Publication: Türk bankacılık sisteminde etkinlik analizi (Veri zarflama analizi uygulaması)
Abstract
Bankacılıkta etkinlik ve verimlilik denildiğinde akla ilk gelen konular: ürün çeşitliliği, ölçek ve kapsam ekonomileri, mülkiyet ve piyasa yapısı birleşmeler, devralmalar, yabancı bankaların piyasaya girişi, özelleştirme, çevresel ekonomik koşullar, rekabet gücü, teknolojik gelişim, operasyonların merkezileştirilmesi, iş süreçlerinin yeniden yapılandırılması, aktif kalitesi, sermaye yeterliliği, gözetim etkinliği, şeffaflık, alternatif dağıtım kanalları, gelir/ gider dengesi olarak sıralanabilir. Bu çalışmada tüm bu etkenlerin en genel anlamda ürettiği sonuçları değerlendirebilmek için öncelikle sistemin piyasa yapısı incelenmiş, daha sonra rakamsal sonuçlara ulaşabilmek ve detaylı biçimde açıklanan yararlarından faydalanabilmek için piyasadaki birimlerin teknik etkinlik değerlerini veren veri zarflama analizi ve malmquist toplam verimlilik endeksi yöntemleri kullanılmıştır. Bu matematiksel programlama temelli teknikler, sektörü yakından tanıyan ve takip eden kişilere saptamalarını tek bir rakamla ifade etme olanağı verirken sektöre yabancı biri için ise kısa zamanda olabildiğince genel bir bakış açısı kazanma imkanı vermektedir. Eldeki veriler, konuyla ilgili çalışmalar ve günümüz koşulları ışığında Türk Bankacılık Sistemi piyasa yapısına baktığımızda, sistemdeki yoğunlaşmanın yüksek ve sisteme oligopol yapının hakim olduğunu, bu durumun yakın gelecekte de güçlenerek süreceğini söyleyebiliriz. Hatta İbrahim Aydınlı'nın 1991-1994 arası dönemi incelediği çalışma sonucunda, Türk Bankacılık Sisteminin monopol piyasa yapısından monopollü rekabet piyasa yapısına doğru bir seyir izlediği belirtilmektedir. TBB verilerine göre 2000 yılında sistemde aktif büyüklüğü sıralamasına göre ilk 5 banka (toplam banka sayısının %6'sı) toplam aktif büyüklüğünün %48'ine, ilk 10 banka (toplam banka sayısının %12'si) toplam aktif büyüklüğünün %69'una sahiptir. Mevduat ve kredi yoğunlaşmalarında da benzer oranlar sözkonusudur. Bu durumun sistem etkinliğini olumsuz etkileyeceği düşünülebilir. Fakat, özellikle mali sistemin kırılganlığının arttığı günümüzde ve piyasa risklerinin bankaların mali yapılarına etkilerinin daha yakından takip edileceği ve daha önlemci davranılacağı gelecekte, sistemin istikrarlı işleyişi ile etkinliğinin çakışacağı noktalarda istikrar adına etkinlikten feragat edilmesini beklemek yanlış olmaz. Sistemde zaten varolan fiyat dışı rekabetin artarak devam etmesini ve bankaların mali güçleriyle farklılaşma stratejisi gütmelerini bekleyebiliriz. Yakın zamanda ekonomik krizlerden büyük darbe almış ve
sermayelerinin önemli miktarlarında erime gözlemlenen bankaların, uygulanan ekonomik program başarılı olsa bile kısa ve orta vadede kar marjlarında azalma beklemeleri, operasyon maliyetlerini azaltma ve müşteri tabanlarını artırma çabaları birleşmelerin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca bankalarımız özsermayelerindeki aşınmayı onarabilmek için yabancı ortaklık arayışına da girmişlerdir. Banka birleşmeleri vergi avantajı gibi teşviklerle düzenleyici kurumlar tarafından da desteklenmektedir . Küçük ve orta ölçekli bankalar, müşteri potansiyelini artırabilecek ve şube maliyetlerini düşürebilecek dağıtım kanalları yatırımlarında ve teknolojinin kullanılmasında yetersiz kalarak rekabet güçlerini kaybedebilirler. Büyük ölçekli bankalarda ise ölçek ekonomisinden faydalanılarak bu yatırımlar yapılabilmekte ve işlem hacminin artırılabilmesi mümkün olmaktadır. Bu durum rekabeti büyük ölçekli bankalar lehine zedelemektedir. Tüm bu gelişmeler ve eğilimler tüketici maliyetlerinde artışa neden olsa da rekabetin sağlıklı yapılabilmesini engelleyen bazı etkenlerin de ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gözlemliyoruz. Bu çalışmaların en önemlileri; bankacılık kanununun yeniden düzenlenmesi, bankaların etkin gözetim ve denetimini sağlamak amacıyla bağımsız bir kurum olan BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu)'nın kurulması, mali yapısı