Publication: Çağdaş Amerikan sosyolojisinde teoriler
| dc.contributor.advisor | AMMAN, M Tayfun | |
| dc.contributor.author | Akarca, Özlem | |
| dc.contributor.department | Marmara Üniversitesi | |
| dc.contributor.department | Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü | |
| dc.contributor.department | Sosyoloji ve Antropoloji Anabilim Dalı | |
| dc.date.accessioned | 2026-01-13T09:52:02Z | |
| dc.date.issued | 2001 | |
| dc.description.abstract | Tez konumu seçmemde Amerika'da yaşıyor olmamın ve ilgili kaynaklara daha kolay ulaşacağımı düşünmemin rolu olmuştur. Konuyla ilgili kaynakların taranmasıyla gerçekleştirilen araştırma şu varsayımlardan yola çıkmaktadır. a. Amerikan sosyolojisi son derece dinemik kendini yenileyerek üretebilen bir sosyolojidir. b. Amerikan sosyolojisi, mikro sosyoloji olarak nitelenemeyecek ölçüde geniştir. c. Amerikan sosyolojisinde bütünleşme eğilimindeki teoriler ön planda olmakla birlikte, çatışma teorileri de bunlar arasında itibar görmektedir. d. Amerikan sosyolojisinde teoriler arasındaki zıtlaşma yerini, uzlaşma ve sentez arayışlarına bırakmaktadır. e. Postmodernist ve feminist yaklaşımlar sosyolojik düşüncenin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Kökleri Avrupa'da atılan sosyoloji teorileri, bu kıtada meydana gelen Fransız İhtilali, endüstriyel devrim ve buna bağlı olarak gelişen şehirleşme ve kapitalizm, kapitalizme tepki olarak doğan sosyalizm, dini inançtaki değişimler ve bilimin toplum içinde yaygınlaşması ile sosyal yapıda oluşan değişiklikler sosyolojik düşünce geleneğinin doğuşunu hazırlamıştır. Gelişen sosyal olaylar, çeşitli Avrupa ülkelerini etkilemiş ve burada yaşayan sosyologların fikirlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Fransa'da ortaya çıkan Aydınlanma akımı, hem bu ülkede hem de çevre ülkelerde sosyal yaşamla ilgili birçok fikir ve inancın değişmesine yol açmıştır. Bu süreçte, toplumun da doğadaki gibi kanunlarının olduğu ve bu kanunların bilinmesi halinde topluma bir şekil vermesinin mümkün olduğu inancı doğmuştur. C. Saint Simon, A. Comte, E. Durkheim sosyolojini kuruluşunda önemli rol oynayan üç önemli Fransız isimdir. Diğer taraftan K. Marx'ın düşünceleri ve kapitalist sisteme yönelttiği radikal eleştiriler sosyolojinin gelişmesinde önemli olmuştur. Alman ekolünden gelen M. Weber, G. Simmel, W. Sombart gibi isimler de bu süreçte anılmayı hak etmektedirler. İngiltere'de Spencer'ın sosyal evrimci görüşleri ve İtalya'da Marx'ı ve Aydınlanma düşüncesinin akılcı yönüne eleştiriler getiren V. Pareto'nun çalışmaları da benzer bir öneme sahiptir. Pareto, aynı zamanda Amerika'da T. Parsons'la birlikte ortaya atılan strüktürel fonksiyonalizmin gelişiminde merkezi bir rol oynamıştır. Gelişmesini kısaca ele aldığımız Avrupa sosyolojinin, felsefi ve spekülatif bir özelliği vardır. Amerika'da ise, Avrupa'yla aşağı yukarı eş zamanlı gelişen sosyoloji rahat bir ortamda ilerlemiştir. Bunun nedeni Amerika'da modern üniversite sistemleri ile sosyolojinin aynı anda ortaya çıkması ve ilk dönem Amerikan sosyolojisini şekillendiren liberalizmdir. Amerika'da üniversite yapıları çok çeşitli özellikler göstermektedir. Örneğin, üniversitelerde doktora bölümünün kurulması ve öğrencilere seçimlik ders alabilme hakkının tanınması, I. Dünya Savaşı'ndan sonra Sosyal Bilim Araştırma Konseyinin kurulması ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra da alan araştırmalarının gelişerek devam etmesi, 1970'lerde kadın araştırmalarının ve çeşitli etnik programların geliştirilmesi konularında olduğu gibi Amerikan üniversiteleri birçok konuda ön saflarda yer almıştır. Amerikan sosyolojisinin gelişmesinde, mevcut üniversite sistemi içinde açılan sosyoloji bölümlerinin ve buradaki öğretim görevlilerinin tartışma ortamında geliştirdikleri teori okullarının büyük rolü olmuştur. Bunlardan ilki 1982 yılında Albion Small tarafından kurulan Chicago Üniversitesi Sosyoloji Bölümüdür. Bu bölümde yer alan önemli sosyologlar W.I. Thomas (1863-1947), Robert Park (1864-1944), Charles Horton Cooley (1864-1929), George Herbert Mead (1863-1931) olarak sayılabilir. Alan araştırmalarına önem veren bu bölüm Chicago kenti üzerinde sosyolojik çalışmalar gerçekleştirmiştir. Zamanın Chicago kenti, şehirleşme ve endüstrileşmenin bütün özeliklerini taşımakta olup, içinde barındırdığı etnik gruplar ve onların ırksal düşmanlıkları ve bireyselleşme gibi olgular sayesinde sosyologları yeni bir akım olarak sembolik etkileşimciliğin temellerini kurmaya yönlendirmiştir. Ancak sembolik etkileşimcilik Amerikan sosyolojisinde 1950'li yıllardan sonra önplana çıkmıştır. Amerikan sosyolojisinin başlarından beri yaygın olan yaklaşım strüktürel fonksiyonalizmdir. Bu perspektif Chicago Üniversitesi'nden sonraları açılan ve Pitirim Sorokin'in (1889-1968) 1930 yılında üniversiteye gelişiyle önem kazanan