Publication: Türkiye’ de basın işletmelerinin televizyon yayıncılığı alanındaki faaliyetleri ve Doğan Medya Grubu örneği
Abstract
Dünyada gazetecilik matbaacılığın bir yan ürünü olarak başlamıştır. Ülkemizde ise gazetecilik matbaacılığın bir yan ürünü değil de doğrudan doğruya ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde özel televizyon yayıncılığı da ülkemizde herhangi bir altyapısı olmaksızın yayın tekelinin fiilen delinmesi ile başlamıştır. Özel radyo ve Tv yayınlarının başlaması ve yaygınlık kazanması Türkiye'de sancılı bir sürecin başlamasına da neden olmuştur. Boş bir frekans bandı bulanın yayın yapmaya başlaması sonradan düzeltilmesi çok güç bir düzensizlik yaratmıştır. Eğlendirme işlevinin ağır bastığı radyo televizyon yayıncılığı, sermaye sahiplerinin kar elde ettikleri ve siyasal güçler üzerinde baskı oluşturduğu bir yayıncılık düzeninin yerleşmesine neden olmuştur. Tam da bu noktada gerek reklam, gerekse de kamuoyu oluşturmadaki etkinliklerini yitirmek istemeyen büyük sermaye sahipleri ellerinde bulundurdukları yazılı basın tecrübelerini, televizyon yayıncılığı alanına kaydırdılar. Türkiye'de televizyon yayıncılığında 1989 yılında başlayan fiili durum, 1982 Anayasası'nın ilgili maddesinde (madde.133) 10 Temmuz 1993 tarihinde yapılan değişiklik, Avrupa Sınırötesi Yayın Sözlemesinin kabulü (yürürlük:01.05.1994) ve 3984 sayılı Radyo ve Televiyonların Kuruluşları Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesiyle (20.04.1994) sona erdirildi. Özel radyo ve televizyon yayıncılığı bu düzenlemelerle bir hukuk düzenine bağlanmış oldu. Halen değiştirilmesi için çabaların sürdürüldüğü yasa eksikleri ve eleştirilen yönleri olmasına karşın fiili durumu sona erdirerek, yayıncılığı ve sahipliği yasal kurallara bağlamıştır. Ne varki; fiili durumun yıllarca sürmesiyle hukuk dışı uygulamara, ilkesiz yayıncılığa henüz tam anlamıyla engel olunamamıştır. Frekans bandı ve kanal tahsislerinin kesin olarak yapılamamış olması yayıncılık dünyasında gerek teknolojik gerekse hukuksal açıdan karmaşa yaratmıştır Kanunla çerçevesi çizilmiş olmasına rağmen Türkiye'de gözlemlenen çapraz tekelleşme münavebeli bir durum ortaya çıkarmış ve televizyonların gerçek sahiplerinin yerine kendi yakın çevreleri şirketlerin sahipleri olarak gündeme gelmiştir. Medyanın hızlı değişiminde iletişim teknolojisinde ortaya çıkan gelişmelerin açık etkisi ve artan sanayileşme etkisi belirleyicidir. Medya dünyasında bu değişim süreci içinde artık ekonomik olanın ağırlığını görmezlikten gelmek olanağı yoktu. Böyle de oldu. 1980'li yılların başından itibaren yani Türkiye'nin iktisat politikalarında radikal değişikliklere gittiği bir dönemin başından itibaren Türkiye'de önce yazılı basından başlayarak ekonomik bir faaliyet olarak medyalar alanında sermayenin yatırımları giderek artmaya başladı. Sermayedarlar, toplumda etkin olmak arzusuyla yayın kuruluşu sahibi olmak istemektedir. Sermayesi az olanlar, radyo kurmakta, biraz daha varlıklı olanlar gazete çıkartmakta, daha fazla sermayeye sahip olanlar televizyon kanalları açmaktadır. Çok daha fazla sermaye bulanlar, ikisine veya üçüne birden sahip olmaktadır. Bunun neticesinde medyanın mülkiyet yapısı hızla değişmekte, yerli-yabancı sermayenin yararı ön plana çıkmakta ve tekelleşme eğilimi artmaktadır. 