Publication: İkili ve çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde Türkiye-İsrail ilişkileri ve Ortadoğu barış süreci
Abstract
İngiltere'nin Ortadoğu'ya olan ilgisi 18 nci yüzyıldan itibaren başlamış ve özellikle ticari amaçlı olarak devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonunda 1946 yılında Suriye, Lübnan ve Ürdün bağımsızlıklarına kavuştular. İngil-tere savaş sonrası bölgede iyi ilişkilerini devam ettirmek ve Araplara yak-laşmak için Arap Milliyetçiliğini esas alarak Arap Ligi'nin kurulmasına ön ayak olmuştur. Bu lige dahil olan ülkeler; Suudi Arabistan, Suriye, Lüb-nan, Irak, Ürdün, Yemen ve Mısır'dı. Bu ligi oluşturan devletlerin arasında çeşitli anlaşmazlıklar mevcut oldu-ğundan lig suni bir oluşumdan ileri gidemedi. Ligi oluşturan ülkelerle İn-giltere arasında da Filistin sorunu mevcut idi. İngiltere ve Fransa Sykes-Picot anlaşmaları çerçevesinde Filistin'in millet-lerarası bir statüye konulmasını ve burada bir Musevi yurdu yaratılmasını düşünmüşlerdi. Bu düşünce Museviler tarafından önceleri pek benimsen-medi. Ancak İkinci Dünya Savaşından sonra durumlar değişti. Museviler-de bir milliyetçilik cereyanı ortayı çıktı. Çeşitli gelişmelerden sonra Milletlerarası Mülteciler Teşkilatı Kanalı ile İngiltere bölgesel otonomi planını ortaya attı. Burada bir Arap ve bir Musevi vilayeti öngörülüyordu. Bu düşünce de çeşitli tepkiler aldı. Ancak İngilizler ısrar ettiler. Konuyu tetkik ve tekliflerde bulunmak üzere Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) kuruldu. UNSCOP; Avustralya, Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hindistan, I-ran, Hollanda, Peru, İsveç, Uruguay ve Yugoslavya'dan oluşuyordu. Komite çalışmalarını tamamladıktan sonra konuyu BM Genel Ku-ruluna getirdi. 29 Kasım 1947 günü 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oyla taksim planı kabul edildi. Karara aleyhte oy veren devletler şunlardı; Afganistan, Küba, Mısır, Yunanistan, Hindistan, İran, Irak, Lüb-nan, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Yemen ve TÜRKİYE idi. İsrail bir devlet olarak ortaya çıkarken Ortadoğu'daki durumu anla-tabilmek için İngiltere Dışişleri Daimi Sekreteri Long Strang'ın Home and Abroad isimli hatıratına göz atmak gerektiğini düşünüyorum; Din, dil ve politik menfaatlerin desteklendiği Arap Birliği, hanedanlar ve şahıslar arasındaki kıskançlıklar dolayısıyla sarsıntıdaydı. Irak ile Ürdün'de aynı hanedan vardı, fakat her ikisini de idare eden Haşimi hanedanı diğer Arapların çoğu tarafından sevilmiyordu. Mısır, Irak'ı kıskanıyor ve Haşimilere karşı olan Suudi Arabistan ile anlaşmaya çalışıyordu. Lübnan ve Irak'da, Suriye-Irak ve belki de Ürdün'ü toplayacak Münbit Hilâl taraftarları mevcuttu. Kral Abdullah, Ürdün ile Suriye'yi Büyük Suriye olarak birleştirmek düşüncesindeydi. Aynı fikri paylaşan bazıları ise Büyük Suriye'nin Haşimi Hanedanının idaresinde olmasına mutlak şekilde karşıydılar. Araplar arasındaki ayrılıkları gören Arapların konuştukları tek mevzu diğer Arap devletlerinin tek mevzu diğer Arap devletlerini tenkit etmekti. O tarihlerde Arap devletleri İsrail'e karşı da tamamen aynı tutumda değildiler. Ürdün, Mısır ve Suriye, İsrail'in mevcudiyetini kabul etmemekle beraber, onunla geçici düzenlemeler yapmaya da karşı görünmüyorlardı. Irak, İsrail ile herhangi bir ilişki düşünmüyordu. Hiç bir Arap kalben İsrail'in mevcudiyetini kabul etmiyordu. Her şeye rağmen Arap devletlerinin İngiltere'ye karşı itimatlarını kaybetmemiş olduklarını görmek enteresandı. ABD ve Rusya İsrail tarafındaydılar. Biz onların nazarında kötüler arasında en iyisiydik. Kahire'de Azzam Paşa ile konuştum. Ona göre Haşimi hanedanı altında bir Büyük Suriye şansı yoktu. Ürdün ile Suriye yahut Irak ile Suriye her an Cumhuriyet esası üzerinden birleşebilirlerdi. Hükümet darbesi Filistin mağlubiyetinden doğan düş kırıklığının sonucuydu. Araplar bölünmüş oldukları için kaybetmişlerdi. İngilizler onları ihmal etmiş, Amerikalılar karşısına çıkmış, Ruslar ise istismar etmişlerdi. Ürdün de Kral Abdullah İsrail ile savaşmaya hiç niyeti olmadığını söyledi. Ürdün ile İsrail arasında bir ayarlama yapılabilirdi. Fakat bu, eğer Ürdün kuvvetli olursa mümkündü. Irak ve Mısır'da komünizm tehlikesi olduğunu söyledi. İngiltere'nin Mısır'da askerleri muhafaza etmesi ve Ürdün ile Mısır arasındaki Akabe yolunu açık bulundurması zaruri idi... İşte böylesine karışık bir Ortadoğu, başlatılan barış süreci, bu süre-ce Türkiye ve İsrail'in katkısı, Askeri, Ticari, Ekonomik ve Kültürel ilişki-lerin sürmesi, aracı diğer ülkelerin özellikle Arap dünyasını hangi yönde etkiler? Bu kapsamda yapılan araştırmamın öneminin tartışılmaz derecede faydalı olacağını değerlendiriyorum. C. METODOLOJİ Metod en geniş anlamıyla bizi gerçeğe götüren yoldur. İlim adamlarının özellikleri, ilmi tecessüs (yeterlilik), objektiflik, dürüstlük ile Metod ve Teknik bilgisidir. İlimler için iki metod söz konusudur. Bütün ilimlerin ortaklaşa kullandık-ları Genel Metodlar Dedüksiyon-Endüksiyon-Analoji (Analiz ve Sentez) genel metodlar olarak ifade edilirler. Ayrıca jenerik metod da bütün ilimler için söz konusudur. Yukarıdaki metodlardan ayrı olarak karşılaştırma tekniği de kullanılır. Karşılaştırmanın esasını Analiz-Sentez, Sebep-Sonuç ilişkisini bulma ve Analoji teşkil eder. Sosyal olay ve olgular ve bunları tipleştirilmiş şekilleri için genelde üç tür karşılaştırma yapabiliriz. Bunlar; Tarihi Karşılaştırma, Etnografik Karşılaştırma ve İstatistiki Karşılaştırmadır. Tez'de bu metod da kısmen kullanılmıştır. Dökümantasyon metodu; belgelerin incelenmesi ve kütüphaneler ile internet sisteminden istifade etmeyi gerektirir. Belgeler; yazılı belgeler, arşiv, basın, istatistikler, kullanılan araç ve gereçleri kapsar. Araştırmamda belgelerden, basından (dergi, gazete, TV), internet' ten, kü-tüphanelerden, istatistiklerden istifade edilmiştir.