Harvard Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde Talcott Parsons (1902-1979) tarafından geliştirilmiştir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan sosyolojisinde hakim durumuna gelen strüktürel fonksiyonalizme göre toplum, birbiri içine girmiş, karşılıklı fonksiyonel bağıntı içinde bulunan unsurların oluşturduğu sistemler bütünüdür. Toplum, çeşitli alt sistemlerden oluşmuş olup en önemli fonksiyonu bütünleşmedir. Sosyal bütünleşmeyi gerçekleştiren en önemli ve temel güç, ortak değerler sistemidir. Amerika'nın hakim pozisyonunun zirveye ulaşması ile egemenliğinin düşüş kaydetmesinin ve strüktürel fonksiyonalizmin yükselişi ile gerileyişinin aynı zamana rastladığı belirtilmektedir. Her modelin, tüm sistemler arasında en geniş sistemin korunmasına katkıda bulunan önemli bir yanının olduğunu ileri süren ve sosyal değişmeye karşı muhafazakar duruşuyla dikkati çeken strütürel fonksiyonalizm ile Amerikan siyasal tarihindeki yükseliş ve etkisini kaybedişlerin eşzamanlı olması anlaşılır görünmektedir. Daha sonraları strüktürel fonksiyonalizm, sosyal değişmeyi ve toplumdaki çatışmayı yeterince açıklayamaması sebeplerinden Amerikan sosyoloji geleneği içinde gerileme kaydetmiştir. 1960'li yıllarda meydana gelen Vietnam Savaşları ve özgürlükçü hareketler ile toplumda gelişen çatışmalar ve farklı yaşam biçimlerinin ortaya çıkması, çatışma teorisinin ve bununla birlikte sembolik etkileşimcilik, alış-veriş teorisi gibi mikro teorilerin Amerikan sosyolojisi içinde gelişmesini sağlamıştır. Bunda, 1923 yılında Almanya'da kurulan ve Nazi baskısından dolayı onbir yıl sonra Amerika'ya gelen Frankfurt Okulu düşünürlerinin yardımcı bir rolü olmuştur. Bu düşünürler, Amerikan Sosyolojisi'ne yeni bakış açıları kazandırırlarken Amerika da onlara modern kapitalist sistemi yakından görme imkanını sağlamış ve böylece analizlerinin ekonomi merkezli olmaktan kısmen uzaklaşıp kültürel sistem üzerinde yoğunlaşma zemini hazırlamıştır. Amerikan sosyolojisinde çatışma teorilerinin önplana çıkmasını sağlayan C. W. Mills'in (1916-1962) akıllarda kalan en çarpıcı özelliği, teorisini kurarken Marx'ı tamamen dışlayan Parsons'a yönelttiği sert eleştirilerdir. Frankfurt düşünürleri ve Mills ile başlayan çatışmacı yaklaşım, uzlaşmacı ve bütünleşmeci özelliğiyle dikkati çeken Amerikan sosyolojisinin sosyolojik hayalgücünün zenginleşmesini ve Amerika'da sosyolojinin çok renkli bir görünüme kavuşmasını sağlamıştır. George Homans (1910-1989) tarafından geliştirilen ve tüm davranışları bir mübadelenin sonucu olarak gören alış-veriş teorisi, Erving Goffman'ın (1922-1982) dramatürjik analizi, Alfred Schutz'un (1899-1959) fenomenolojik sosyolojisi, Herald Garfinkel'in (1929) etnometodolojisi bu zeminde yükselmişlerdir. 1980'li yıllardan sonra Amerika, yeni teorik arayışlara sahne olmuştur. Bu süreçte, daha önceki dönemin mikro ve makro teorilerini bütünleştirme, ajan-yapı tartışmalarında bir orta yol bulma ve meta teori oluşturma dikkati çeker. Bu eğilimlerin oluşmasında Amerika'nın tek güç olarak ortaya çıkmasıyla birlikte sosyolojik çalışmalara öncülük yapmasının, bölgesel araştırmaları geliştirerek hızlandırmasının ve toplumsal zeminin, modernizmin katılığından, postmodernizmin esnekliğine gelmiş olmasının rolü büyüktür. Bütün bunlar Amerikan sosyolojisinin son derece dinamik, kendini yenileyerek üretebilen bir sosyoloji olduğunu göstermekte; aynı zamanda mikro sosyoloji olarak nitelenmeyecek ölçüde geniş olduğunu ortaya koymaktadır. Çağdaş Amerikan sosyolojisinin eğilimlerinden biri olan mikro ve makro bütünleşmesi, mikro analiz düzeyi ile makro analiz düzeyi veya mikro teoriler ile makro teoriler arasında bağ kurma şeklinde iki zeminde ilerlemiştir. Analiz düzeylerindeki bütünleşme çabaları hem mikro analiz düzeyinden makroya, hem makro analiz düzeyinden mikroya, bununla birlikte hem mikrodan mikroya, hem de makrodan makroya açıklamalar getirebilmektedir. Diğer bir eğilim olan ajan-yapı bütünleşmesi ise daha çok Avrupa'ya özgü bir gelişme olup, A. Giddens'ın eserlerinin yaygınlığı sebebiyle Amerika'da etkilidir. Mikro ve makro ile ajan ve yapı ilişkilerine odaklanma beraberinde teorilerin sentezlenmesini getirmiştir. İlk bütünleştirme hareketleri birtakım eksiklikler gösterse de bu eğilimler teorik sentezlerin ilerlemesinde önemli katkılar sağlamaktadırlar. Çağdaş Amerikan sosyolojisinde teorik sentezlere gidilmesinin bir sebebi, çok karmaşık, çok yönlü ve birçok alanda farklılıklar gösteren sosyal olayların analizinde artık tek bir teorinin getirdiği açıklamaların yetersiz kalacağına dair bir uzlaşmanın sağlanmış olmasıdır. Örneğin, Amerikalı sosyologlardan J. C. Alexander ve P. Colomy, strüktürel fonksiyonalizmin eksikliklerini gidermeye çalışan ve teorik sentezlere açık olan bir neofonksiyonalizm; R. Collins, mikro olgulara açıklama getiren ve yine teorik sentezlere açık bir çatışma