Publication:
İletişimsizliğe simetrik iletişim boyutuyla bir yaklaşım

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

Bugün tüm dünyada endüstrileşme ve sanayi devrimi sonucu, köylerden kentlere bir göç yaşandığını, bu nedenle de, bireyleri birey yapan nereye ait olduğunu bilme duygusundan birçoğunun yoksun kaldığını hepimiz biliyoruz. Gerek uzun süre ABD pazarına tek başına egemen olan, ABD'nin kendi ideolojisini tüm dünya üzerinde hakim kılmak ve bu hakimiyeti sürdürebilmek amacıyla bir hayli yararlandığı, sinemanın başlangıcından günümüze kadar bütün yenilik ve teknik gelişmeleriyle, yıldızlarıyla sinemanın öncüsü ve merkezi haline gelen Hollywood'u, gerek dünya edebiyatını inceleyecek olursak, tüm yazar ve yönetmenlerin sürekli bireyselliği sorguladığını, böylece de düşünürleri, birey ve kimlik kavramlarını yeniden ele almaları için zorladığını kolaylıkla görebiliriz. Birçok sinema ve edebiyat eserinde kimlik kavramı, bireyin kendi fiziksel ve sosyal çevresinde tümüyle yapayalnız bırakılmasıyla sorgulanmıştır. Yazarlar olsun, yönetmenler olsun, bütün entellektüel kesim, birey özgürlüğünü kısıtlayan sosyal yargıları ve ahlaki değerleri yeniden değerlendirebilmek için bir çare bulma yoluna gitmişlerdir. Ne de olsa, birey özgürlüğü, demokrasi ruhunun, çok sesliliğin ana faktörüdür. Sözün kısası, bahsi geçen entellektüel kesimin yaptığı, kültürel kimliğin, dolayısıyla da bireyin gelişmesini engelleyen, kendi kendine bırakıldığında varoluşuna kuşkuyla bakmasına neden olan sosyal, tarihsel ve ahlaki güçlere tezat yapıda bir kimlik araştırmasından başka birşey değildir. Gerçek ideal yapılanma, bireyin benlik duygusunun baskılardan kurtulması, kimliğini keşfetmesi ile mümkün olabilecektir. Yaşamda çeşitliliği yakalamak, gelecek nesillere Nasıl olsa biz kurduk, siz de sürdürün işte düşüncesiyle işleyen, yozlaşmış bir dünya miras bırakmamak için bireysel farklılıkların da varlığını zor da olsa kabullenmek gerekir. Oysa geçmişten günümüze dek çoğu kimsenin üzerinde birleştiği ortak yanılgı, kültürün sorgulanamaz bir yaşam tarzı, bir tür boyun eğme durumu olduğudur. Gruba, ya da topluma uyma, benzeme konusunda sosyologların çıkış noktası saydığı sosyal normlar, benzerlikten doğan bir dayanışma söz konusu olduğu için, doğal olarak, belirsizliği azaltmakta ve grup içi çatışmayı önleme, grup üyelerini aynı fikir çevresinde toplama, dolayısıyla da, grup içi bağlılığı arttırma işlevlerine sahiptirler. Bu, simetri felsefesinin bir avantajı olarak gösterilebilse de, bunun avantaj ya da dezavantaj diye adlandırılabilmesi, bireyin, kendisinden ne kadar ödün verdiğine bağlıdır. Birey, fikrini, ardından da tutum ve davranışını grubun etkisi altında mı değiştirmiştir, yoksa bu, onun kendi fikri midir? Aynı birey, kendi kendisiyle kaldığı zaman da yaptığı değişikliği devam ettirmekte midir, yoksa tek başınayken aslında olaylara farklı bir açıdan baktığını mı düşünmektedir? İşte simetri ilkesinin, kesin olarak avantaj veya dezavantaj olarak çağrılabilmesi için, bu iki sorunun objektif bir biçimde cevaplandırılması gerekmektedir.
We all know that due to the migration from villages to cities as a result of industrial development, most people have lost their sense of belonging which makes them individuals. If we examine both world literature and the Hollywood Industry, which has been in the vanguard of cinema with its novelties, technical developments and film stars since the beginning of the history of cinema and which America uses in order to spread its ideology around the whole world, we can easily see that all writers and directors have constantly been questioning the individuality, and thus forcing intellectuals to re-examine the concepts of individual and identity. Especially in most written works the concept of identity has often been questioned by isolating the individual in his physical and social environment. All intellectuals such as writers and directors have tried to find a way to re-evaluate social judgements and moral values which prevent the freedom to choose what to do. In brief, the efforts made by the above mentioned intellectuals are nothing else than a search of an identity which contrasts social, historical and moral forces. Because the ideal structure of the society could become true by ridding the individual's ego of social pressures. In order not to inherit an ordinary world to future generations and to catch the variability of life, individual differences should be accepted. However, there has always been a common belief that culture is an unquestionable life style and that it is the state of submission. Social norms which are thought to be the start point of group conformity have the functions of reducing uncertainity, preventing in-group conflicts and thus increasing the unity since there is a kind of solidarity resulted from similarities among group members. Even if this could be shown as an advantage of the symmetrical philosophy in communication, calling it an advantage or a disadvantage depends on how much an individual loses from his individuality. Has he changed his mind, ant then his manners and behaviours under the influence of the group, or is it his own idea? What does he think about the change in himself when he is on his own? As a result, calling the symmetrical philosophy an advantage or a disadvantage depends on the answers given to these questions objectively.

Description

Citation

Collections

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By