Publication: Gosta Esping-Andersen’in sosyal demokrasi tezinde sınıf yapısının rolü ve dekomidifikasyon
Abstract
Gosta Esping-Andersen'a göre Sosyal Demokrasi kuramları, savlarını çoğunlukla toplumsal sınıf yapısında ki gelişmelere dayandırmaktadırlar. Böyle bir zemin Sosyal Demokrasiyi başarısızlığa mahkum bir siyasi hareket olarak değerlendirmeye yol açmaktadır. Çünkü kapitalist gelişmenin mantığı gereği sınıf yapısında meydana gelecek gelişmeler Sosyal Demokrasinin sosyal tabanın çözülmesine yol açacak nitelikte öngörülmektedir. Oysa sınıf yapıları açısından benzer toplumlarda Sosyalist ya da Sosyal Demokrat partilerin kaderleri farklı olmuştur. Bu nedenle Sosyal Demokrasinin kaderi sadece sınıf yapısındaki gelişmelere bağlı olarak açıklanamaz. Sosyal Demokrasi kendi kaderinin belirlenmesinde etkili olabilecek stratejik tercihler yapabilir. Böylece hem kendi siyasi kaderi hem de toplumların geleceğinde belirleyici bir rol oynayabilir. Esping-Andersen bu sonuca, Sosyal Demokrasinin tarihsel evrimi içerisinde belirleyici olabildiği uygulamaların mantığı ve onu iktidara taşıyan toplumsal koşulların çözümlenmesi yoluyla varmaktadır. Dolayısıyla, Sosyal Demokrasiyi değerlendirmede, sosyalizm gibi tanımlanabilir bir toplumsal yapı ya da nihai bir geleceğe referans ile hareket eden kuramlardan farklı bir yol izlemektedir. Esping-Andersen Sosyal Demokrasiyi, Sosyal Demokrasinin siyasi kaderinde belirleyici olan, sınıf yapısı, sınıf formasyonu ve sınıf ittifakı gibi üç temel değişken çerçevesinde ele almaktadır. İktisadi iş bölümü çerçevesinde tanımlanan sınıf yapısı içerisinde kol işçilerinin ağırlığı ve merkezi bir sendikal yapı Sosyal Demokrasinin iktidar seferberliğinde tarihsel olarak büyük önem taşımaktadır. Sınıf yapısı, aynı zamanda, ittifak stratejilerinin de ham maddesini oluşturmaktadır. Sınıf formasyonu, Sosyal Demokrat sınıf kimliğinin oluşum sürecini içermektedir. Sosyal Demokrat sınıf kimliği, ilke olarak,piyasa ilişkilerini ön plana çıkaran bireyselci ve işçi sınıf içerisinde bölünme ve statü farklılıklarını temel alan korporatist kimliklere karşı evrensel dayanışmacı ve eşitlikçiliği benimseyen bir kimlik olmuştur. Bu nedenle Sosyal Demokrat reformların temel amacı, işçi sınıfını piyasa ilişkilerinin tehlikelerine karşı korumak olduğundan, kapsayıcı ve eşitlikçi bir biçimde iş gücünün meta statüsünün zayıflatılması, Sosyal Demokrat düzenlemelerin temel mantığını oluşturmaktadır. Sosyal Demokrasinin parlamenter demokrasinin kurumlarına katılmayı benimsemiş bir siyasi hareket olduğu düşünürse, sınıf yapısı göz önüne alındığında, siyasi iktidar için ittifak kaçınılmaz olmaktadır Sosyal Demokrasinin kimlerle hangi koşullar altında ittifaklara razı olduğu siyasi kaderinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada sınıf kuramları çerçevesinde, Esping-Andersen' in Sosyal Demokrasi tezinde sınıf yapısının rolü ve iş gücünün meta statüsünün zayıflatılması anlamına gelen dekomodifikasyon uygulamalarının değerlendirilmesi ele alınmaktadır. Bu çerçevede, farklı ideolojik ilkelerle dayanan sosyal politikaların etkili olduğu, refah devleti uygulamalarının dekomodifikasyon potansiyellerine ne şekilde yansıdıkları ve bu yansımada Sosyal Demokrasinin rolü değerlendirilmektedir.