teorisi üretirler. G. Ritzer gibi sosyologların üzerinde çalıştıkları, sosyolojinin sosyolojisi olarak da nitelenen ve çağdaş sosyolojinin eğilimlerden biri olan metateori oluşturma, bilim felsefesinin bir alanı olarak değerlendirilebilir. Metasosyoloji olarak da açıklayabileceğimiz bu alan genellikle sosyolog kimliği önplanda olan araştırmacılar tarafından, sosyolojinin metodolojisi üzerine yoğunlaşır. Çağdaş Amerikan teorilerinin yukarda bahsedilen eğilimlerini teorisinde yansıtan Randall Collins, analitik çatışmacı sosyologlar arasında yeralmaktadır. R. Dahrendorf , L. Coser, Collins gibi isimler tarafından temsil edilen analitik sosyologlar, K. Marx'ın görüşlerini takip eden eleştirel çatışmacılardan farklı olarak M. Weber'in çizgisinde ilerlerler. Çatışmayı toplumun vazgeçilmez bir unsuru ve temel özelliği olarak gören analitik çatışmacılara göre toplumda güç ve mevki sağlayan kaynakların birden fazla olması, tek yönlü analizin yetersizliğine neden olmaktadır. Analitik çatışmacı sosyologlar gibi Collins'de sosyolojisinin çatışmaya olan ilgisinin politik bir eylem olarak görmez. Ona göre çatışma perspektifi, günümüz toplumunun sosyolojik analizi için en uygun yoldur. Collins teorisinde sadece Marx, Weber değil aynı zamanda Durkheim, Mead, Schutz ve Goffman gibi sosyologlardan da etkilenmiş ve teorisini geliştirirken bu sosyologların teorik yaklaşımları arasında sentezlemeler yapmıştır. Collins'in teorisinin özellikleri; aile, eğitim, cinsiyet ve entellektüel dünyadaki tabakalaşma olgusunu açıklaması; mikro ve makro analiz düzeyleri arasında bağ kurma çabasının bir ürünü olarak etkileşim ritüel zincirlerini ortaya koyması ve mevcut çatışma varsayımlarının üzerine kendi varsayımlarını üretmesi şeklinde özetlenebilir. Weber'in tabakalaşma modelini Marx'ınkine tercih eden Collins'e göre tabakalaşmanın bir değil birtakım sebepleri vardır. İnsanların farklı sınıflar halinde gruplanmasını sağlayan meslekler, insanların yaş, cinsiyet, etnik yapı ve eğilimleri açısından çeşitli statü gruplarından biraraya geldiği topluluklar ve çeşitli partilerin politik güç aradıkları politik arenalar, insanların güç elde etmek için kullandıkları kaynaklar ve bu kaynakların tümü sosyal tabakalaşmanın modelini oluşturmaktadırlar. Durumsal tabakalaşma ismini verdiği bir model geliştiren Collins bu modelle, davranışların sadece ekonomik değil, değişik durumlara göre arzettiği çeşitlilikleri görünür kılmaktır. Collins'in teorisini diğer çatışmacı teorilerden ayıran en büyük özellik onun mikro yönelimli olmasıdır. Sosyal yapı gibi makro bir olgunun, mikro süreçler tarafından açıklanabileceğini savunan Collins'e göre, yapıyla ilgili olarak ortaya konulacak herhangi bir varsayım için açıklayıcı materyal bireylerin tecrübeleridir. Bireylerin tecrübelerini, etkileşim ritüel zincirleri olarak kavramlaştıran Collins'e göre bunlar, bireylerin birbirlerinden etkilenmesi, kaynak alış-verişinde bulunulması halinde oluşmaktadırlar. Bireyler arasındaki etkileşimlerin ve sosyal yapıların arkasındaki itici güç duygulardır. Çatışma ile ilgili görüşlerini, çatışma teorisinin genel varsayımları üzerine bina eden Collins'e göre, her toplumda insanın zenginlik, güç, prestij gibi kendisine ulaşmak için gayret sarfedeceği değerler vardır. Hiçkimse başkalarından emir almak istemez ve bunu önlemek için herşeyi yapar. Ayrıca insanlar her nerede yaşarlarsa yaşasınlar temel ilgilere sahiptirler ve bu temel ilgiler doğrultusunda davranış gösterirler. Herkes aynı ölçüde hırslı değildir ve gücün doğasında eşitsizlik vardır. Collins'e göre, maddi ve teknik kaynaklara sahip olmak, sağlıklı olmak ve fiziksel çekicilik, bireylerin iletişim halinde oldukları insanların sayısı ve nitelikleri, insanların sahip oldukları maddi ve manevi kaynaklar insanları mücedeleye itmektedirler. Diğer yandan sosyolojik düşüncenin gelişmesine önemli katkılar sağlayan feminist yaklaşımlar günümüzde, sadece kadın özgürlüğünü sağlamaya yönelik bir yaklaşım değil, feminist sosyolojiden feminist çevreciliğe, feminist antropolojiden feminist mimariye kadar yeni çalışma alanları ortaya çıkmaktadır. Feminizme göre var olan beşeri birikim, erkek egemen bir nitelik taşmaktadır. Patriarşik düzen olarak da ifade edilen bu birikimler, kadın deneyim, eğilim ve yönelimlerini dışlamaktadır. Feministlere göre bütün bilim dallarında erkekler kadınlardan daha çok eğitilmekte ve istihdam edilmekte, bilimsel araştırmalarda doğrudan kadını ilgilendiren konular önemsenmemektedir. Bu görüşlere sahip feminist sosyologlardan bir de Dorothy Smith'tir. Sosyalist feminist olarak nitelendirilen Smith, patriarşik düzende gerek kadınların baskı görmesini gerekse geri planda kalan kadın veya erkeklerin veya etnik grupların görmezden gelinmesine karşıdır. Smith, kadının duruş noktası adlı teorisinde kadınlarla ilgili çalışmalara ağırlık vermektedir. Smith