Publication:
İbn Sînâ'nın zihnî varlık ve tümellik anlayışı ve Fahreddin Râzî'nin eleştirileri

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Bu tez, zihnî varlık ve tümelliğin mantık ve epistemoloji alanıyla ilişkili yönünü dışarıda tutarak ontolojik cihetine odaklanmaktadır. İbn Sînâ’nın teorisi, bilgide ayrışan şeyle dış dünyadaki bilinen arasındaki ilişki, dış dünyada var olmayan şeylerin nasıl bilindiği ve tümellerin nerede var olduğu problemleriyle ilişkilendirilebilir. Duyulur şahısların ortak özelliklerinin, kendisinden başka hiçbir şey olmayacak şekilde, şahıslardan ayrık olarak var olması gerektiğine dayanan Platon’un idealar kuramına karşı çıkan İbn Sînâ, Platon’un bir mâhiyetin başka hiçbir şey olmaması şartıyla alınmasıyla (mücerret mâhiyet) başka hiçbir şart olmaksızın alınması (mutlak mâhiyet) arasındaki farkı gözden kaçırdığını düşünür. Mücerret mâhiyetin dışta var olması imkansızken, mutlak mâhiyet, dışta fertlerden ayrık olarak değil, fertlerin zımnında mevcuttur. Fakat mutlak mâhiyet kendinde tümel de değildir tikel de. Bir şeyin aynıyla çokluk arasında ortak olması imkansız olduğundan, tümellik ona ancak zihinde, çokluğa mutabakat anlamıyla ilişebilir. Yoklukta ayrışma olması mümkün olmadığından, dış dünyada var olmamasına rağmen bildiğimiz şeylerin olması, bilginin, zihinde meydana gelen bilinenin sûreti olduğunu gösterir. Zihinde ve hâriçte var olduğunda mâhiyetten ortaya çıkan özellikler farklılaşmasına rağmen mâhiyet sabit kalmaktadır. Mâhiyet hâriçte var olduğunda şahıslar ortaya çıkarken, zihinde var olduğunda bir bilen öznenin bilgisi hâline gelir. Râzî bilinene mâhiyet bakımından denk bir sûretin zihinde var olmasını mümkün görmez. Ayrıca dış dünyada var olmadığını düşündüğümüz şeylerin görmediğimiz felekî cisimlerde veya Platon’un iddia ettiği gibi idealar olarak dışta var olabileceğini söyler. Zihnî varlığı reddinin bir sonucu olarak, dışta var olan mutlak mâhiyete tümelliğin dışta iliştiğini, dolayısıyla tümellerin dış dünyada var olduğunu savunur. İbn Sînâ ve Râzî’nin bu düşüncelerini ayrıntılarıyla ele alan bu tez, aynı zamanda, güncel araştırmalarda yaygın olan zihindeki sûret-aklî tümel-mücerret mâhiyet özdeşleştirmesine karşı da yeni bir teklif sunmaktadır.
This thesis focuses on the ontological aspect of mental existence and universality, excluding the aspect related to the field of logic and epistemology. Ibn Sīnā’s theory can be associated with the problems of the relationship between what is differentiated in knowledge and what is known in the external world, how things that do not exist in the external world are known and where and how universals exist. Ibn Sīnā, who opposes Plato's theory of ideas, which is based on the claim that the common properties of sensible individuals must exist separately from the individuals, in such a way that they are nothing other than themselves, thinks that Plato overlooks the difference between taking a quiddity on the condition that it is nothing else (abstract quiddity), and taking it as there is no condition (absolute quiddity). While it is impossible for the abstract quiddity to exist externally, the absolute quiddity exists in external world implicitly within the individuals, not separately from them. However, the absolute quiddity is neither universal nor particular in itself. The Universals exist only in mind. Since it is not possible for differentiation to occur in non-existence, the fact that we know externally non-existents shows that knowledge is the form of the known that occurs in the mind. Although the features that emerge from the quiddity differ when it exists in the mind and outside, the essence remains constant. When the quiddity exists outside, individuals emerge, when it exists in the mind, it becomes the knowledge of a knowing subject. Rāzī does not find it possible for a form equivalent to the known one in terms of essence to exist in the mind. As a result of his denial of mental existence, he argues that universality is externally occured to the absolute quiddity that exists externally, and therefore universals exist in the external world. This thesis, which deals with these thoughts of Ibn Sīnā and Rāzī in detail, also offers a new proposal against the identification of form in the mind with mental universal and abstract quiddity, which is common in current research.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By