı, özgürlükçü demokratik düzeni korumak amacıyla demokrasi karşıtlarının bazı özgürlüklerine sınır koymayı amaçladığından, bu anlayış sadece özgürlükçü demokrasilerde gündeme gelebilir. Liberal demokrasi dışındaki diğer siyasal rejimlerde zaten özgürlükler konusunda yukarıda belirttiğimiz anlamda bir serbesti söz konusu olamayacağına göre, militan demokrasi anlayışının gündeme gelmesi de düşünülemez. Hatta denilebilir ki zaten bu rejimler kendini korumak amacıyla birçok özgürlüğü baştan sınırlandırmıştır. Bu rejimlerde gerçek anlamda halkın yönetime katılması ve yönetimi etkilemesi söz konusu değildir. Özgürlükçü demokratik düzeni korumak amacıyla birtakım özgürlükleri kısıtlama hususunda liberal demokrasilerdeki en önemli endişe, bu noktada aşırıya kaçıp rejimin özgürlükçü boyutunun aşırı biçimde zedelenmesine yol açmaktır. Bu da militan demokrasi anlayışının amacı olan özgürlükçü demokratik düzenin korunması ile bu amaçla birtakım özgürlüklerin sınırlandırılması arasında bir denge noktasının varlığını gündeme getirmektedir. İşte günümüzde birçok demokratik ülkedeki temel sorun da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Doktrinde de militan demokrasi anlayışının ortaya çıkmasından sonra, özellikle düşünce ve siyasal parti özgürlükleri konusundaki sınırlamalarda bu endişe ön plana çıkarılmakta ve rejimin özgürlükçü boyutunun tamamen yok olmasının sakıncalarına işaret edilmektedir. Bu çalışmada, militan demokrasi anlayışının ortaya çıkmasıyla birlikte, liberal demokrasinin özgürlükçü niteliğinin kazandığı yeni boyutta, özgürlükçü düzenin korunması ile kimi özgürlüklerin sınırlandırılması arasındaki dengenin nasıl belirlenmekte olduğu ele alınmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki militan demokrasi anlayışın yerleşmesinden sonra bile liberal demokrasinin özgürlükçü niteliğinin halen vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu unutmamak gerekir. Aksi durumda rejimin özgürlükçü boyutu ihmal edilir ve özgürlükler kimi siyasal iktidarlarca aşırı biçimde sınırlandırılıp otoriter bir rejime doğru gidilebilir. Gerçekten militan demokrasi anlayışının yerleşmesiyle birlikte birçok ülkede düşünsel nitelikli özgürlükler konusunda birtakım sınırlamalara başvurulmuştur. Kimi dönemlerde bu sınırlamalarda aşırıya kaçılmış da olabilir. Bu aşırılık sonucu liberal demokrasinin özgürlükçü niteliği de zedelenmiş olabilir. İşte, bu çalışmada, militan demokrasi anlayışının ortaya çıkmasından sonra, düşünce ve siyasal parti özgürlüğü ana ekseninde değişik ülkelerde ve Türkiye'deki durum ele alınmıştır. Çalışmanın yapılmasında konunun Türkiye açısından güncelliğinin etkisinin olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, militan demokrasi anlayışının ortaya çıkış nedenleri ve bunun sonucunda düşünsel özgürlüklerin almakta olduğu yeni biçim, bunun değişik ülke anayasalarına ve uluslararası belgelere nasıl yansıdığı ve militan demokrasi anlayışının demokratik rejim üzerindeki etkileri ele alınmıştır. İkinci bölümde, ilk olarak Cumhuriyet döneminden 1982 Anayasası'na kadar olan dönem ana hatlarıyla ele alınmıştır. Daha sonra ise 1982 Anayasası'nda militan demokrasi anlayışı ile ilgili hükümler ayrıntılı biçimde ele alınmış ve bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin içtihadı incelenerek, düşünce özgürlüğü ve siyasal partiler alanındaki militan demokrasinin uygulamada kazandığı boyut ortaya konmaya çalışılmıştır. Özgürlüğü yok etme özgürlüğü olamayacağı konusundaki tartışmalar ilk kez komünist tehdit gerekçesiyle ABD'de yapılmış olmasına rağmen, militan demokrasi anlayışının ortaya çıkışının en önemli nedeni İtalya ve özellikle Almanya'da aşırı sağ diktatörlüklerin kurulmasıdır. Bu nedenle, birinci bölümde, bu anlayışın ortaya çıkış nedenleri Almanya örneği ayrıntılı biçimde ele alınarak incelenmiştir. Daha sonra, özgürlükler konusunda, militan demokrasi anlayışının düşünce ve örgütlenme özgürlüklerini nasıl etkilediği konusuna değinilmiştir. Örgütlenme özgürlüğü konusu çalışmada konunun fazla dağılmasını önlemek için militan demokrasi anlayışı ile en fazla ilgili sayılan siyasal parti özgürlüğüne indirgenerek ele alınmıştır. Burada, düşünce özgürlüğünün demokratik bir rejimdeki yeri ve önemi belirtildikten sonra, militan demokrasi anlayışı sonrasında neden bu özgürlüğü sınırlamada aşırı biçimde hassas davranılması gerektiği, ağırlıklı olarak bu konuların tartışıldığı ABD doktrininden de faydalanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bölümde daha sonra, militan demokrasinin ortaya çıkışından sonra düşünce özgürlüğü konusundaki sınırlamalarda bu özgürlüğün hangi koşullarda ve hangi sınıra kadar sınırlandırılabileceği