teorisini geliştirirken, Marx, Engels tarafından geliştirilen materyalist metod ile Garfinkel'in etnometodolojisinden, ayrıca H. Mead, M. Merleau-Ponty gibi sosyologlardan etkilenmiştir. Fenomenolojik bir yaklaşımla kadının gerçekliğini arayan Smith'e göre, kadının toplumdaki yeri, geçmiş etkileşimlerle kurulmuş ve şimdiki etkileşimlerle de devam edegelen fikirler sisteminin bir ürünüdür. Onun geliştirdiği teorinin en büyük kaynağı kendi tecrübeleridir. Bu noktada, Smith'in en önemli hedeflerinden biri, toplumu erkeklerin bakış açılarıyla değerlendiren sosyolojilere karşı toplumu, kadınların perspektifiyle de ele alıp inceleyen bir yaklaşım geliştirmek; aynı zamanda genel sosyolojideki eksik yönleri eleştirerek kadın sosyolojisi oluşturmaktır. Genel sosyoloji ile kadınlar için yapılacak sosyoloji arasındaki farkları belirten Smith, ilk olarak kadının bilinci ile genel sosyal bilinç arasındaki farktan dolayı ortaya çıkan gerilimi hata çizgisi olarak kavramlaştırmıştır. Smith'e göre, bu gerilimin ortadan kalkması için sosyal kurumlarda kalıplaşmış olan ve herkese normal olarak görünen önyargıları çözmek gerekmektedir. Diğer yandan Smith'e göre kurulu sosyoloji, kadını bir özneden çok nesne olarak görme eğilimdedir. Çünkü o, kadınların içinde yaşadığı ve içinde sosyal ilişkilerin yer aldığı günlük ve özel alanlardan kopuktur. Smith'e göre kurulu sosyolojinin aksine kadın sosyolojisinin dayanak noktası kadını özne olarak gören bakış açısıdır. Yani bu yaklaşımda kadın bir ürün olarak değil bir üretici olarak ele alınmaktadır. Sosyolojik metinleri, öznenin bakış açısını yansıtmadığından ve öznenin öznelliği dışında durduğundan yani objektif olma iddasına rağmen objektif olmamasından dolayı eleştiren Smith, kendi teorisinde günlük sosyal ilişkilere kadar inip kadın deneyimlerini ortaya koymak ister. Bu onun için, kadını obje halinden kurtarıp özneye çevirmenin bir yoludur. Günlük hayatı bir problematik olarak incelemek ve herkes tarafından normal olarak algılanan yargıları sorgulamak ve kültürel olarak öğrenilmiş fikirlere eleştiriler getirmek içerdekilerin sosyolojisini yapmaktır. Bu yolla Smith, içinden dışına toplumun bilincini sistematik olarak geliştirmeye çalışır. Ona göre bu amaca ulaşmanın en önemli yolu sosyolojidir. Çünkü sosyoloji, yöneten araçlardan biridir. Soyut kavramlar ve sembollerle idare edilen topluma sosyolojinin, bu kuram ve sembolleri ortaya koyma konusunda yardımcı olduğuna inanan Smith'e göre sosyolojik metinler bu çalışmanın en önemli parçasıdır. Kurulu sosyolojide metinler, sosyoloğun tek taraflılığı ile doludur. Smith bu metinlerin kadınlar lehine çoğaltılmasının kadın sosyolojisini oluşturmada en önemli unsur olduğunu belirtir. Sosyolojide diğer bir konu olan sosyal yapının ağ ilişkileri şeklinde görülmesi 20. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır. Sosyal ağlar, sosyal yapının unsurları olan insanları ve sosyal pozisyonlarını grup ve organizasyonlar halinde birbirine bağlayan ilişkiler bütünüdür. Sosyal yapıyı ve bu yapıyı oluşturan ilişkileri ağa benzeterek değerlendiren ağ analizi, bu ilişkiler bütününün veya herhangi bir analiz düzeyinde bir grup aktör arasında meydana gelen sosyal ilişkileri incelemenin adıdır. Ağ analistlerine göre, sosyal yapıyı kavramlaştıracak herhangi bir zihinsel çabanın, bu yapının birtakım varlıklar arasındaki ilişki ve bağlardan oluştuğunu bilmesi gerektir. Ağ analizinin temel amacı, toplumun bireysel veya kollektif üyelerini birbirine bağlayan bağların objektif modelidir. Ağ analizinin özelliği, matematikteki zengin kavramları, sosyal analizlerine uyarlanmasıdır ve bu sosyologlara göre, sosyal yorumlara büyük kesinlik kazandıracak bir özelliktir. Yukarda bahsedilen teorilerin, teorik eğilimlerle birlikte bütünleşme gayretlerinin postmodernizmden etki aldığını söyleyebiliriz. Postmodernizm, modern dönem sonrası kapitalist kültürde gelişen bir harekettir. Postmodern düşünce felsefe, politika, ekonomi, tarih, antropoloji ve sosyoloji gibi çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu hareket, sosyolojik düşüncenin gelişmesine katkı sağlamış ve aynı zamanda , sosyoloji teorilerini değiştiren ve geliştiren dalgalara sahip olmuştur. Gelişen marksist ve feminist yaklaşım çeşitleri, Amerikan sosyolojisinde postmodernizmi ön plana çıkarmış, bu akımlar çağdaş Amerikan Sosyolojisi'nde önemli yerlerini almaya başlamışlardır. Postmodernizm geleneksel akademik söylem tarzlarını, onların büyük iddalarını reddetmekle, Marx veya Parsons üzerine yapılmış büyük söylemler yerine, her teoriden alınma sentez çalışmalara önem vermektedir. Postmodernizmin sosyolojide teorik sentezlere zemin hazırlayan özellikleri, disiplinlerle yan disiplinlerin sınırlarla ayrılmasına karşı olması; görüşlerini birçok disiplinden alması ve disiplinler arasında sınır tanımaması; toplumsal olguların farklı okumalara imkan sağlayan karmaşık olgular olduğunu, dolayısıyla teorilerin tek yönlü metinler olmasının ve onlardan birinin otorite olarak görülmesinin sosyolojik düşünceye bir set çekeceğine inananmasıdır. Postmodernizm, çağdaş Amerikan sosyolojileri üzerinde etkileri olmuş bir akımdır. | |
