Publication:
Les enjeux pour un processus de paix ou pour un processus de guerre? (Les conflits Israelo- Arabes depuis 1990)

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Les Enjeux pour un Processus de Paix ou pour un Processus de Guerre ? Conflits israélo-arabes depuis 1990 (1990' lı yıllardan günümüze israil-arap çatışmalarında Barış Süreci ya da Savaş süreci) Ortadoğu tarihsel ve kültürel açılardan karışık, kendine has bir takım özellikleri olan bir bölgedir. Bu nedenlerden ötürü de uluslararası kamu oyunun gözünde çözülmesi imkansız ya da çok zor sorunlar yumağı olarak görülür. Bölgedeki sorunların temel kaynağı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasını takiben bölgenin kimi Avrupa devletlerince paylaşılmasıdır. Bu paylaşımları, 1948 yılında Filistin ülkesinde Israil devletinin kurulması izledi. Israil'in kurulmasından sonra bölgede uzun süre savaşlar birbirini takip etti ( 1948, 1956, 1967, 1973, 1982). Bu savaşlardan bölgeyi en çok etkileyen ; politik ve coğrafi olarak karıştiran 1967'deki savaş oldu. Bu savaşla birlikte Israil, Filistin topraklarının arda kalan kısımlarını, Bati Şeria, Gazze, Sina yarım adası, Kudüs'ün doğusu, Golan tepeleri, isgal etti. Bu savaştan sonra Araplar kaybettikleri topraklarını almaya çabaladılar. Bu süreç içerisinde Israil'le Arap devletleri arasında yapılan tek anlaşma Mısır Israil arasındaki Camp David 1978 anlaşması oldu. Körfez Savaşi'ndan sonra ise Ortadoğu'da bir takım dengeler değişti. Öncelikle Amerikan hegemonyası kesinleşti ve 1990'lı yıllarla birlikte Ortadoğu'da bariş süreci için adımlar atıldı. 1991'de Madrid'de düzenlenen konferansı izleyen yıllarda bu alanda bir çok anlaşmalar yapıldı. 13 Eylül 1993'te Filistin'in özerkliğine yönelik prensip kararlar alındı. 1994'de Oslo I, 1995'te Oslo II adı verilen anlaşmalar imzalandı. Böylece soruna iki taraf birbirini karşılıklı olarak tanımış oldu. Barış süreci çerçevesinde yaşanan bu olumlu gelişmeler Itzhak Rabin'in öldürülmesi ve Isçi partisi yerine Likoud'un geçmesiyle baltalanmıs oldu ; ancak kesintiye uğramadı. Benjamin Nétanyahou'nun Oslo anlaşmalarını tanımak istememesi üzerine sekteye uğrayan barış süreci, Amerika Birleşik Devletleri'nin de araya girmesiyle, taraflar arasında 1997'de Hebron anlaşmaları imzalanarak devam etti. Israil tarafının barış sürecini çıkmaza iten tutumu, o zamana kadar daha çok Israil yanlısı görülen amerikan politikasının değişmesine neden oldu. Bu tarihten başlayarak Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'daki tutumunu değiştirdi. 13 Ekim 1998'de imzalan Wye River anlaşması 1997'de çıkmaza sürüklenen barış sürecini soluklandırdı. 17 Mayis 1999 tarihinde Isçi partisinden Ehoud Barak'in Benjamin Nétanyahou yerine geçmesi rahatlatıcı bir faktördü, ancak işgal altındaki toprakların kesin statüsüne ilişkin görüşmelere halen başlanmamıştı. Barişa bir şans daha vermek amacında olan Yasser Ararfat ise 4 Mayis 1999'da tek taraflı olarak yapılacak Filistin devleti ilanını erteledi. Ve bu çerçevede 1999'da Charm el-Cheikh anlaşması imzalandı. Dönemdeki en önemli gelişmelerden biri de Israil'in ani bir kararla mayıs 2000'de Lübnan'in güneyinden çıkması oldu, yazılı bir anlaşma imzalanmadı. Ancak Suriye ile arasında önemli bir sorun olan Golan Tepeleri'nin boşaltılması konusunda uzlaşmaya varılamadı. Amerika Birleşik Devletleri ve Israil'de 2001 senesi başında yaşanan politik değisiklik ve gelişmelerin Ortadoğu barış sürecinde etkili olacakları kesindir. Oysa en önemli konu bu sürecin barış süreci olarak adlandırılabilirliği. George Bush ve Ariel Sharon'un konuya ilişkin açiklamalari bu sürecin sonunun geldiğini işaret ediyor. Ortadoğu'daki bu durumun bir diğer göstergesi de, 1993 Oslo anlaşmalarıyla bitmiş olan Intifada hareketinin 2000 yılı sonunda tekrar ortaya çıkmasıdır. Birleşmis Milletler Güvenlik Konseyi'nin, Ortadoğu'da barış ve Israil- Arap çatışmalarına yönelik almış olduğu kararların dahi tam olarak uygulanmadıkları bir çerçevede ve diğer gelişmeler ışığında, Ortadoğu'daki barış sürecinin, savaş süreci olarak adlandırabileceğimiz bir sürece doğru ilerlediğini söyleyebiliriz
