Publication: Gazzali ve Descartes’ta metodoloji sorunu
Abstract
'Gazzâli ve Descartes'ta Metodoloji Sorunu' adlı tezimizin birinci bölümünde iki düşünürün metodolojilerininin oluşumunda, anahtar olarak gördüğümüz temel konulara yaklaşımları üzerinde durduk. Tezimizin ikinci bölümünde ise düşünürlerimizin metodoloji düşüncelerini anlamamıza yarayacak olan sebeplilik problemine yaklaşımlarını incelemeyi uygun gördük. Gazzâli, şüphe ile var olan geleneksel bilgilerden şüphe ederek düşünce sistemini oluşturmaya başlıyor. Zamanla, klasik olarak elde edilen bilgi anlayışının ötesinde sezgi ile doğru bilginin olabilirliğine inanıyor. Akıl'ın çeşitli anlamları olduğunu belirterek, aklın kıymetini ortaya koyuyor. Mantığa yeni bir değerlendirme anlayışı getiriyor ayrıca mantık metodolojisi olmadan bilimsel çalışmaların olamayacağını belirtiyor. Gazzâli ilim anlayışında ilimin değerini çok çarpıcı biçimlerde antarak, ilimin vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor. Ona göre âlem yaratılmıştır ve mucizeler peygamberler açısından mümkündür. İnsan hürriyeti konusundaki tartışmalarda orta yolu seçmiş ve sınırlı bir hürriyetin söz konusu olduğunu savunmuştur. Ve sebeplilik problemine yaklaşımı açısından yine önemli bir çerçeve çizerek, kozmozun bir amacı gerçekleştirmek üzere hareket ettiğini kabul etmiştir. Descartes'ın şüphesi metodiktir.Yani kesin doğruyu ortaya çıkarmayı amaçlar. Şüphesini ilk basamak olarak doğal ışık dediği bir sezgisel bilgiyle terketmeye başlıyor ve cogito'suna ulaşıyor. Böylelikle kendi ben'inden yola çıkarak önce Tanrı'yı sonra da dış dünyanın gerçekliğini ortaya koyuyor. Descartes dualizmi ruh ve beden ayrılığına dayanır. Mantık konusunda da yeni bir mantık metodolojisi ortaya koymaya çalışır. Bu anlayış çok etkili olacaktır, bu nedenle de modern felsefe onunla başlatılır. Descartes'ta çok güçlü bir matematizm vardır. Fizik dünya bu matematizm ile anlamlandırılır. Onun felsefesinde doğa tamamen mekanik bir işleyiş içerisindedir. Bu işleyiş baştan sona fizik kurallara bağlıdır. İnsan herşeyden önce özgürlüğünü gerçekleştirmelidir. Özgürlüğün gerçek- leşmesi mümkün olamazsa, insanı insan yapan temel değerler yeşeremez. İnsan,bir potansiyel...İnsan, evrene açılan bir pencere…Böylesine engin bir ufuk için en korkunç şey, zincirlenmek. Modern insan; ellerinden, ayaklarından zincirlenmiş ve gözleri sımsıkı bağlanmış. Hepsi kendi karanlığında yapayalnız. Modern insan Platon'un zifiri karanlık mağarasında. Mağaranın sonunda en ufak bir ışık umudu yok. Edison'un adı lügatlerden silinmiş. Mağaradaki insan Pavlov'un köpeği. Yapması istenilen ne varsa onları yapmaya şartlandırılmış. Zil çalar ve oyun başlar. Bu oyun, insanın kendi trajedisinden başka bir şey değil. Hergün kendi trajedisini oynamaya hüküm giymiş. Rolünü hissederek en gerçekçi bir şekilde oynamalıdır, onu sevmelidir. Belki sevmekten de öte yüceltmelidir. Sevdikçe yaşamak dayanılır olacak, yücelttikçede içi boşalmış değerler havuzu dolu kalacaktır. Modern insan Platon'un mağarasında yaşar. Elleri bağlanmıştır. Elleriyle ürettiği emeğinin değerini kontrol edemez. Ayakları bağlanmıştır, kendisi gibi olan diğer insanlarla irtibat kuramaz. Gözleri bağlanmıştır, yalancı ve yabancı bir dünyaya mahkum edilmiştir. O artık yabancılaşmıştır. Yabancılaşması ontolojik olarak en olmayacak bir varlığadır. Yani kendine. Yani kendisini kendi yapan değerlere. Yani sevgiye…fedakarlığa…paylaşmaya… kendini dönüştürmeye…kısacası, aşka. Mağara adamının dünyasında aşka yer yoktur. Aşk tahammüden işlenmiş olarak cinayetlerin en büyüğü kabul edilmiştir. Çünkü aşk gerçekte isyan etmektir. İsyan etmek mağara adamının harcı değildir. Onun görevi itaat etmektir. İtaat etmek varoluşunun tek sebebidir. Var olmuş olması, itaat etmeyi gerektiren en güçlü kanıttır. İtatsizliğinin sonucunda, var olmuş olması birinci dereceden bir kanıt olarak karşısına çıkarılacaktır. Çünkü varolmuş olmak itatemektir.