| dc.description.abstract | CONTEMPORARY AMERICAN SOCIOLOGICAL THEORIES Living in Usa I decided to deal with Contemporary American Sociological Theories as my thesis. I looked through the materials like books or journals for my research. Sociological theories which are established in Europe, French Revolution, Industrial Revolution, urbanisation and capitalism which are due to this last one, socialism emerging as a reaction to capitalism, changes in religious belief and changes in social structure due to the spread of science in society prepared the birth of tradition of sociological thought. Growing social facts influenced different European countries and played an important role in changing ideas of sociologists living there. Movement of Enlightenment emerging in France led to changes in ideas and beliefs about social life in this country and in its periphery. In this process, the belief that society has laws as nature does and that it is possible to reform the society when these laws are known, emerged. C. Saint Simon, A. Comte, E. Durkheim are three important French names who played role in the establishment of sociology. On the other side ideas of K. Marx and his radical critics about capitalist system have been important in the development of sociology. Names coming from German School like M. Weber, G. Simmel, W. Sombart deserved to be remembered in this process too. In England, Spencer's ideas of Social Evolution and in Italy V. Pareto's works criticizing rationally Marx, and ideas of Enlightenment are important. Pareto had also a central role in the development of structural functionalism suggested by T. Parson in America. European sociology of which the development is mentioned shortly above, has a philosophical and speculative charactheristic whereas in America, sociology which improved contemporary to Europe progressed in a more ease atmosphere. The reason of that is liberalism forming American sociology at the first period and the emergence of systems of modern universities and sociology at the same time. American Universities are the pioneers in a lot of subjects as the establishment of department of doctorate and to give to the students the right to choose a course,the establishment of Council of Research of Social Science after First World War and the continuation of researches after Second World War, the development of researches about women and different ethnic programs. Departments of sociology established in already existing universities and the schools of theory developed by the lecturers in an atmosphere of discussion, had an important role in the development of American sociology. The first one is The Department of Sociology of Chicago University established by Albion Small in 1882. Important sociologists as W. I. Thomas (1863-1947), Robert Park Alan (1864-1929), Charles Horton Cooley (1864-1929), George Herbert Mead (1863-1931) had place in this department. This department which put emphasis on the researches of a certain domain made sociological researches about the city of Chicago. Chicago of that time which had all the characteristics of urbanization and industrialization, oriented sociologists in the foundation of a new trend, symbolic interaction due to the notions of ethnic groups and their racist hostility and individualism. But symbolic interaction came to the fore after 1950's in American sociology. Structural functionalism is the widespread approach since the beginning of American sociogy. This perspective is developed by Talcott Parsons (1902-1979) in The Department of Sociology of Harvard University which is established after Chicago University and which had importance after the coming of Pitirim Sorokin (1889-1968) to the university in 1930. Society is the total of systems created by elements which are linked together and which have reciprocal functional relation according to the structural functionalism which became dominant in American sociology after Second World War. Society is created by different subsystems and its major function is integration. The most important and fundamental power which realizes the social integration is the system of common values. It is stated that the peak of the dominant position of America and the decline of its sovereignty and the rise and the decline of structural functionalism happened at the same time. The fact that structural functionalism which puts forward that every model has an important aspect in protecting the wider system within all systems and which calls attention with its conservative