Publication: Türkiye’de ve Avrupa Birliği’nde Basın Özgürlüğü
Abstract
Basın özgürlüğü, diğer bir ifadeyle; kişiye ait belirli bir düşüncenin, çeşitli araçlar yoluyla yayılması, açıklanması anlamına gelmektedir. Basın yoluyla düşüncelerin “serbestçe” açıklanması, ifadelendirilmesi, o ülkenin siyasal yapısının demokratik olma özelliği taşıyıp taşımadığıyla yakından ilgilidir. Türkiye’de yazılı basın ve kitle iletişim araçlarının dünyada meydana gelen teknolojik gelişmeler nedeniyle daha sonra görsel-işitsel basın alanında yaşanan özgürlük, ülkede imparatorluk döneminden, Cumhuriyetin ilan edilmesine kadarki dönemde, tek partili dönemden çok partili döneme geçişte ve ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle yaşanan askeri ihtilallerde, 1980 sonrası değişen ekonomi politikalarının her alanda etkili olması nedeniyle, zaman zaman kesintiye uğramış, siyasal iktidarın yapısının sağlam bir basın ve demokrasi kültürünün yerleşmesine engel olması gibi nedenlerle de her zaman sorunlu bir alan olarak karşımıza çıkmıştır. 1980 sonrası Türk basını ifade hürriyetinden mahkum bırakılıp, tekelleşme sorunu ile savaşırken çağdaş demokratik rejimler olarak adlandırılan İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri, basın özgürlüğünü korumak adına büyük mücadelelere asırlar öncesinde başlamış ve bu mücadeleyi zor da olsa kazanarak ulusal zeminde yasal hale getirmeyi başarmışlardır. 1960’lı yıllardan beri Avrupa Birliği’ne tam üyelik çalışmalarını sürdüren Türkiye ise, Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olmasına rağmen uygulamada ifade özgürlüğünün sık sık ihlal edildiği ülkeler arasında yer almaktadır. AB’ye tam üyelik sürecinde hazırlanan Ulusal Program’da belirtilen yasal düzenlemelerde özellikle “büyük sermayenin serbest pazar koşullarına göre hareket ettiği medya politikalarının oldukça etkili olduğu görülmüştür. Farklı ideolojilerin, düşüncelerin ve de görüşlerin, sistem içerisinde yer aldığı “demokratik hukuk devleti” anlayışını hayata geçirmesi beklenen Türkiye, her şeyden önce şu aşamada AB üyesi ülkelerde olduğu gibi ,”düşünce ve haber alma özgürlüğünü tam anlamıyla anayasal ve yasal güvenceye kavuşturmalıdır.