bozuk özel bankaların TSMF bünyesine alınıp rehabilite edilmeleri, tasarruf mevduatına verilen devlet güvencesinin kademeli olarak kaldırılması, kamu bankalarının sistemdeki ağırlığının azaltılması ve karlılık esaslarına göre faaliyet göstermesi yönündeki girişimlerdir. Bu açıdan bakıldığında istikrarın sağlanması ve bankaların mali yapılarının güçlendirilmesi çabalarının etkinlik konusunda da paralel fayda sağlamasını bekleyebiliriz. Veri zarflama analizi ile erişilen sonuçları değerlendirirken dikkat edilmesi gereken husus, bu analizde teknik etkinlik değerleri tahmin edilen birimlerin gözlem kümesini oluşturan birimlere göre etkinliklerinin ölçülmüş olmasıdır. Veri zarflama analizi'nin açıklandığı V. bölümde de belirtildiği gibi, bu analizle sektörün üretim fonksiyonu tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Bu fonksiyonun tahmininde de en etkin çalışan birimlerin oluşturduğu sınır kullanılmaktadır. Bu sınırın tamamen gözlem altına alınan birimlere bağlı olduğu unutulmamalıdır. Eğer bankalarımızın AB bankalarına göre etkinliklerini ölçmek istersek AB bankalarını da analize dahil edilmesi gerekir. Malmquist Toplam Verimlilik Endeksi ise panel veri kullanımını gerektirir ve birimlerin yıllara göre etkinlik değişimlerini verir ki bu bilgi bizim için büyük önem taşır. Çalışmada bankalarımız uzmanlık alanlarına göre Kalkınma ve Yatırım Bankaları, Ticaret Bankaları olarak, sermaye sahipliğine göre Kamu Sermayeli Bankalar, Özel Sermayeli Bankalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna Devrolan Bankalar ve Yabancı Sermayeli Bankalar olarak gruplanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi banka isimlerinin kullanılmasından kaçınıldığından karşılaştırmaların bu gruplar arasında yapılması uygun görülmüştür. Grafik-1, Grafik-2 ve Grafik-3 grafikleri tablolarda verilen değerlerin grafik üzerindeki görüntüleridir. Yıllara göre teknik etkinlik oranları ortalamalarına baktığımızda en düşük seviyede Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devrolan bankaları görüyoruz. Bu grubu değerlendirirken gruptaki bankaların 2000 yılında fona dahil olduğunu akılda tutmalıyız. Bu grup 1999 yılında en kötü teknik etkinlik değerini elde etmişken 2000 yılında nazari bir iyileşme görünmektedir. Bunun nedeni fona dahil olduktan sonra munzam karşılık ayırma zorunluluğunun kalkması ve likidite açısından rahatlamaları olarak düşünülebilir. Malmquist TFP endeksi değişimlerine de bakıldığında 1998-1999 (TFP 0.482) yılları arasında yoğun bir etkinsizleşme gösteren grubun 1999-2000 (TFP 1.615) yılları arasında toplam faktör etkinliğinde 1999 yılına göre önemli artış sağladığı görülmektedir. Bu grup için her üç yılın TFP endeksi geometrik ortalamasına bakıldığında ise yine bir kötüleşme gözlenmektedir (TFP 0.883). Ölçek etkinlikleri incelendiğinde ise inceleme dönemi boyunca ortalama ölçek etkinliğinin azalma gösterdiğini görüyoruz. Bu durum mali yapısı bozulan bankaların bilançolarının küçülmesi nedeniyle ideal büyüklüklerinden uzaklaştıkları manasına gelebilir. Dikkati çeken diğer bir grup da Yabancı Sermayeli Ticari Bankalar grubudur. Bu grubun Malmquist TFP değeri 1998-1999 döneminde 1'in üzerinde kalan tek grup olmuştur. 1999-2000 periyodunda TFP değeri nisbeten bir kötüleşmeye işaret etse de 1998-2000 arasındaki dönem ortalaması (TFP 1.041) olup bu dönemde pozitif gelişme sağlayan iki gruptan biridir. Bu grup teknik etkinlik ve ölçek etkinliği alanlarında da diğer gruplar arasında yukarı seviyelerde yer almaktadır. Çalışmada oldukça etkin görünen, yani nisbeten az girdi (mevduat, mevduat dışı kaynak, faiz gideri, faiz dışı gider) tüketip çok çıktı (krediler, diğer gelir getiren aktifler) üreten bir grupta Kamu Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları'dır. Bu grup teknik etkinlik ve ölçek etkinliğinde ya birinci ya da ikinci sıralarda yer almış TFP endeksinde de 1998-1999 döneminde az sayılabilecek bir kötüleşmeden (TFP 0.985) sonra 1999-2000 döneminde pozitif gelişme göstermiştir (TFP 1.219). 