attitude towards social change; and the rise and loss of effect of American political history are isochronal seems comprehensible. Later, structural functionalism declined in American tradition of sociology because of its incapability of explaining social change and social conflict. Vietnam War in 1960's and movements which promotes freedom, social conflicts and emergence of different life styles made develop micro theories like conflict theory, symbolic interaction and exchange theories in American sociology. Intellectuals who are belonging to The School of Frankfurt which is established in 1923, in Germany and who came in America eleven years later because of the pressure of Nazis; had a supplementary role in this fact. While these intellectuals made American sociology acquire different points of view, America provided them the means of observing capitalist system from a closer position and therefore prepared a basis for their analysis to concentrate on cultural system instead of being centered on economy. The most striking property of C. W. Mills (1916-1962) who helped conflict theories to come to the fore in American sociology, is his severe critics about Parsons who completely denied Marx. Approach of conflict theory which emerged with intellectuals of Frankfurt and Mills, made richer the sociological imagination of American sociology which is cmpromising and integrative and it provided a livelier appearance to American sociology. Exchange theory which is developed by George Homans (1910-1989) and which consideres that all the behaviours are a result of an exchange, dramatic analyses of Erving Goffman (1922-1982), phenomologic sociology of Alfred Schutz (1899-1959), ethnomethodology of Herald Garfinkel improved on this ground. After 1980's America become the scene of new theoretical searches. In this process, integration of micro and macro theories of ealier period , to find an intermediary between discussions about agent-structure and creating a meta theory attract importance. The fact that America became the leader of sociological researhes while it emerged as the only power, that it accelerated regional researches by developing them and that it passed from the rigidity of modernism to the flexibility of postmodernism, had a great role in the emergence of these tendencies. All of those show that American sociology is a very dynamic, productive by renovating itself and they also displayed that it's more than a qualification of micro sociology. Integration of micro and macro-one of the tendencies of American sociology-progressed on two grounds as making a connection between micro level of analysis and macro level of analysis or between micro theories and macro theories. The efforts of integration of level of analysis can bring explanations from micro level of analysis to macro,from macro level analysis to micro,also from micro to micro and from macro to macro. Integration of agent-structure which is another tendency, is a more European development and it's more effective in America due to the prevalence of the works of A. Giddens. Concentration on micro and macro,agent and structure brought the synthesis of theories. Although the first activities of integration had some defeciencies, these tendencies made theoretical syntheses improve. A reason of making theoretical syntheses in contemporary American sociology is the agreement about the fact that only one theory would not be sufficient in explaining very different and complex social facts. For instance, J. C . Alexander and P. Colomy, produced neofunctionalism which tries to supplement structural functionalism and which is open to theoretical syntheses; R. Collins produced a conflict theory which brings explanations to the notions of micro and which is again open to theoretical syntheses. Metatheorizing, one of the new tendencies of contemporary sociology on which sociologists as G. Ritzer worked, and which is described as the sociology of sociology, is a ground of philosophy of science. This ground which can be explained as metasociology, is concentrated on methodology of sociology by researchers with identities of sociologists. Randall Collins who reflects the tendecies of contemporary American theories mentioned above, believes in analytic conflict theory. Analytic sociologists represented by R. Dahrenhof, L. Coser and Collins are from the part of M. Weber, contrary to critical coflictualists who go after K. Marx's views. According to the supporters of analytic conflict theory who consider the conflict as an unevitable element and the main component of the society, plurality of the sources which provide power and place in the society leads to insufficiency of analyses with one aspect. Collins, like the supporters of analytic conflict theory, doesn't consider the interest of sociology