1983-1993 dönemine, sonuçları itibarıyla damgasını vuran en önemli gelişmedir bu. Medya sektöründeki kuruluşların, kârlı ve rasyonel işletmeler olduğunu söylemek güçtür. Ancak, kamuoyundaki etkinlik ve politik güç, medya kuruluşu bazındaki kârı geri plana atabilmektedir. Kitle iletişim araçları sahipliği sermaye grupları açısından yüksek kar getiren bir alan olmamakla birlikte, bu araçların etkileme gücünden yararlanılması, bu alana yatırım yapılması bu alana yatırım yapmada önemli bir etken olduğu kesindir. Kitle iletişim araçlarıyla çok sayıda kişiye ulaşılabilmekte , izleyici, dinleyici ve okuyuculara diğer yatırım alanlarının ve birbirlerinin tanıtımı yapılabilmektedir. Türkiye'de televizyon yayıncılığı alanında faaliyet gösteren basın işletmeleri, bu işletmeleri ellerinde bulunduran sermayelerin sahip oldukları sektör dışı işletmeler ve özellikle de bankaları aracılığı ile elde ettikleri büyük finansal güçle önemli birer güç haline dönüşmüşlerdir. Türkiye'de medya sektörünün %80'i bu grupların kontrolündedir. Ayrıca bu grupların sektör dışı faaliyetleri de genellikle benzeri alanlardadır. Bu alanlar, başta finans olmak üzere enerjiden, inşaata ve ticarete kadar uzanmaktadır. Yaşanan yoğun rekabette ise grupların ellerinde bulundurdukları medya gücü onların en büyük destekçisi durumundadır Bugünkü oluşumuna göre Türkiye'deki basın işletmeleri bir oligopol şeklinde gelişmekte, ancak zaman zaman BirYay örneğinde olduğu gibi kartelleşme eğilimi de görülmektedir. Basın yayın alanında 'çapraz mülkiyet' hızla artmakta ABD ve bir çok Avrupa ülkesinde gazete patronluğunun yerini 'medya patronluğu' almaktadır. Bugün Türkiye'de iletişim sektöründe de bu tip bir çapraz tekelleşme görülmektedir. Diğer sektörlerdeki tekellerin ana amacı, maliyetleri düşürmek, fiyatları kontrol etmek, karı maksimize etmek şeklinde ortaya çıkarken, iletişim alanındaki tekeller ise bir yandan karları yükseltirken, diğer yandan gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yığınsal medyanın imkanlarını kullanarak ekonomik ve siyasal tercihleri etkileme hatta belirleme şeklinde gelişmektedir. Türkiye' de televizyon yayıncılığı alanında faaliyet gösteren büyük sermaye grupları; Uzan Grubu, Sabah Grubu, Çukurova Grubu, İhlas Grubu ve Doğan Grubu'dur. Bu gruplar içinde en etkin ve faaliyetleri yoğun olan ise Doğan Medya Grubu' dur. Doğan ailesi tarafından 1950 yılında kurulan Doğan Grubu kurulduğu günden bugüne kadar eğlence, bankacılık ve finans, endüstri, ticaret ve pazarlama ile enerji gibi birçok alanlarda faaliyet göstermektedir. Doğan Grubu'nun bünyesinde, Türkiye'nin uluslararası düzeyde hizmet veren bankalarından Dışbank ve iki finansal hizmet şirketi; Ray Sigorta ve Ticaret Sigorta, pazarlama şirketleri; Hürpa ve Milpa, üç otomotiv acenteliği, iki turizm işletmesi, bir yedek parça imalathanesi gibi çok farklı sektörlerden büyük çaplı işletmeler bulunmaktadır. Ayrıca son olarak özelleştirilen Petrol Ofisi A.