1998-2000 dönemi ortalama değeri ise 1.096 olup pozitiftir. Kuşkusuz bunda en önemli etkenler diğer bankalara göre düşük olan faiz ve faiz dışı giderleri yani düşük kaynak, şube ve diğer dağıtım kanal maliyetleridir. Sektörde en büyük ağırlığa sahip iki gruba, Özel Sermayeli ve Kamu Sermayeli Ticaret Bankaları'na baktığımızda teknik etkinlik, ölçek etkinliği ve Malmquist TFP endeksi değerleri benzer bir seyir izlemekte ancak Kamu Sermayeli Bankaların her üç değerde de aşağıda yer aldığını gözlemlemekteyiz. Aradaki fark özellikle ölçek etkinliği değerlerinde ortaya çıkmaktadır. Malmquist TFP endeksi değerlerine baktığımızda da Kamu Sermayeli Bankalar daha fazla olmak üzere her iki grup için de negatif gelişme sözkonusudur. Yabancı Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları teknik etkinlikte 1999 yılında bir kötüleşme göstermiş, ölçek etkinlikleri azalan bir trend izlemiş, Malmquist TFP endeksi değerleri 1998-1999 dönemi için ikinci kötü değeri (TFP 0.647) almış, 1999-2000 yılları arasında da negatif yönde devam etmiştir (TFP 0.886). 1998-2000 arası TFP endeksi geometrik ortalaması ise 0.757 olarak gerçekleşmiş ve olumsuz olmuştur. Özel Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları, Yabancı Sermayeli benzerlerine göre daha iyi olsalar da sürekli bir negatif gelişme göstermiştir. Özellikle 1999-2000 yılları arasında Malmquist TFP endeksi değerleri tüm gruplar arasında en kötü değeri almıştır (TFP 0.578). Bunda devlet tahvil ve bonolarının getirilerinin düşmesinin etken olduğunu söyleyebiliriz. Düzenleyici kurumlar açısından bu tür bir çalışma uygulanan politikaların bankacılık sistemi üzerindeki etkilerini gözlemleyebilmeleri için önemli kaynak sağlamaktadır. Veri zarflama analizinin açıklandığı V. Bölüm'de de belirtildiği gibi Finlandiya Merkez Bankası ve Dünya Bankası gibi kurumlar sürekli gözetim amacıyla bu yöntemi kullanmaktadırlar. Türk Bankacılık Sistemi'nde rekabet seviyesinin çok yüksek olduğu söylenemez. Ancak bir piyasada rekabet seviyesi arttıkça en güçlü firmaların ayakta kalacağı, bunlarında en etkin firmalar arasından çıkacağı açıktır. Yatırımcılar ve borç verenler açısından her piyasada etkin firmalar en iyi performans gösteren ve güvenli firmalar olmaktadır. Tasarruf mevduatına devletçe verilen güvencenin azalmasıyla banka müşterileri açısından da bankaların etkinlik seviyeleri önem kazanacaktır. Belki de etkinlik analizi çalışmalarından en fazla faydalanacak grup bankaların kendileri olacaktır. Bu çalışmalar sayesinde bankalar kendilerini sektördeki diğer bankalarla kıyaslama ve kendi organizasyonları içinde de etkinsizlikleri görme imkanına sahip olacaklardır. Özellikle üretim yaklaşımı ile yapılacak çalışmalar bankaların şube ve personel etkinliklerini tesbit etmelerinde çok yararlı olacaktır. Ekonomideki tüm aktörlerin etkinlik ölçümlerine önem verip, bu sonuçları dikkate alarak hareket ettiklerini varsayarsak toplum içinde bir etkinlik artışı söz konusu olacaktır. SUMMARY Terms like efficiency and productivity were crucial before and will always be crucial in the world where resources are limited and costly. There is an intense interaction between efficiency and competition. In case when competition is high the importance of efficiency becomes much apparent. Crises and great fluctuations in economies cause efficiency to be even more important. Economic units have to learn using their resource more efficient that is to consume less input to obtain a given amount of output in competitive and unstable environments. Governments of today tend to shrink their shares in economies and leave their supporting roles to certain sectors. Loosening of entrance barriers to industries causes efficient firms to be more advantageous and consumers to spend less for products and services. Our institutions have to operate on efficiency basis in order our country to stand in an honorable place of the global community. It is important to operate efficient for the same reasons as above for our financial sector and its biggest participator, the banking system. However, banking