towards conflict as a political action. According to him, perspective of conflict is the best suitable way of sociological analysis of today's society. Collins was influenced by not only Weber, Marx but also Durkheim, Mead, Shutz and Goffman in forming his theory and he made syntheses between these sociologists theoretical approaches. Characteristics of theory of Collins can be summarized as the explanation of the notion of stratification in family, education, gender and intellectual world; the exposition of the interaction of ritual chains as a result of the effort of establishing a connection between micro and macro level of analyses and the production of his own assumptions about already existing assumptions of conflict theory. According to Collins who prefers stratification model of Weber instead of the model of Marx, stratification has not only one but so many reasons. Occupations which group people in different classes, communities where people come together according to their age, gender, ethnic structure and tendencies, political arenas where different parties look for political power, sources that people use in order to have power and all of these resources form the model of social stratification. Collins who developed a model called situational stratification, exposed the diversities where behaviours are presented not only in an economical situation but also in different situations. The most important property which sets apart the theory of Collins from other conflict theories, is its micro tendencies. According to Collins who argues that a macro notion as social structure can be explained by micro processes, experiences of individualsis an explanatory material for any assumption related to structure. For Collins who conceptualize experiences of individuals as the interaction of ritual chains, these are established due to the fact that individuals influence each other, excange sources. The propulsive power behind these interactions and social structure is feelings. According to Collins who established his opinions about conflict on the general assumptions of conflict theory, in every society, there are some values as wealthiness, power, prestige that people will make effort in order to achieve. Nobody would like to take orders from someoneelse and people do everything in order to prevent this. Besides, wherever they live they have basic interests and they behave according to these interests. Not everybody is as ambitious as others and power has inequality in its nature. With respect to Collins, owning material and technical sources, being healthy and physical attractiveness, the number and the qualities of people that individuals are in communication, material and moral sources owned by people push them into struggle. On the other hand, today, feminist approaches which contributed to the development of sociological thought, are not only approaches which try to provide liberty of women but also create new areas of study as feminist environmentalism, feminist anthropology, feminist architecture. According to feminism the already existing human accumulation had a male dominant characteristic. These accumulations called patriarcial order, deny female experiences, tendencies and affinities. According to feminists, in every branch of science men are more educated and employed than women, the subjects of researches which are directly related to women are neglected. Dorothy Smith is one of the feminists who has these ideas. Smith who is defined as socialist feminist , is against the oppression of women in the patriarchial order and the fact that women or men or ethnic groups who are at the background, are considered not to exist. Smith accords importance to the researches about women in her theory called feminist standpoint. Smith is influenced by materialistic method developed by Hengels and Marx and also by sociologists like H. Mead, M. Merleau-Ponty in developing her theory. According to Smith who searchs for reality of women in a phenomenologic approach, the place of woman in society is a product of a system of ideas which is established by past interactions and which is continuous by the interactions of the present times. The main source of her theory is her own experiences. At this point, one of her most important aims is to develop an approach which inspects the society with a female perspective as contrary to sociologies which evaluate the society with respect to the point of view of men and also to establish a female sociology by criticizing the absent points of general sociology. Smith who stated the difference between general sociology and sociology for women, had firstly conceptualized the tension emerging from the difference between conscious of women and of general sociology as line of fault. According to Smith, in order to move