ABSTARCT Les Enjeux pour un Processus de Paix ou pour un Processus de Guerre ? (Conflits israélo-arabes depuis 1990) Le Moyen-Orient est une région qui a ses caractéristiques historiques et culturels qui lui sont propres et très complexes. C'est la raison pour laquelle il est conçu aux yeux de l'opinion publique mondiale en tant qu'un problème insaisissable. Suite à la création d'un Etat hébreu les guerres se sont succédaient dans la région (en 1948, 1956, 1967, 1973 et en 1982). C'est surtout la guerre de 1967 qui a marqué et bouleversé l'échiquier politique de la région. Avec cette guerre il y a la montée de l'influence des mouvements armés palestiniens dans tout le Moyen-Orient. En 1967, Israël occupe ce qui restait du territoire palestinien, la Cisjordanie, la bande de Gaza, la partie Est de Jérusalem ; mais aussi la plateau syrien du Golan, le Sinaï et la rive Est du canal de Suez. Depuis les Arabes veulent récupérer leurs territoires. Lors de la période qui s'étend du 1948 à 1990, l'unique paix israélo-arabe est avec l'Egypte en 1978 à Camp David. Ce qui marque la décennie de 1990 contrairement à l'époque précédente c'est l'établissement d'une paix ambiguë et partielle. L'atmosphère favorable à la création du processus de paix ( la reconnaissance réciproque d'Israël et de l'O.L.P.) s'est réalisé suite à la guerre du Golfe où on était témoin à l'hégémonie américaine. Suite à la conférence de Madrid en 1991 il y a une multitude d'accords qui signalent le processus de paix ; en 1993 la signature de la déclaration de principes sur les dispositions d'une autonomie palestinienne, en 1994 accord d'Oslo I et en 1995 accord d'Oslo II. Même s'il y a le blocage du processus de paix suite à l'assassinat de Itzhak Rabin et l'avènement au pouvoir de Benjamin Nétanyahou qui va vouloir ignorer les accords d'Oslo établissant le processus de paix, on parvient à la signature des accords de Hébron en 1997. La politique d'Israël conduisant le processus de paix à l'impasse sera la cause du revirement d'attitude des Etats-Unis qui est l'acteur principal au Moyen-Orient. A partir de ce changement il ne sera plus proche de la politique israélienne. Le processus continue avec la signature du mémorandum d'accord de Wye River en 1998. C'est une percée dans la mesure où le processus de paix est paralysé depuis 1997. La situation change avec l'avènement au pouvoir de Ehoud Barak qui succède Benjamin Nétanyahou. Or les négociations sur le statut définitif n'étant pas aboutit, Yasser Arafat ajourne le déclaration unilatéral de l'Etat palestinien. C'est dans cette perspective pour créer les nouvelles bases du processus de paix on signe l'accord de Charm el-Cheikh en 1999. Le changement le plus important qui se réalise est le retrait surprise de l'armée israélienne du Liban sud au mois de mai en 2000. Or la restitution du plateau de Golan ne sera pas réglée. Finalement aucun changement ne sera marqué par un accord. Il est évident que les changements au pouvoir aux Etats-Unis et en Israël auront sans doute leurs effets sur le processus. Or est- ce qu'on peut toujours parler à l'heure actuelle, d'un processus de paix ? Les déclarations de George Bush et de Ariel Sharon mettent en cause ce processus. L'escalade de la violence au Moyen-Orient lors de ces derniers temps était la source de l'apparition de l'Intifada qui était disparue suite aux accords d'Oslo. Comme le montre, l'inapplication dans leur totalité de plusieurs des résolutions du Conseil de sécurité de l'O.N.U. relatives aux conflits israélo-arabes et à la paix au Moyen-Orient, les enjeux du processus de paix semblent se dégrader. L'aggravation de la situation fait penser à un nouveau processus qui peut être nommé le processus de guerre.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By