system's efficiency has a distinctive importance in overall economy. That difference stems from the financial intermediation function of the banking system in between fund suppliers and demanders. From this point of view banking systems have a central position in countries' economic development. It is not possible to talk about the efficiency of a banking system that is not capable of transferring savings to efficient investments. For that reasons the efficiency measurement criteria and methods have to be analyzed. This study was done to satisfy the above needs for Turkish Banking System covering 1998-2000 period by using the Data Envelopment Analysis (DEA). In the study, the market structure of the TBS was also analyzed to give an idea about the competition level of the sector. Study was composed of VII sections. In section II TBS market structure was analyzed, in section III performance, efficiency and productivity terms were discussed, in section IV the efficiency measurement methods ratio analysis, parametric and nonparametric analyzes, their respective advantages and disadvantages were explained, in section V Turkish Banking System's efficiency was measured using Data Envelopment Analysis and Malmquist TFP Index for 1998-2000 period, and finally in section VI conclusion and discussions were presented.
sermayelerinin önemli miktarlarında erime gözlemlenen bankaların, uygulanan ekonomik program başarılı olsa bile kısa ve orta vadede kar marjlarında azalma beklemeleri, operasyon maliyetlerini azaltma ve müşteri tabanlarını artırma çabaları birleşmelerin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca bankalarımız özsermayelerindeki aşınmayı onarabilmek için yabancı ortaklık arayışına da girmişlerdir. Banka birleşmeleri vergi avantajı gibi teşviklerle düzenleyici kurumlar tarafından da desteklenmektedir . Küçük ve orta ölçekli bankalar, müşteri potansiyelini artırabilecek ve şube maliyetlerini düşürebilecek dağıtım kanalları yatırımlarında ve teknolojinin kullanılmasında yetersiz kalarak rekabet güçlerini kaybedebilirler. Büyük ölçekli bankalarda ise ölçek ekonomisinden faydalanılarak bu yatırımlar yapılabilmekte ve işlem hacminin artırılabilmesi mümkün olmaktadır. Bu durum rekabeti büyük ölçekli bankalar lehine zedelemektedir. Tüm bu gelişmeler ve eğilimler tüketici maliyetlerinde artışa neden olsa da rekabetin sağlıklı yapılabilmesini engelleyen bazı etkenlerin de ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gözlemliyoruz. Bu çalışmaların en önemlileri; bankacılık kanununun yeniden düzenlenmesi, bankaların etkin gözetim ve denetimini sağlamak amacıyla bağımsız bir kurum olan BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu)'nın kurulması, mali yapısı bozuk özel bankaların TSMF bünyesine alınıp rehabilite edilmeleri, tasarruf mevduatına verilen devlet güvencesinin kademeli olarak kaldırılması, kamu bankalarının sistemdeki ağırlığının azaltılması ve karlılık esaslarına göre faaliyet göstermesi yönündeki girişimlerdir. Bu açıdan bakıldığında istikrarın sağlanması ve bankaların mali yapılarının güçlendirilmesi çabalarının etkinlik konusunda da paralel fayda sağlamasını bekleyebiliriz. Veri zarflama analizi ile erişilen sonuçları değerlendirirken dikkat edilmesi gereken husus, bu analizde teknik etkinlik değerleri tahmin edilen birimlerin gözlem kümesini oluşturan birimlere göre etkinliklerinin ölçülmüş olmasıdır. Veri zarflama analizi'nin açıklandığı V. bölümde de belirtildiği gibi, bu analizle sektörün üretim fonksiyonu tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Bu fonksiyonun tahmininde de en etkin çalışan birimlerin oluşturduğu sınır kullanılmaktadır. Bu sınırın tamamen gözlem altına alınan birimlere bağlı olduğu unutulmamalıdır. Eğer bankalarımızın AB bankalarına göre etkinliklerini ölçmek istersek AB bankalarını da analize dahil edilmesi gerekir. Malmquist Toplam Verimlilik Endeksi ise panel veri kullanımını gerektirir ve birimlerin yıllara göre etkinlik değişimlerini verir ki bu bilgi bizim için büyük önem taşır. Çalışmada