away this tension, prejudices which are stereotyped in social institutions and which seem normal to everybody,must be moved away. On the other hand, for Smith, already existing sociology has tendecy to consider woman as an object not as a subject. Because it is away from the daily and private areas where women live and have social relations. According to Smith, contrary to existing sociology, the main substratum of female sociology is the point of view which considers woman as subject. It means that in this approach, woman is not considered as a product but a producer. Smith criticizes sociological texts about the fact that they can not reflect the point of view of subject and that they stand away from the subjectivity of subject, it means they pretend to be objective but they are not. In her theory, she wants to display experiences of women by even inspecting daily social relations. For her it is a way of saving woman from her being of object and making her subject. Observing daily life in a problematic way, questioning judgements considered as normal by everybody, criticizing ideas learned culturally are to make sociology of insiders. By this way, Smith tries to develop social conscious systematically from inside to outside. In accordance with her, the most important way to achieve this goal is sociology. Because sociology is one of the ruling apparatus. According to Smith who believes that sociology helps society which is ruled by abstract notions and symbols in exposing these theories and symbols; sociological texts are the most important part of this work. In already existing sociology, texts are full of the unilateral ideas of the sociologist. Smith states that augmentation of these texts on behalf of the women is the main element of establishing female sociology. Another topic of sociology which considers social structure as a relation of networks, emerged in the first half of the twentieth century. Social networks is the entire relations which link people who are elements of social structure, and their social situations as group and organizations. Network analysis which evaluates social structure and relations forming this structure by comparing them to a network, is the name of inspecting all of these relations or social relations taking place within a group of actor in any level of analysis. According to network analysts any intellectual effort which will conceptualize social structure has to know that this structure is formed by relations and connections between some beings. The main aim of network analysis is the objective model of links which are connecting individual and collective elements of society. The characteristic of network analysis is the adaptations of rich notions of mathematics to social analysis and according to sociologists, this property can provide an important certainty to social interpretations. We can say that the effort of theories mentioned above in order to integrate with theoretical tendencies is influenced by postmodernism. Postmodenism is a movement developed in capitalist culture after modern period. Postmodern thought is widespread in so many areas such as philosophy, politics, economics, history, anthroology and sociology. This movement contributed to the development of sociological thought and at the same time had waves changing and improving sociological theories. Developing marxist and feminist approaches gave importance to postmodernism in American sociolgy and these trends had place in contemporary American sociology. Postmodernism gives importance to work of synthesis of all theories instead of big discourse made on Marx and Parsons by refusing traditional academical ways of discourse and their big claims. The characteristics of postmodernism which prepared a ground for theoretical synthesis in sociology, are the facts that it is against the separation of disciplines and secondary disciplines with borders; it takes its opinions from many disciplines and it is not considering borders to exist between disciplines; it is believing that social notions are complex and provide different readings, therefore sociological thought would be limited if theories are unilateral text and if one of them is accepted as an authority. Postmodernism is a trend which had influence on contemporary American sociology. | |
| dc.format.extent | 119y. ; 28 sm. | |
| dc.identifier.uri | https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5D/T0046766.pdf | |
| dc.identifier.uri | https://hdl.handle.net/11424/188916 | |
| dc.language.iso | tur | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.subject | SOSYOLOJİ | |
| dc.subject | Sosyoloji ve antropoloji | |
| dc.subject | Toplum Bilimleri | |
| dc.title | Çağdaş Amerikan sosyolojisinde teoriler | |
| dc.type | masterThesis | |
| dspace.entity.type | Publication |
