Publication: 1923-1950 dönemi Türk dış ticareti ve uygulanan politikalar
Abstract
Ülkeler öteden beri birbirleriyle ekonomik ilişkiler kurmaya büyük bir özen göstermişlerdir. Ülkelerin birbirleriyle kurmaya çalıştıkları bu ilişkiler, uluslararası ekonomik işbölümünün hızla derinlik kazanmaya başladığı Sanayi Devrimi ile gelişmeye başlamıştır. Bunda, ulaşım imkanlarının gelişmesi de büyük rol oynamıştır. Dış ticaret, işbölümünde sanayileşmenin açtığı geniş boyutlar sayesinde süratle büyümüştür. Özellikle, mekanik temele dayalı üretim sürecine girmiş ülkeler için bu malların pazarlanması ve yenilerinin üretilebilmesi bakımından tarımsal mallar ve hammaddeler sağlanması bir zorunluluk olmuştur. Bunlardan büyük bölümü önceleri kolonilerden çok daha kolay elde edilirken, sonraları giderek bağımsızlaşıp devlet biçiminde örgütlenen ülkelerden belirli değerler karşılığında sağlanır hale gelmiştir. Sanayi devrimini yapmış bu ülkelerin sanayileşmemiş olan ülkelerle olan dış ticareti ilkel madde ve tarımsal madde alımı, sanayi mamülleri satımı şeklinde olmuştur. Böylelikle, sanayileşmiş bu ülkelerle diğer ülkeler arasındaki fark açılmaya başlamıştır. Dış ticaretin özellikle sanayi devrimi ile birlikle gelişmeye başlamasıyla beraber, dış ticaretle ilgili kuramlar da gelişmeye başlamıştır. Ülkelerin kendilerinde olmayan malları birbirlerinden sağlamaya çalışma yanında, bunlardan en düşük maliyetle üretebileceklerinde uzmanlaşma yoluna gittiklerinde ve bunu diğer ülkelerinde uygulamasıyla yapılacak dış ticarette daha fazla yarar sağlayacakları ileri sürülmüştür. Fakat bu uzmanlaşmanın, özellikle tarımsal ürünlerde uzmanlaşmaya çalışan ülkelerin aleyhine , sanayi dallarında uzmanlaşan ülkelerin lehine sonuçlar doğurduğu gözlenmiştir. Biz bu çalışmamızda, 1923-1950 yılları arasındaki dönemde Türkiye'nin dış ticaretini incelemeğe çalıştık. 1923 yılı, yeni kurulan Cumhuriyetin ilk yılı olması sebebiyle çalışmamıza Osmanlı İmparatorluğu döneminden devralınan ekonomik mirası inceleyerek başlamayı uygun gördük. Cumhuriyetin devraldığı ekonomik yapıya değinildikten sonra, sözkonusu dönem, kendi içinde önemli bazı olaylar gözönünde bulundurularak, dört altdöneme ayrılarak incelendi. Bunlardan birincisi İzmir İktisat Kongresi'nin, Lozan Antlaşması'nın ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranının da yer aldığı 1923-30 altdönemidir. İkincisi, 1930-39 yıllarını kapsayan ve özellikle 1929 ekonomik buhranının sonuçlarının hem dünya hem Türkiye ekonomisinde önemli etkilerinin görüldüğü altdönemdir. Bu altdönem aynı zamanda, buhran neticesinde dünyanın birçok ülkesinde devletin ekonomiye ve dolayısıyla dış ticarete fazlaca müdahale etmek zorunda kaldığı bir dönemdir. Bu altdönemde Türkiye'nin de yoğun bir şekilde devletçi politikalar izlediğini görüyoruz. Üçüncü altdönem II. Dünya Savaşı'nın olduğu 1939-45 dönemidir. Bu altdönemde savaşın şartları dolayısıyla tüm dünya dış ticaretinde olduğu gibi Türkiye'nin dış ticaretinde de önemli daralmalar yaşandığını görüyoruz. Bu dönemde dış ticaretin canlandırılması için bazı tedbirler almak gereği duyulmuştur. İncelediğimiz son dönem ise İkinci Dünya Savaşının bittiği yıl olan 1945'ten 1950'ye kadar olan ve dış ticaretin liberalleştirilmesi yönünde politikaların uygulanmağa konduğu dönemdir. Bu altdönem aynı zamanda savaştan sonra oluşmaya başlayan yeni dünya düzeni içinde Türkiye'nin kendine bir yer edinmeğe çalıştığı dönemdir.
