Publication: Gelişme stratejileri ve Türkiye için alternatiflerin değerlendirilmesi
Abstract
Gelişme kavramının tarihsel planda yüklendiği anlamlar göz önüne alındığında bilim ile iktidar arasındaki ilişki ve bu ilişkiye bağlı olarak gelişmenin tanımlanış şekli itibariyle sahip olduğu sermaye birikimi merkezli içerik dikkati çekmektedir. Bu içerik gelişmenin bir takım sayısal büyüklükler etrafında analiz edilmesine ve dolayısıyla sorunun tarihsel-toplumsal boyutunun dikkate alınmamasına neden olmuştur. Oysa açıktır ki; kapitalist sosyal ilişkiler ağı içerisinde hayat bulan bir “gelişmişlik” veya “azgelişmişlik” sürecinin, bu ilişkilerin analize konu edilmeden anlaşılması ve aşılması mümkün değildir. Başka bir değişle; gelişme sorunsalı toplumsal ilişki alanına işaret ettiği ölçüde, bu sorunun çözümü de ancak toplumsal ilişkilerin tüm boyutlarını kapsayan bir dönüşümle mümkün olacaktır, dolayısıyla stratejik olarak salt iktisadi ya da siyasi düzeyleri hedef alan formülasyonlar çözüm noktasında yetersiz kalacaktır. Bu anlamda ilk elden yapılması gereken, gelişme düşüncesinin toplumsalın her alanını kucaklayacak şekilde yeniden içeriklendirilmesi ve bu içeriklendirme pratiğinin yarattığı olanaklar çerçevesinde çok düzeyli stratejik açılımlar geliştirilmesidir.
