Publication:
Minimal sanatta form ve mekan ilişkisi

dc.contributor.advisorKARA, Devabil
dc.contributor.authorBulduk, Bülent
dc.contributor.departmentMarmara Üniversitesi
dc.contributor.departmentGüzel Sanatlar Enstitüsü
dc.contributor.departmentResim Ana Sanat Dalı
dc.date.accessioned2026-01-13T06:22:56Z
dc.date.issued2007
dc.description.abstract“İçeriği en aza indirilmiş sanat” olarak tanımlanan Minimalizm, 1960’larda ortaya çıkmış bir akım olmasına rağmen, 20.YY’ın daha hemen başlarında bazı sanatçıların çalışmaları ile ilk sinyallerini verdiği söylenebilir. Bu sanatçılar geleneksel formların bir türlü dışına çıkamayan zamanın kabullerini yıkmış ve kendi sanatsal duruşlarıyla yeni formatlar sunarak özgün bir dil oluşturmuşlardır. 20.YY’la birlikte yapıt-mekan ilişkisi de sorgulanmaya başlanmıştır. Rönesans’tan bu yana “kabul edilen bir ön plandan hareket etmek ve ön plana perspektif aracılığı ile görünebilir bir derinlik izlenimi getirmek yerine, Kübist ressamlar, sağlam ve tasvir edilen bir arka plandan hareket ederler. Böyle bir hareketle sanatçı, belli bir biçim şeması içinde ön plana doğru çalışır.” Gerçek nesneleri özgün bir biçimde resimlerinde kullanan Kübistler, böylelikle resmi gerçek mekana açan ilk sanat hareketi olmuştur. Günümüze kadar bir çok sanatçının referans noktası olarak aldığı Marcel Duchamp’ın “hazır-nesne”leri ise nesneyi bağlamından koparmaya yönelik bir girişimdir. Bundan böyle sanat yapıtı sınırsız bir mekan özgürlüğüne sahiptir. Çöplük birikintilerini, endüstri artıklarını resimlerine sokan Kurt Schwitters daha sonra bu nesnelerle bir mekanın içini düzenlemiştir. Mekanı ele geçiren bu türden işleri ‘mekan = sanat yapıtı’ydı. El Lissitski’ de tıpkı Schwitters gibi bir insanın gerçekten içine girebileceği, deneyimleyebileceği üç boyutlu bir mekan tasarlamıştır. Bu iki sanatçı yerleştirmelerin bir nevi öncüsü olmuştur. Gerçeküstücü’ler ise nesneleri kendi doğal ortamlarından çıkartarak şaşırtıcı, düşsel bir ortama taşıdılar. 20.yy da sanatta gelişen saflaşma eğilimi yada minimal eğilimler sürecinde bazı sanatçılar, sembolik bir dil kullanarak kendilerini ifade etmeye başladılar. Semboller ve imgeler, sanatçının renk ve biçimleriyle birleşip, yapıtı ortaya çıkaran unsurlar oldu. Bu durum soyut sanata giden bir yol olmuştur. Soyut sanatla birlikte sanatçılar nesne ötesine, görüntünün ardına ya da aşkın bir varlığa ulaşma çabası içine girdiler. Sanatçılar saf olanın peşine düştüler ve objesiz sanata doğru kaymaya başladılar. “Resmine zararlı olduğu gerekçesiyle doğal görüntüleri ilk eleyen ressam Vassili Kandinsky” , resmi “sıfır noktası”na çeken Kazimir Malevich ve resim yüzeyinde derinlik yanılsamasına gerek olmadığını düşünen Piet Mondrian bu eğilime öncülük etmişlerdir. Bu sanatçılarla başlayan saflaşma süreci Minimal sanatla doruk noktasına ulaşmıştır. 1960’larda A.B.D’de ortaya çıkan Minimalizm, bir yandan soyut dışavurumculuğun romantik tavrına diğer yandan da optik yanılsamaya dayanan Pop Art ve Op Art’a karşı bir tepki niteliğindedir. “Minimal Art ile resim ve heykele bambaşka bir disiplin gelmiş form ve mekân anlayışından tutun da, plastik sanatları ilgilendiren hemen her öğe Minimal Art'ta değişime uğramıştır.” Sanat sanat içindir ilkesini yücelten Minimal Sanatta resim ve heykelde bir anda göze çarpan düzen ve bütünlük önemlidir. Minimalistler resimlerinden artistik biçimleri, renkleri atmışlardı. Tuvallerin formlarını oluşturan sınırları yapıtlarına dahil etmişlerdir. Mekan resimlerin bir elemanı haline gelmiştir. Heykeltraşlar ise yapıtlarında geleneksel heykelin vazgeçilmezi olan “kaide” unsurunu ortadan kaldırmışlardır. Sanatçılar heykelin yer alacağı mekanla ilişkisini sorgulamış, mekana göre işlerini şekillendirmiş ve sergilemişlerdir. Ancak 1960’ların sonuna gelindiğinde Minimalizm bir çok yönden eleştirilmeye başlanmıştı. Geometrinin dayattığı sınırlar, hayattan kopma ve el işçiliğinin neredeyse yok sayılması bu eleştirilerden bazılarıdır. Bir süre sonra çeşitli gruplardan genç sanatçılar Minimalist estetiğin değerlerini yeni umulmadık noktalara taşımıştır. Post-minimalistler olarak anılan bu sanatçılar Minimal sanatın aşırı biçimciliğinin aksine kalıcılığı olmayan, geçiciliği vurgulayan biçimsel özellikleri kullanmışlardır. Batı’lı anlamda görsel sanatlarla 18.YY’ın sonlarında tanışan Türkiye ise Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber yeni yönelimlere sahne olur. Ancak bireysel ve özgün çıkışlar 1950’lerde başlar. Bu tarihten itibaren sanatçılar soyutlamaya yönelirler. 60’lara gelindiğinde Türk plastik sanatları dünyadaki örneklerine paralel bir şekilde saf soyuta ve Minimal Sanata uzanan bir anlayışta örnekler vermiştir. Bugün ise hem ressamlar hem heykel sanatçıları yapıtlarında minimal formları sıklıkla kullanmaktadır.
