Publication:
Demokrasi ve medya ilişkisi içinde think- tankler

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

İletişim teknolojisi, dünyanın geçirdiği evrimin en önemli destekçisidir. Dünyanın bugün artık küresel bir köy haline dönüştüğü genel kabul görmektedir. Dünyayı bu duruma getiren iletişimin sergilediği güçtür. Bu bakımdan iletişim bilimi artık dünyanın üzerinde yoğun çalışmalar yürüttüğü bir alan haline gelmiştir. Her geçen gün iletişim bilimi, yeni bir teknolojiyle dünya insanının karşısına çıkmakta ve onları birbirine daha çok yaklaştırmaktadır. Dolayısıyla iletişimin dünyaya etkisi ve önemi üzerinde bugün bütün bilim adamları aynı görüşe sahiptir. Dünyaya yayılmış insanların toplumsal yaşamları geçmişte daha dar bir çerçevede işlerken, bugün iletişim teknolojisi bu çerçeveyi oldukça genişletmiş durumdadır. Bunun da bir takım olumlu sonuçlarının yanında, toplumsal, ekonomik, siyasi her alanda büyük sorunlar yarattığı görülmektedir. Bu sorunları karmaşıklaştıran ve içinden çıkılmaz bir hale sokan da yine küresel iletişimin ortaya koyduğu gelişmedir. Dolayısıyla insanlar artık bu karmaşık sorunların içinden basit çözümler üretememekte, yeni çareler aramaktadır. İşte burada karşımıza 'strateji' kavramı çıkmaktadır. Yani karmaşık sorunlar stratejik sorunlar haline gelmekte, bunların çözümleri de yine stratejik çözümler olma zorunluluğu taşımaktadır. Bu stratejik çözümleri üretecek olan da artık fasit dairede kişiler ya da kurumlar değildir. Bur bakıma çözüm üretim merkezi denilebilecek ve kendi alanında uzmanlaşmış kişileri bünyesinde barındırabilecek kuruluşlara ihtiyaç vardır. Dünya milletleri bu ihtiyacın farkına çok erkenden varmış, hattı bazı ülkeler bu alanda oldukça ileri seviyeye ulaşmıştır. Hiç kuşku yok ki, bu durum ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılıdır. Stratejinin önemini kavrayan bu ülkeler, insanları geçmişteki kanlı savaşlardan uzaklaştırmak suretiyle, dünya tarihinde yeni bir çığır açmaktadırlar. Yani savaş denilen kavram da artık değişmekte silahlarla yapılan savaşlar ülkeler arasındaki strateji savaşlarına dönüşmektedir. İşte bütün bunlar dünyaya 'think-tank' kavramını tanıştırmıştır. Gelişmiş 'think-tank' kuruluşlarına sahip ülkeler, bu kuruluşlardan azami derecede yararlanmaktadırlar. Bunun en önemli sonuçlarını strateji savaşlarında görmek mümkündür. 'Think-tank' kuruluşları uluslar arası alanda da önemli noktalara yerleşmişlerdir. Şöyle ki, kendi alanında söz sahibi olmuş 'think-tank'ler, bugün dünyanın en büyük uluslar arası kuruluşlarından olan NATO'nun stratejilerinin belirlenmesinde önemli rol oynamakta, hatta NATO'ya yön verebilmektedirler. NATO'nun dünya üzerine yayılmış ülkeler bazında ortaya koyduğu konseptleri, o ülkelerde iyi örgütlenmiş 'think-tank'lerle birlikte tespit ettiği bugün artık bilinen bir gerçektir. Türkiye'nin bu alandaki konumuna bakıldığında ise , pek iç açıcı bir durum görülmemektedir. Birçok alanda olduğu gibi 'think-tank'ler konusunda da Türkiye geç uyanmıştır. 1990'lı yıllara gelindiğinde Türkiye'de 'think-tank'lerin sayısı 5'i geçmemekteydi. Bunların hemen hemen tamamı da yeterli gelişmişlik düzeyine erişememiştir. Bunun altında Türkiye'nin temel sorunları yatmaktadır. Demokrasinin Türkiye'de hayata geçirilememesi, özellikle belli aralıklarla demokrasi uygulamalarının kesintiye uğratılması ülkedeki pek çok gelişmenin önüne set çekmiştir. 'Think-tank' denilen kavramın özünde demokrasinin yattığı düşünülürse, bu alanda gelişmiş ülkelerin seviyesine neden ulaşılamadığı rahatlıkla görülecektir. 