bankalarımız uzmanlık alanlarına göre Kalkınma ve Yatırım Bankaları, Ticaret Bankaları olarak, sermaye sahipliğine göre Kamu Sermayeli Bankalar, Özel Sermayeli Bankalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna Devrolan Bankalar ve Yabancı Sermayeli Bankalar olarak gruplanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi banka isimlerinin kullanılmasından kaçınıldığından karşılaştırmaların bu gruplar arasında yapılması uygun görülmüştür. Grafik-1, Grafik-2 ve Grafik-3 grafikleri tablolarda verilen değerlerin grafik üzerindeki görüntüleridir. Yıllara göre teknik etkinlik oranları ortalamalarına baktığımızda en düşük seviyede Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devrolan bankaları görüyoruz. Bu grubu değerlendirirken gruptaki bankaların 2000 yılında fona dahil olduğunu akılda tutmalıyız. Bu grup 1999 yılında en kötü teknik etkinlik değerini elde etmişken 2000 yılında nazari bir iyileşme görünmektedir. Bunun nedeni fona dahil olduktan sonra munzam karşılık ayırma zorunluluğunun kalkması ve likidite açısından rahatlamaları olarak düşünülebilir. Malmquist TFP endeksi değişimlerine de bakıldığında 1998-1999 (TFP 0.482) yılları arasında yoğun bir etkinsizleşme gösteren grubun 1999-2000 (TFP 1.615) yılları arasında toplam faktör etkinliğinde 1999 yılına göre önemli artış sağladığı görülmektedir. Bu grup için her üç yılın TFP endeksi geometrik ortalamasına bakıldığında ise yine bir kötüleşme gözlenmektedir (TFP 0.883). Ölçek etkinlikleri incelendiğinde ise inceleme dönemi boyunca ortalama ölçek etkinliğinin azalma gösterdiğini görüyoruz. Bu durum mali yapısı bozulan bankaların bilançolarının küçülmesi nedeniyle ideal büyüklüklerinden uzaklaştıkları manasına gelebilir. Dikkati çeken diğer bir grup da Yabancı Sermayeli Ticari Bankalar grubudur. Bu grubun Malmquist TFP değeri 1998-1999 döneminde 1'in üzerinde kalan tek grup olmuştur. 1999-2000 periyodunda TFP değeri nisbeten bir kötüleşmeye işaret etse de 1998-2000 arasındaki dönem ortalaması (TFP 1.041) olup bu dönemde pozitif gelişme sağlayan iki gruptan biridir. Bu grup teknik etkinlik ve ölçek etkinliği alanlarında da diğer gruplar arasında yukarı seviyelerde yer almaktadır. Çalışmada oldukça etkin görünen, yani nisbeten az girdi (mevduat, mevduat dışı kaynak, faiz gideri, faiz dışı gider) tüketip çok çıktı (krediler, diğer gelir getiren aktifler) üreten bir grupta Kamu Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları'dır. Bu grup teknik etkinlik ve ölçek etkinliğinde ya birinci ya da ikinci sıralarda yer almış TFP endeksinde de 1998-1999 döneminde az sayılabilecek bir kötüleşmeden (TFP 0.985) sonra 1999-2000 döneminde pozitif gelişme göstermiştir (TFP 1.219). 1998-2000 dönemi ortalama değeri ise 1.096 olup pozitiftir. Kuşkusuz bunda en önemli etkenler diğer bankalara göre düşük olan faiz ve faiz dışı giderleri yani düşük kaynak, şube ve diğer dağıtım kanal maliyetleridir. Sektörde en büyük ağırlığa sahip iki gruba, Özel Sermayeli ve Kamu Sermayeli Ticaret Bankaları'na baktığımızda teknik etkinlik, ölçek etkinliği ve Malmquist TFP endeksi değerleri benzer bir seyir izlemekte ancak Kamu Sermayeli Bankaların her üç değerde de aşağıda yer aldığını gözlemlemekteyiz. Aradaki fark özellikle ölçek etkinliği değerlerinde ortaya çıkmaktadır. Malmquist TFP endeksi değerlerine baktığımızda da Kamu Sermayeli Bankalar daha fazla olmak üzere her iki grup için de negatif gelişme sözkonusudur. Yabancı Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları teknik etkinlikte 1999 yılında bir kötüleşme göstermiş, ölçek etkinlikleri azalan bir trend izlemiş, Malmquist TFP endeksi değerleri 1998-1999 dönemi için ikinci kötü değeri (TFP 0.647) almış, 1999-2000 yılları arasında da negatif yönde devam etmiştir (TFP 0.886). 