Publication:
ULUSLARARASI İNSANCIL HUKUK PERSPEKTİFİNDEN VATANDAŞLIK: GELENEKSEL SONUÇLARIN DÖNÜŞÜMÜ

Loading...
Thumbnail Image

Date

Authors

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Uluslararası hukukta birçok konuda vatandaş kavramına atıf yapıldığı veya birçok klasik hukuk ilişkisinin bu kavram üzerine kurulu olduğu gözlenebilir. Akla gelen başlıca iki kurum tabii ki bir yanda devletin vatandaşı üzerinde cezai yargı yetkisi ve diğer yanda ise diplomatik himaye kurumudur. 1907'de yapılan bir anlaşmayla devletler vatandaşlarının sözleşmeye dayanan alacaklarını başka devletlerden tahsil etmek amacıyla silahlı kuvvet kullanmaya baş- vurmayacaklarını kabul etmişlerdir.1 Kısacası bu döneme dek, vatandaşının başka bir devletten alacağını tahsil etmek, savaşın haklı bir gerekçesi olarak kabul görmüştür. Vatandaşlığa sıkça gönderme yapan uluslararası insancıl hukuk, silahlı çatışmalar başladığında uygulanacak hukuk kurallarından olu- şur (jus in bello). Uluslararası insancıl hukuk bağlamında vatandaşlığın kimi zaman uluslararası antlaşmalarda, paralı askerlik ve işgal altında ülkelerde sivillerin korunması konularında olduğu gibi, temel bir kriter olarak ortaya çıktığı görülebilir. Yine Sivillerin Korunmasına İlişkin IV No.'lu Cenevre Sözleş- mesinin 4'üncü maddesi silahlı çatışmalar hukukunun geleneksel bir fonksiyonu olarak "düşman vatandaşları" korumayı amaçlamıştır. Bu nedenle uluslararası insancıl hukuk, temelde, tüm korumadan yararlanan düşman vatandaşları kapsayan bir "korunan kişiler" kategorisi öngörmüştür. Diğer yandan, uluslararası olmayan silahlı çatışmalar, tanımı itibariyle kişileri yine kendi vatandaşlarına karşı korumaktadır. 2001'den başlayarak uluslararası hukuk terminolojisine giren koruma sorumluluğu ise devletin vatandaşı ile olan ilişkisine kimilerine göre yeni bir boyut getirmiş kimilerine göre insancıl müdahalenin adı değiştirilmiş hali olarak, vatandaşı, devletin mutlak yetkisine terkedilmiş olmaktan çıkarmıştır. Uluslararası insancıl hukukta mülteciler, vatandaşlık vurgusunun ön plana çıktığı bir diğer alandır. Vatansızlar ve aynı ülke içinde yer değiştirmek zorunda bırakılan kişiler ise konunun diğer bir boyutunu oluşturmaktadır. Son başlık olarak, özellikle savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu bağlamında uluslararası insancıl hukuku ilgilendiren, iade etme veya yargılama ilkesi (aut dedere aut judicare) ile vatandaşın iade edilmezliği kuralı ilişkisi incelenmiştir. Bu makalede, paralı askerlik, işgal altında ülkelerde siviller ve koruma sorumluluğu bağlamında vatandaşlık, ilk bölümde, uluslararası insancıl hukukun vatandaşlığa sonuç bağladığı veya gönderme yaptığı konular olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, silahlı çatışmaların sonucu olarak ortaya çıkan mültecilik ve savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçundan dolayı vatandaşın iadesi gibi konular analiz edilmiştir. Tüm bu incelemelerden yola çıkılarak vatandaşlığa bağlanan sonuçların, uluslararası insancıl hukuk ve bağlantılı konularında nasıl evrildiği değerlendirilmiştir.
Uluslararası hukukta birçok konuda vatandaş kavramına atıf yapıldığı veya birçok klasik hukuk ilişkisinin bu kavram üzerine kurulu olduğu gözlenebilir. Akla gelen başlıca iki kurum tabii ki bir yanda devletin vatandaşı üzerinde cezai yargı yetkisi ve diğer yanda ise diplomatik himaye kurumudur. 1907’de yapılan bir anlaşmayla devletler vatandaşlarının sözleşmeye dayanan alacaklarını başka devletlerden tahsil etmek amacıyla silahlı kuvvet kullanmaya baş- vurmayacaklarını kabul etmişlerdir.1 Kısacası bu döneme dek, vatandaşının başka bir devletten alacağını tahsil etmek, savaşın haklı bir gerekçesi olarak kabul görmüştür. Vatandaşlığa sıkça gönderme yapan uluslararası insancıl hukuk, silahlı çatışmalar başladığında uygulanacak hukuk kurallarından olu- şur (jus in bello). Uluslararası insancıl hukuk bağlamında vatandaşlığın kimi zaman uluslararası antlaşmalarda, paralı askerlik ve işgal altında ülkelerde sivillerin korunması konularında olduğu gibi, temel bir kriter olarak ortaya çıktığı görülebilir. Yine Sivillerin Korunmasına İlişkin IV No.’lu Cenevre Sözleş- mesinin 4’üncü maddesi silahlı çatışmalar hukukunun geleneksel bir fonksiyonu olarak “düşman vatandaşları” korumayı amaçlamıştır. Bu nedenle uluslararası insancıl hukuk, temelde, tüm korumadan yararlanan düşman vatandaşları kapsayan bir “korunan kişiler” kategorisi öngörmüştür. Diğer yandan, uluslararası olmayan silahlı çatışmalar, tanımı itibariyle kişileri yine kendi vatandaşlarına karşı korumaktadır. 2001’den başlayarak uluslararası hukuk terminolojisine giren koruma sorumluluğu ise devletin vatandaşı ile olan ilişkisine kimilerine göre yeni bir boyut getirmiş kimilerine göre insancıl müdahalenin adı değiştirilmiş hali olarak, vatandaşı, devletin mutlak yetkisine terkedilmiş olmaktan çıkarmıştır. Uluslararası insancıl hukukta mülteciler, vatandaşlık vurgusunun ön plana çıktığı bir diğer alandır. Vatansızlar ve aynı ülke içinde yer değiştirmek zorunda bırakılan kişiler ise konunun diğer bir boyutunu oluşturmaktadır. Son başlık olarak, özellikle savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu bağlamında uluslararası insancıl hukuku ilgilendiren, iade etme veya yargılama ilkesi (aut dedere aut judicare) ile vatandaşın iade edilmezliği kuralı ilişkisi incelenmiştir. Bu makalede, paralı askerlik, işgal altında ülkelerde siviller ve koruma sorumluluğu bağlamında vatandaşlık, ilk bölümde, uluslararası insancıl hukukun vatandaşlığa sonuç bağladığı veya gönderme yaptığı konular olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, silahlı çatışmaların sonucu olarak ortaya çıkan mültecilik ve savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçundan dolayı vatandaşın iadesi gibi konular analiz edilmiştir. Tüm bu incelemelerden yola çıkılarak vatandaşlığa bağlanan sonuçların, uluslararası insancıl hukuk ve bağlantılı konularında nasıl evrildiği değerlendirilmiştir.

Description

Citation

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By