'Think-tank'lerle demokrasi arasındaki ilişki irdelenirken, 'think-tank'lerin demokrasiye etkisi üzerinde de durulması gerekmektedir. Türkiye gibi demokrasi sorunu olan ülkelerde doğal olarak 'think-tank' kuruluşları kendilerine hedef olarak öncelikle bu konuyu alacaklardır. Türkiye'deki 'think-tank'lerin kuruluş amaçlarına bakıldığında demokrasinin geliştirilmesi ilk madde olarak göze çarpmaktadır. Düşünce ürünlerinin demokrasiye olumlu katkılar sağlayacağı da bir gerçektir. Konunun bir de medyaya bakan kısmı bulunmaktadır. Medyanın kamuoyu oluşturma gücü, 'think-tank'lerin ilgisini çeken, onların büyümesine ve ürettiği ürünlerin değerlendirilmesine katkı sağlayan en önemli etkendir. Medya Türkiye'de elinde bulundurduğu bu gücün farkında olmamakla birlikte gücünü toplum yararına kullanma eğiliminde değildir. Türk medyasının halen tekelleşme sorunun aşamadığı, ticari kaygıları kamusal yararların üstünde tuttuğu yaygın bir kanaattir. Türkiye'deki 'think-tank'lerin önündeki engellerden biri de budur. Medyanın bu olumsuz yaklaşımının, 'think-tank'lerin gelişim sürecine de ket vurduğu savunulmaktadır. Medyaya yöneltilen eleştirilere getirilen cevaplar ise, demokrasi eksikliğiyle özetlenmektedir. Türkiye'deki demokrasi uygulamalarının medyayı olumsuz yönde etkilediği, dolayısıyla medyanın da kendisinden beklenilen görevlerin yerine getiremediği görüşü ileri sürülmektedir. Buna örnek olarak da, medyaya siyasi veya devletin etkin organlarınca yöneltilen baskılar gösterilmektedir. Yani sansürden uzak, özgür, çok sesli, yeterli ekonomik gücü olan bir medyanın Türkiye'de tam olarak yerleşmediği belirtilmektedir. Demokrasi uygulamaları, medyanın işlevsel problemleri ve bunların 'think-tank'lere etkisi incelenirken, 'think-tank'lerin kendi içlerine dönük problemleri de göz ardı edilmemelidir. Bir 'think-tank' kuruluşu yeterli gelişmişlik seviyesine ulaşabilmenin yollarını kendi içinde aramalıdır. Bunu ortaya koyduğu ürünlerle, bu ürünleri pazarlamada gösterdiği performansla sağlayabilecektir. Sonuç olarak, Türkiye yeni bir yüzyıla girerken, kendisinden beklenilen atılı ancak dünyanın stratejisine ayak uydurmakla sağlayabilecektir. Dünya dengeleri, eski sistemleri yerinden oynatırken, Türkiye'nin de içinde bulunduğu sistemleri yenilemek zorunluluğu vardır. Aksi takdirde önüne çıkacak sorunlar karşısında politikasızlıkla baş başa kalacaktır. Türkiye'nin içinde bulunduğu stratejik önemi haiz coğrafyanın geçtiğimiz birkaç yıl içinde ortaya çıkardığı sorunlar, ülkenin durumunu çok açık biçimde göstermiştir. Ülkelerarası ilişkilerde ortaya çıkan gerçekse, Türkiye'nin en azından bölgesel politikalarının bulunmadığı noktasındadır. Yani Türkiye'nin strateji alanındaki eksikliği, artık Türk araştırmacı ve bilim adamları tarafından da ifade edilmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin bir değişim sürecine ihtiyaç duyduğu vurgulanmaktadır. Bu değişimin, strateji üretimi ve hayata geçirilmesi noktasında olması ise kaçınılmazdır. Bu alanda Türkiye'de mevcut 'think-tank' kuruluşlarının desteklenmesi, yenilerinin kurulmasına imkan verilmesi gerekmektedir. Bunların dışında 'think-tank'lere yönelik çevresel etkenlerin de düzeltilmesi sağlanmalıdır. Başta belirtilen 'think-tank'-demokrasi-medya etkileşiminin çok iyi kurgulanması ve doğru denklemin hayata geçirilmesi Türkiye'nin dünya ile entegrasyonunu sağlayacaktır.

Description

Keywords

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By