1998-2000 arası TFP endeksi geometrik ortalaması ise 0.757 olarak gerçekleşmiş ve olumsuz olmuştur. Özel Sermayeli Kalkınma ve Yatırım Bankaları, Yabancı Sermayeli benzerlerine göre daha iyi olsalar da sürekli bir negatif gelişme göstermiştir. Özellikle 1999-2000 yılları arasında Malmquist TFP endeksi değerleri tüm gruplar arasında en kötü değeri almıştır (TFP 0.578). Bunda devlet tahvil ve bonolarının getirilerinin düşmesinin etken olduğunu söyleyebiliriz. Düzenleyici kurumlar açısından bu tür bir çalışma uygulanan politikaların bankacılık sistemi üzerindeki etkilerini gözlemleyebilmeleri için önemli kaynak sağlamaktadır. Veri zarflama analizinin açıklandığı V. Bölüm'de de belirtildiği gibi Finlandiya Merkez Bankası ve Dünya Bankası gibi kurumlar sürekli gözetim amacıyla bu yöntemi kullanmaktadırlar. Türk Bankacılık Sistemi'nde rekabet seviyesinin çok yüksek olduğu söylenemez. Ancak bir piyasada rekabet seviyesi arttıkça en güçlü firmaların ayakta kalacağı, bunlarında en etkin firmalar arasından çıkacağı açıktır. Yatırımcılar ve borç verenler açısından her piyasada etkin firmalar en iyi performans gösteren ve güvenli firmalar olmaktadır. Tasarruf mevduatına devletçe verilen güvencenin azalmasıyla banka müşterileri açısından da bankaların etkinlik seviyeleri önem kazanacaktır. Belki de etkinlik analizi çalışmalarından en fazla faydalanacak grup bankaların kendileri olacaktır. Bu çalışmalar sayesinde bankalar kendilerini sektördeki diğer bankalarla kıyaslama ve kendi organizasyonları içinde de etkinsizlikleri görme imkanına sahip olacaklardır. Özellikle üretim yaklaşımı ile yapılacak çalışmalar bankaların şube ve personel etkinliklerini tesbit etmelerinde çok yararlı olacaktır. Ekonomideki tüm aktörlerin etkinlik ölçümlerine önem verip, bu sonuçları dikkate alarak hareket ettiklerini varsayarsak toplum içinde bir etkinlik artışı söz konusu olacaktır. SUMMARY Terms like efficiency and productivity were crucial before and will always be crucial in the world where resources are limited and costly. There is an intense interaction between efficiency and competition. In case when competition is high the importance of efficiency becomes much apparent. Crises and great fluctuations in economies cause efficiency to be even more important. Economic units have to learn using their resource more efficient that is to consume less input to obtain a given amount of output in competitive and unstable environments. Governments of today tend to shrink their shares in economies and leave their supporting roles to certain sectors. Loosening of entrance barriers to industries causes efficient firms to be more advantageous and consumers to spend less for products and services. Our institutions have to operate on efficiency basis in order our country to stand in an honorable place of the global community. It is important to operate efficient for the same reasons as above for our financial sector and its biggest participator, the banking system. However, banking system's efficiency has a distinctive importance in overall economy. That difference stems from the financial intermediation function of the banking system in between fund suppliers and demanders. From this point of view banking systems have a central position in countries' economic development. It is not possible to talk about the efficiency of a banking system that is not capable of transferring savings to efficient investments. For that reasons the efficiency measurement criteria and methods have to be analyzed. This study was done to satisfy the above needs for Turkish Banking System covering 1998-2000 period by using the Data Envelopment Analysis (DEA). In the study, the market structure of the TBS was also analyzed to give an idea about the competition level of the sector. Study was composed of VII sections. In section II TBS market structure was analyzed, in section III performance, efficiency and productivity terms were discussed, in section IV the efficiency measurement methods ratio analysis, parametric and nonparametric analyzes, their respective advantages and disadvantages were explained, in section V Turkish Banking System's efficiency was measured using Data Envelopment Analysis and Malmquist TFP Index for 1998-2000 period, and finally in section VI conclusion and discussions were presented.
