Publication:
Sosyal Devlet ilkesi ve özelleştirme

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Sosyal ve siyasal bir varlık olan devletin yapısı ve işlevi sürekli olarak bir değişim göstermektedir. 1789 Devrimini oluşturan burjuva sınıfı kendi isteklerine uygun olark liberal devleti kurmuş, liberal devletin toplumun büyük kesimlerinin ihtayaçlarına cevap vermediği ve yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimi ve yeni ortaya çıkan işçi sınıfının taleplerinin karşılanması gereği burjuva sınıfını tavizlerde bulunmaya zorlamış, böylece sosyal ve ekonomik haklar belirmeye başlamıştır. Burjuva sınıfını tavizde bulunmaya zorlayan etmenlerden biri de Marksist ideolojidir. Bu ideolojinin işçi sınıfı arasında taraftar bulmasının sosyal devlet oluşumunda olumlu etkisi inkar edilemez. 1 nci ve 2 nci Dünya Savaşları sonrasında kabul edilen anayasalarda sosyal ve ekonomik haklar geniş listeler halinde tanınmış, devletin görevleri önemli derecede artmıştır. Bireylere bir hak olarak tanınan ve devlete önemli görevler yükleyen sosyal ve ekonomik haklar kamu giderlerini artırmış, kamu giderleri kamu gelirleriyle karşılandığından, devletin ekonomiye müdahalesine olanak sağlayan sosyal devlet ve sosyal devletin maliyeti tartışmalara konu olmuştur. Özelleştirme; devletin ekonomide işletmecilik alanlarından tümüyle çekilerek asıl görevleri olan ve özel kesim tarafından yüklenilmeyecek olan savunma, sağlık, eğitim ve altyapı yatırımlarına yöneltilmesi felsefesine dayanmaktadır. Kamu hizmetlerinin de bir bedelinin olduğu, bu hizmetlerden yararlanmak isteyenlerin bir bedel ödemesi gerektiği ifade edilmektedir. Sosyal devlet ile özelleştirmenin çok yakın bir ilişkisi vardır. Özelleştirmeye kamu yararının gerektirdiği durumlarda hizmetin kalitesini artırmak ve yeni kaynaklar bulmak amacı ile başvurulması gereken bir yol olarak bakıldığında, özelleştirme uygulamaları ile sosyal devlet ilkesini gerçekleştirmeye yarayacak sağlam kaynaklar elde edilebilir.
Structure and function of state as a social and political entity, shows continual change. Bourgeois class that has created 1789 revolution had established liberal state according to its own needs. However, it has seen that liberal state is insufficient and it could not answers the needs of large sections of society. Industrial revolution and requirement of meeting of the demands of a new born labor class, has obliged bourgeois class to give some concessions, and so, social and economic rights started to emerge. One of the reasons that oblige bourgeois class to give concession is marxist ideology.It could not be denied the positive effects of this ideology that find supporters within labor class in the process of creating social state. In constitutions that formed after the first and second world wars, social and economic rights has accepted with broad lists and state's duties has increased in an important degree. Social and economic rights that attribute important duties to state and accepted as a right for individuals, has increased public expenditure. Due to fact that public expenditure provided by public income, social state that give possibility for state intervention into economy and cost of state has been subject to discussions. Privatisation is based on the philosophy of leaving of state from management in economics and concentrated its efforts on defence, health. education and infra-structure investments that are main tasks of state and could not be realized by private sector. It is cried that public services has a price and they who want to benefit from these services should pay one price. There is a close relationship between social state and privatisation. When taking into consideration of privatisation as a way of increase service quality in time of public need required and an aim of finding new resources, beneficial sources could be found to realize privatisation applications and social state principle. ÖZET Yargı içinde taşıdığı öğelerle bir büten halinde bağımsız ve tarafsızlığından