Ş.'ye de ortak olmuştur. Doğan Grubu ilk olarak 1979 yılında Milliyet gazetesini satın alarak medya sektörüne girmiştir. Doğan yayıncılık ise 1980 yılında ise kurulmuştur. Şubat 1996 daha önce Doğan Holding tarafından satın alınmış olan Hürriyet Holding A.Ş. ile birleşerek Doğan Grubunun medya ile ilgili şirketlerini bünyesinde bulunduran holding şirketi haline gelmiştir. 1998 yılında Doğan Medya Grubu oluşturulduğunda Doğan Grubunun gelirlerinin %60'ı medya ile alakalı işlerden elde edilmekteydi. Bu nedenle kendi kendini yönetebilmesi için medya ile ilgili tüm işler DMG çatısı altında toplandı. Basın sektörünün dışındaki faaliyetlerinin yanı sıra elinde bulundurduğu 9 gazete, 30'un üzerinde dergi ve süreli yayın, 2 ulusal televizyon kanalı ve internet ve yeni iletişim teknolojileri alanındaki yatırımları ile Türkiye'nin en büyük basın grubu durumunda bulunan DMG'nin bu günlere gelmesinde grup şirketleri arasındaki iş birliği ve dayanışma neticesi yaratılan sinerjinin büyük önemi vardır. Ve ileriye dönük olarak da grup bu işbirliğini arttırarak devam ettirmeyi hedeflemektedir. Bugün yazılı basının yanı sıra, görsel ve işitsel basının da yaygınlaşması sonucunda, basın teriminin yerine medya terimi yoğunlukla kullanılmakta olup, günümüz Türkiyesi'nin ulusal-bölgesel-yerel medyasında etkinlik yönünden televizyonlar (260 kanal) önde gelmekte, daha sonra gazete ve dergiler (3.500 yayın) ile radyolar (1.176 kanal) sayılmaktadır. Türkiye'de kayıtlara göre; 16 Ulusal, 15 Bölgesel ve 230 Yerel televizyon; 36 Ulusal, 108 Bölgesel ve 1.055 Yerel radyo; toplam 1.329 kuruluş yayın yapmakta ya da yayın yapmaya çalışmaktadır. Ulusal yazılı basın İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropolitan merkezlerde toplanmıştır. İstanbul, ulusal 94 gazete ve 518 dergi ile başı çekmektedir. Ankara'da ulusal 8 gazete, 37 dergi, İzmir'de ise ulusal 3 gazete ve 3 dergi yayınlanmaktadır. Yerel gazete ve dergiler açısından bakıldığında ise 663 yayınla Ankara'nın birinci sırada olduğu, onu, 354 ile İzmir'in ve 352 ile İstanbul'un izlediği gözlenmektedir. Çok renkli ve çok sayıdaki yazılı ve görsel basın işletmelerinin varlığı aslında bu sayılara eşdeğerde çok seslilik yaratamamaktadır. Bugün Türkiye'de devlet tekelinin kalkmasından sonra, sermaye tekeli basını ele geçirmiş ve kazanca giden her yol mübah olarak görülmeye başlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda da kamuoyunda tam anlamıyla etkin olabilmek amacıyla her türlü kitle iletişim aracında etkin olmak gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle hem gruplar arasında yaratılacak sinerjiden yaralanabilmek ve hem de bu medyaların birbirini destekleyebilme özelliği dolayısı ile büyük sermaye sahipleri hem yazılı, hem de görsel medyada faaliyet göstermeye başlamışlardır. Bütün bunlar doğrultusunda yazılı basın işletmelerinin televizyon yayıncılığı alanındaki faaliyetlerine etkinliklerini muhafaza ederek güçlerini arttırmak amacıyla başladıklarını söyleyebiliriz. Bu ise büyük sermaye gruplarının yurt çapında reklam pazarlarını tekellerinde tuttukları çapraz bir tekelleşmeyi ve kamuoyunu dört bir koldan, fazlasıyla etkiledikleri merkeziyetçi bir yapıyı ortaya çıkarmıştır.
