Publication:
Tanzimat sonrası Osmanlı hukuk düşüncesinde fıkıh usulü kavramları ve modern yaklaşımlar

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Tanzimat sonrasında hukukun modernleşmesi sürecinde başta Mecelle olmak üzere, şer'î hukuka dayalı yeni düzenlemeler, fıkıh usulü açısından dönemi içinde kapsamlı bir değerlendirmeye konu olmamıştır. Daha çok siyasi ve pratik gerekçelerin belirlediği bu ortamda, hukukun kaynağına ilişkin sınırlı bir tartışmanın Yeni Osmanlılarca, tabii hukuk kavramının etkisini taşıyan bir zeminde yapıldığını görüyoruz. II. Meşrutiyet'ten sonra, Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe konulmasıyla meclis yasamasına bağlı bir hukuki düzene geçilmesi, hukukun yeniden değerlendirilmesi için önemli bir gerekçe oluşturuyordu. Bu dönemde fıkıh usulü zeminindeki tartışmaların omurgasını, yeni siyasi ve toplumsal yapının şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir değişme ve yenileşme düşüncesi oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, zamanın değişmesiyle hükümlerin de değişeceği düşüncesine dayalı yeni bir ictihad arayışı olarak tezahür etmiştir. Mevcut fıkıh birikimiyle yeni ictihad taleplerinin bağdaştırılması, ictihadın geçerlilik alanının genişletilmesiyle mümkün olacağından, bu tartışmaların önemli bir sonucu, ictihad faaliyetinin kolaylıkla yürütülmesini sağlayacak yeni tasnif ve tanımlara gidilmesi olmuştur. Buna zemin hazırlamak üzere fıkıh tarihine ilişkin malumat yeni bir yorumla bir ictihad tarihi olarak ele alınmıştır. Ayrıca, fıkıh usulünün değişmeye bağlı kavram ve mekanizmaları kimi zaman fıkıh usulü çerçevesini zorlayacak biçimde geniş bir yorumla yeni ictihad düşüncesinin önemli dayanakları haline getirilmiştir. Özellikle 1913 sonrasında İttihat ve Terakki hakimiyetinin desteğine sahip yeni bir ictihad ve usul-i fıkıh yorumu olarak Ziya Gökalp ve Halim Sabit'in ortaya attığı ictimai usul-i fıkıh tartışmaları bu çerçevede ileri bir örnek olarak görünmektedir. Aktüel siyasi ve toplumsal hedeflerin meşruiyet çerçevesi olarak, fıkıh usulüne dayalı bir söylemi öne çıkaran bu yeni usul önerisinin, dini/ hukuki bakımdan fıkıh usulü birikimiyle sağlıklı bir bağlantı kurduğunu söylemek oldukça güç görünmektedir. New arrangements based on the sharia, take Mecelle as a primary example, during the legal modernization after the Tanzimat period were not taken into consideration sufficiently especially from the point of usul al-fiqh (Islamic Legal Methodology) at this time. In the dominant impact of political and de facto conditions on the historical context, only Young Turks discussed to a certain extent the source of law departing from the natural law. It was a suitable time to reevaluate the law when the legal order established on the basis of parliamentary decisions with the Kanun-i Esasi after the Second Meşrutiyet (Constitutional Monarchy). At this period, the backbone of the discussions depending on usul al-fiqh was an idea of change and modernization derived from the conditions of new political and social structure. This approach appeared as seeking a new ictihad (idea, judgment) grounding on a claim that the rules (should) change when the time changes. In the existing conditions, this could be possible only by expanding the limits of ictihad and this, therefore, required new classifications and new concepts. For this aim, the related history of fiqh was reconstructed or reinterpreted as a history of ictihad at this period. Besides, concepts and interpretations in usul al-fiqh about the change were reinterpreted, by forcing their classical meanings and frames, as significant bases for the new understanding of ictihad. The extreme example of this process was the ideas of Ziya Gökalp and Halim Sabit. They invented the terminology of ictima-i usul-i fiqh, which was supported by Union and Progress government especially after 1913, as a new way of understanding ictihad and usul al-fiqh. It seems, at the end, very difficult to claim that this new terminology as giving priority to a discourse based on usul al-fiqh in legitimizing the present-day political and social aims had healthy relationship, according to religion/ law, with the classical usul al-fiqh.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By