dc.description.abstractMinimalism which is described as “Art which its content is minimized” is born in 1960s but in the early 20th century it was giving the signals of birth by some of the works of some artists. These artists broke the recognitions of their time which could not pass the lines of conventional forms, and with their own artistic stands they produced a new language by creating new formats. By 20th century, work-space relations have started being inquired. Since the Renaissance “instead of working in a foreground and producing a visible sense of depth to the foreground by perspective; Cubist Artists work with a valid and well-described background. With such an act the artist works toward the foreground in a certain format diagram.” Cubism by using real objects in a unique way, were the first art movement to open art to real space. “Ready-made” of Marcel Duchamp, who is still being referenced by artists of our time, is an attempt to separate the object from its context. Since that, art has a freedom of infinitive space. Kurt Schwitters inserted trash piles, industrial wastes to his paintings and later on designed an interior space by these objects. Such works which seized the space were ‘space=artwork”. El Lissitski, just like Schwitters, created three dimensional spaces which a human could get in and experience. These two artists were some kind of the leaders of installations. Further more, Surrealists took objects out of their own natural environments and put them in a surprising and an imaginary environment. In 20th century, with purification in art or minimal tendencies some artists expressed themselves by using a symbolic language. Symbols and images, combined with artist’s colors and forms, became the elements to compile a work. This leaded the way to abstract art. With abstract art, artists began trying to go beyond the sight and over the reality of the objects. Artists began going after the purification and moved towards objectless art. “Vassili Kandinsky who was to first to eliminate objects claiming they are damaging his art” Kazimir Malevich who drew the art to “zero-point” and Piet Mondrian who denied the need of illusion of depth in the surface of a painting, have leaded this movement. The era of purification reached its peak by Minimal Art. Minimalism appeared in USA in 1960s as a reaction to both the romantic attitude of abstract expressionism and optic illusions of pop-art and op-art. “Minimal Art has brought a new disciple to painting and sculpture, and changed everything from understanding of form and space to every aspect of plastic arts.” Minimal Art praises “Ars gratia artis” and in Minimal Art, painting and sculpture, an obvious method and unity is important. Minimalists ceased using artistic forms and colors. Canvas’ borders were included in paintings. Space became an element of their works. And sculptors ceased using pedestals which had been seen as indispensable, they inquired the relationship between sculpture and its place. They shaped their works according to its place and exhibited them in that way. But in the late 60s Minimalism was being questioned in many ways. Lines imposed by geometry, disconnection from real life, and handwork almost being ignored are the main subjects of critics. After some time, young artists from different groups have brought Minimalist aesthetic to a new and unexpected place. These artists, called Post-Minimalists, despite of the over-formal stance of Minimal Art, used forms that emphasized impermanency. Turkey who met visual arts in western sense in late 18th century has been a stage for new tendencies after the declaration of Republic but individual and inventive risings began in 1950s. After this date, artists began abstracting. In 60s parallel to world’s tendencies, examples in a mentality in pure abstract and similar to Minimal Art were given. Today both artists and sculptors use minimal forms in their works often.
dc.format.extentVII,133y.: res.; 28sm.
dc.identifier.urihttps://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/6D/T0055919.pdf
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/11424/213928
dc.language.isotur
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.subjectResim
dc.subjectResim Sanatı
dc.titleMinimal sanatta form ve mekan ilişkisi
dc.typemasterThesis
dspace.entity.typePublication

Files

Collections