Publication: İktisadi bunalım kuramları ve yeniden üretim süreci
Abstract
Genel olarak bakıldığında bunalım kavramı , kökeni Türkçe olmayan '' kriz '' kavramının karşılığında kullanılmaktadır. Kriz kavramı da kısaca , bir karar anı olarak tanımlanmıştır. Konumuz açısından bunalım kavramına ilişkin en yerinde ifadelendirme , Frank tarafından yapılmıştır. '' Bunalım , hastalıklı bir toplumsal , ekonomik ve politik varlık ya da sistemin önceki gibi yaşamaya devam edemediği ve ölüme mahkum iken kendisine yeni bir yaşam şansı verecek değişiklikler geçirmeye zorunlu olduğu dönemdir. '' ( Frank - 1984 , s.124) Kapitalizm , Wallerstein'in de ifade ettiği gibi , '' daha fazla sermaye üretmek için sermaye üreten '' ( I. Wallerstein - 1996,s.35 - 36 ) bir sistemdir. Daha açık bir tanımlamayla kapitalizm , sermaye birikimine yönelik bir sistemdir. O halde kapitalist bunalımları , istikrarlı sermaye birikimi olanaklarının yitirilmesi ve aynı zamanda birikim olanaklarının yeniden sağlanmasına yönelik bir karar süreci olarak tanımlayabiliriz. Bunalımın sınırları , tüm ülke ekonomilerini kapsayan dünya ekonomisi düzeyinde belirlenirken , bunalım , belirli bir birikim tarzına ilişkin olmaktadır. Belirli bir birikim tarzının bunalımı nedeniyle sermaye birikimi olanaklarının yitirilmesi , ancak , sistemin kendini yeniden üretmesiyle olanaklıdır. Fakat , sistemin kendini yeniden üretmesi , bunalım öncesindeki toplumsal koşullar ile mümkün değildir. Üretim güçleri değişirken , toplumsal ilişikiler , yapılar ve kurumlar yeniden biçimlenir. Öte yandan bu yeniden üretim süreci iktisadi , siyasi ve ideolojik ilişikilerce desteklenmekte olup , devletin rolü , bu sürece içkin olarak belirlenir. Belirli bir birikim tarzının bunalımının akıbeti yeniden üretim sürecinin sonucunda belli olur.Genel anlamıyla kriz bir karar anıdır. Bu nedenle gelecekte neyin nasıl olacağı , içinde bulunulan anda yapılanlara bağlıdır. Öyle ki , bu durum , yeniden üretimin , kendiliğinden işleyen bir süreç olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla , yeniden üretim süreci , bunalımın nedenlerine ilişkin çözümlemelere bağlı olarak şekillenir ve iradeci öğelerin ağır bastığı iktisadi , siyasi ve politik zor kullanılarak uygulanır. Yeniden üretim sürecinin , bunalımların nedenlerine ilişkin çözümlemelerle şekillendirilmesi , asli olarak , bunalımlara ilişikin çözümlemeler ile yeniden üretimin birbirlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etmektedir. Kapitalist bunalımların , nedenlerinin çözümlenmesine ve dolayısıyla kapitalist sistemin kendi yeniden üretimine ilişkin üç temel çizgiden bahsedilebilir. Kapitalist yeniden üretimin çözümlenmesine ilişkin birinci çizgide , sistemin kendi yeniden üretimini otomatik olarak sağlayacağı savunulmaktadır. Bu temel çizgide yer alan geleneklerin ortak çıkış noktası '' Genel Denge '' varsayımıdır. Kapitalist sistemin kendi yeniden üretimini otomatik olarak sağlaması , onu her koşulda dengeye getirecektir. Neoklasik kurama göre bu yeniden üretim , etkin ve bir sorun teşkil etmezken , Keynes 'e göre , dengenin tam istihdam düzeyinin altında oluşması gibi etkenler gözönünde bulundurulduğunda , savurgan ve düzensizdir. Diğer yandan , sistemin kendi yeniden üretimini otomatik olarak sağlaması , günümüzde neoliberallerin sıkça savunduğu gibi , kapitalizmin tarihsel varlığını sonsuza değin devam ettirecektir. Kapitalist sistemin kendi yeniden üretiminin çözümlenmesine yönelik ikinci çizgide ise , sistemin genişlemesinin kendiliğinden sağlanamayacağı üzerinde durulmuştur. Bu çizgide yer alan geleneklere göre , kapitalist sistemin kendini yeniden üretmesi için , sürekli olarak büyümek zorundadır. Daha öncede ifade ettiğimiz üzere , kapitalist sistemde , işletmeler yeni yatırımlar aracılığıyla karlarını maksimize etmeye çabalarlar. Karlılığın maksimize edilmesine yönelik bu yatırımlar , üretim hacminin genişlemesine neden olur. Bilindiği üzere bu durum iktisadi büyümedir. Genişleyen üretim hacmi nedeniyle genel bir aşırı üretim meydana gelir. Sistem , bu aşırı üretimi kendi içinde eritemediğinden veya aynı anlama gelmek üzere yeterli talep kaynaklarını yaratamadığından dolayı eksik tüketime neden olur. Yeniden üretimin çözümlenmesine ilişkin bu çizgide , sorun bu aşırı üretimin nasıl eritileceği ve / veya eksik tüketimin nasıl giderileceğidir. Dolayısıyla , sistem ya coğrafik olarak genişleyip , sisteme entegre olmamış pazarları yani sistem dışı talepleri sisteme katacak ya da sistem içi talep kaynaklarının gücünü arttıracaktır. Ancak , sistemde üretim tüketim için gerçekleştirilmediği müddetçe ( ki bu kapitalist sistemin inkarı olur ) sistem içi talep kaynaklarının gücü ne kadar arttırılırsa arttırılsın , sistem içi talep mutlaka bir doygunluğa ulaşacaktır. Ancak , büyümenin sürekliliği , aşırı üretimi , yığımlı bir süreç halinde işleterek eksik tüketim çapının daha da büyümesine neden olur. Sonuç olarak , bu temel çizgide yer alan geleneklere göre büyüme , kapitalist sisteme entegre olmamış pazarlara ( yani sistemdışı taleplere ) bağlıdır. Dolayısıyla , sistemin yeniden üretimi sistem dışı faktörlerce belirlenmektedir. Bu çizgi içinde yer alan bir yaklaşım ( Rosa Lüksemburg , Sovyet Bilimler Akademisi gibi ) , yeniden üretim sürecini irdelemekten çok , bunalımı , nihai çöküş ile birlikte tartışmıştır. Bu yaklaşıma göre , sistem coğrafik olarak genişleyip , sisteme entegre olmamış pazarları yani , sistem dışı talepleri , sisteme kattığı müddetçe yeniden üretim için bir sorun yoktur. Ancak kapitalist sistem küreselleştiğinde , yani sisteme entegre olmamış pazarlar kalmadığında, yeniden üretim mümkün olmayacak ve sistemin tarihsel varlığı sona erecektir. Dolayısıyla bu yaklaşımda , yeniden üretime ilişkin çözümlemelerden öte , bir kere yaşandığında sistemin çöküşü anlamına gelecek olan '' nihai bunalım '' anlayışı sözkonusudur. Yine bu çizgide yer alan diğer bir yaklaşımda ise , sistem içi talep kaynaklarının desteklenmesi ve bu nedenle gelir bölüşümünün düzenlenmesi açısından devlet müdahelesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. Sistem içi talep kaynaklarının desteklenmesi daha ilerki bölümlerde açıklanacağı üzere , efektif talebin yani , para tarafından desteklenen bütüncül talebin arttırılmasıdır. Bu nedenle devlet , gelir bölüşümünü düzenleyerek bazı toplumsal sınıfları desteklemelidir. Bu sınıflar , Malthus'ta köylülük , verimsiz işgücü ve ruhban sınıfı iken , Sismondi'de sadece işçi sınıfıdır. Hobson'da ise belirli bir sınıf yerine bir bütün olarak toplumun tümü desteklenmelidir. Kapitalist sistemin kendini yeniden üretimine ilişkin üçüncü çizgiyi '' kendini sınırlayan bir birikim olarak kapitalizm '' adını verebiliriz. ( bu adlandırma için bkz. Shaikh-1988,s.151) Yeniden üretime ilişkin bu son çizginin teorik açılımları, Marx'ın kapitalist birikim analizlerine dayanmaktadır. Öte yandan , sistemin olağan eğiliminin genişleyen yeniden üretim yönünde olması , kapitalist birikimin sınırsız ölçüde genişleyebileceği anlamına gelmez. Çünkü , Marx'a göre birikimin sınırları bu sürece tamamen içsel olup , kapitalist üretimin gerçek engeli sermayenin kendisidir. Genel olarak bunalımı , kar ve sermaye birikimi olanaklarının yitirilmesi olarak tanımladığımızda , Marx'a göre bu olanakların yitirilmesi , kapitalizmin doğasında mevcut olup , onun yasalarından biri olmuştur. Marx bu yasayı '' kar oranlarının eğilimsel düşüş yasası '' olarak adlandırmıştır.