noktasında, yine bu konuda ABD doktrininde yapılan yoğun tartışmalar ve ABD Yüksek Mahkemesi'nin düşünce özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda geliştirdiği testler ele alınmıştır. Ardından konuyla ilgili değişik ülke uygulamalarına ve kimi uluslararası insan hakları sözleşmelerine yer verilmiştir. Burada ABD'nin ele alınması ile, bu ülkede bu amaçla çıkarılan yasaların nasıl militan demokrasi anlayışında söz konusu olması gereken hassas dengeyi aşıp belli görüştekileri bastırmaya yol açabileceği ve daha sonra nasıl dengenin yeniden sağlandığı gösterilmeye çalışılmıştır. Federal Almanya ise militan demokrasi anlayışının doğuşunda örnek ülke olarak Anayasa ve uygulama düzeyinde önemli özelliklere sahiptir. İtalya da bir ölçüde bu kategoriye sokulabilir. Uluslararası alanda, özellikle ülkemiz için de önemli bir yere sahip olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hükümleri ve koruma mekanizmasının bu konudaki jürisprüdansının ele alınması ile ortak Avrupa standardı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde son olarak militan demokrasi anlayışının demokratik rejim üzerindeki muhtemel kimi sonuçlarına işaret edilmiştir. Böylece, bunlara bakıp özgürlüklere getirilecek sınırlamaların sonuçları önceden tahmin edilerek, özgürlükler ile devletin korunması arasındaki dengenin adil ve özgürlükçü biçimde çizilmesine bir ölçüde katkı sağlanmış olabilir. Çalışmanın ikinci bölümde ise Türkiye'deki durum ele alınmıştır. Osmanlı döneminin ele alınmamış olmasının nedeni, bu dönemde hiçbir zaman liberal demokratik bir rejimin bulunmaması nedeniyle burada militan demokrasi anlayışının söz konusu olmamasındandır. Kaldı ki o tarihlerde militan demokrasi anlayışı henüz ortaya çıkmamıştı. Nitekim 1924 Anayasası'nda da militan demokrasi anlayışı doğrultusunda bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, bu Anayasa'nın yürürlükte olduğu özellikle 1950-1960 yılları arasındaki kimi antidemokratik uygulamalara değinilmesi ile Türkiye'de neden 1961 Anayasası ile birlikte militan demokrasi anlayışının benimsendiği daha açık biçimde anlaşılabilecektir. 1961 Anayasası'nda öngörülen militan demokrasi anlayışı 1982 Anayasası'nda daha belirgin çizgilerle ve daha geniş kapsamlı olarak ortaya çıkmaktadır. 1982 Anayasası'nın ayrıntılı biçimde ele alınması ile günümüzdeki militan demokrasi anlayışının hukuksal çerçevesinin Anayasal düzeyde daha net biçimde ortaya konulması amaçlanmıştır. Burada, ilk olarak Anayasa'daki özgürlük sorunu ve devlet birey ilişkilerine kısaca değinildikten sonra, Anayasa'nın Başlangıç ve Genel Esaslar bölümlerinde militan demokrasi anlayışı ile ilgili olarak getirilen hükümler ele alınıp değerlendirilmiştir. Ardından Anayasa'da düzenlenen düşünsel nitelikli özgürlüklerden düşünce, düşünceyi açıklama, din ve vicdan ve bilim ve sanat özgürlükleri ele alınmıştır. Bu konuda ayrıca, tüm temel hak ve özgürlükler üzerinde genel sınırlayıcı etkisi olan Anayasa'nın 13. ve 14. maddelerinin söz konusu özgürlükler üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Daha sonra örgütlenme özgürlüğü alanında, birinci bölümde olduğu gibi, yine konu bütünlüğünü bozmamak için sadece siyasal parti özgürlüğüne yer verilmiş, bu konuda Anayasa'da getirilen sınırlama nedenleri ayrıntılı biçimde ele alınmış ve bu sınırlama nedenlerinin kapsamı belirtilmeye çalışılmıştır. Bu konuda ayrıca siyasal parti kapatma ile ilgili olarak verdiği kararlarda Anayasa Mahkemesi'nin bu nedenleri nasıl yorumladığı ve parti kapatma konusundaki tutumu ele alınmıştır. Son olarak ise militan demokrasi anlayışı ile ilgili olarak 1982 Anayasası'nın genel yapısı ve Yüksek Mahkeme'nin içtihadı göz önünde tutularak kimi değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın özellikle ikinci bölümündeki incelemelerde ağırlıklı olarak hukuksal çerçevede kalmaya özen gösterilmiştir. Ülkemizdeki militan demokrasi anlayışı doğrultusunda Anayasa'da yer alan pozitif hükümlerin incelenmesinde toplumsal ve siyasal bakış açısına yer verilmeyerek, sadece konunun pozitif hukuk yönü ile ele alınmasıyla konu bütünlüğünün bozulmamasına gayret gösterilmeye çalışılmıştır. | |
| dc.format.extent | 255y. ; 28 sm. | |
| dc.identifier.uri | https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5A/T0045697.pdf | |
| dc.identifier.uri | https://hdl.handle.net/11424/188226 | |
| dc.language.iso | tur | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.subject | Anayasa ve idare hukuku | |
| dc.subject | ANAYASALAR-1982 ANAYASASI | |
| dc.subject | Hukuk | |
| dc.title | Militan demokrasi anlayışı ve 1982 Anayasası | |
| dc.type | doctoralThesis | |
| dspace.entity.type | Publication |