şüphe duyulmayacak bir konumda ise tartışmalardan ve eleştirilerden uzak durabilir. Bir bütün olark algılanılması gereken yargı erkinin parçalanması, beraberinde sorunlarıda getirmektedir. Yargı kolu veya düzeni dediğimiz bu parçalanma yargının olmassa olmaz koşulu olan doğal yargı yeri olma, bağımsızlık, tarafsızlık ve yargıç güvencesi konularında tartışmalara ve eleştirilere zemin olmaktadır. Hukuk sistemimizde askeri yargı genelden ayrılan bir yargı düzeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağımsız ve etkilerden uzak bir yargı erkinin bütün anlamda tüm yargı kollarını aynı hukuksal nitelik içinde barındırması istenen bir sonuçtur.Ancak hukuk sistemimiz içerisinde bunu rahatlıkla söylemek mümkün değildir. Genel esaslar dışına çıkılarak aykırılık oluşturan parçalanmış bu yargı kolları bazı tartışmaların odak noktasına ister istemez oturmaktadır. Bu bütünsel yapıdan ayrılarak, kendine özgü usul ve yargılama sistemini oluşturan askeri yargının bünyesinde bulunan yargı yerlerinin doğal yargıç ilkesi açısından kurulup kurulmadıkları önem kazanmaktadır. Evrensel bir anlam ve içerik kazanmış olan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın gerekleri doğal yargıç ilkesi açısındanbelirleyici bir konuma sahiptir. Başka bir anlatımla doğal yargıç ilkesi adil ylargılanma hakkı kapsamında onun bir unsuru olarak içeriklenmekte ve bu hakkın diğer unsurları ile ele alındığında etkin hale gelmektedir. Doğal yargıç ilkesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak ele alınmış olup bu hakkın içeriğini oluşturan diğer unsurlarla beraber incelenmiştir. Bu hakkın somuta aktarılışınada uluslararası düzlemde getirdiği yargısal denetim ile en etkin konumda bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, hukuksal niteliği, iç hukukumuza yansıması, uygulanabilirliği, yeri ve etkinliği kabul gören bir gerçek olmasına rağmen kısaca incelenmiştir. Adil yargılanmasının bir unsuru olarak beliren doğal yargıç ilkesi, zorunlu olarak, bağımsız ve tarafsız olan yargıç doğal yargıçtır anlayışı içinde irdelenmiştir. Öğretide doğal yargıç ilkesinin tanım ve kavram olarak hangi yerde olduğuna ait saptamadan sonra yabancı hukuk sistemlerindeki yeri ve önemi değerlendirilmiştir. Bunun yanında hukuk devletinin temel öğelerinden birini oluşturan doğal yargıç ilkesi bu anlayış içindeki önemi açısından da kısa bir irdelemeye tabi tutulmuştur. İlk bölümde yapılan saptamalar ve tesbitler ışığında askeri yargı yerleninin değerlendirilmesi yapılmıştır. Öncelikle askeri yargının varlığı ve hukuk sistemimizdeki yeri üzerinde durulmuştur. Devam eden başlıklar altında bu yargı düzeninin sorunları irdelenerek, anayasal düzlemde yapısı ve bu yapının esas noktasını oluşturan askerlik hizmetlerinin gerekleri kavramı incelenmiştir. Askeri yargı yerleri kapsamında özellikle sanık ile ilk buluşmayı sağlayan Askeri Mahkemeler ve Disiplin Mahkemeleri üzerinde durulup, bu yargı yerlerinin nitelikleri ve kurulmalarındaki sorunları irdelenmiştir. Ayrıca yüksek askeri yerleri olan Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi bu açıdan sorunları ve tartışmalara konu olan özellikleri bağlamında ele alınmıştır. Doğal yargıcın bağımsız ve tarafsız olan yargıç olması gerekliliğinden hareketle askeri yargıçların bağımsız ve tarafsızlık durumları değerlendirilmiştir. Bütün bunların yanında askeri yargının, kabullere göre yapısal özelliğinin zorunlu bir sonucu olarak beliren meslekten olmayan yargıç sıtatüsündeki subay üye sorunsalı bağımsızlık ve tarafsızlık kapsamında incelenmiştir. Ayrıca askeri yargı yeri, kendi içinde iş bölümü, bu yargı yerlerine ulaşabilme ve makul sürede yargılama ile aleniyet açısından doğal yargıç bağlamında irdelenmiştir. Son olarak kuruluşunda askeri yargıç görevlendirilmesine yer veren mahkemelerde Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi kuruluş, neteliği ve yargıçlarının bağımsızlığı açısından incelenmiştir. Devlet Güvenlik düzenlemeler kapsamında kısa bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By