Publication:
Küreselleşme ve teknolojik gelişmelerin bankacılık sektörüne etkileri

dc.contributor.advisorOKSAY, Suna
dc.contributor.authorGül, Recep
dc.contributor.departmentMarmara Üniversitesi
dc.contributor.departmentBankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü
dc.contributor.departmentBankacılık Anabilim Dalı
dc.date.accessioned2026-01-13T06:24:03Z
dc.date.issued2001
dc.description.abstractKüresellesme ve Teknolojik Gelismeler:Kavramsal Çerçeve Küresellesme günümüzün en çok konusulan konularindan birisidir. Küresellesmenin tanimi degisik sekillerde yapilmakta olup en kabul gören tanimiyla küresellesme; son yillarda farkli ülkelerde yasayan insanlarin arasindaki ekonomik ve sosyal aktivitelerin hizla artmasidir. Baska bir tanimda ise küresellesme söyle açiklanmistir : Küresellesme, ülkeler arasindaki iktisadi, siyasi, sosyal iliskilerin yayginlastirilmasi ve gelismesi, ideolojik ayrimlara dayali kutuplasmalarin çözülmesi, farkli toplumsal kültürlerin, inanç ve beklentilerin daha iyi taninmasi, ülkeler arasindaki iliskilerin yogunlasmasi gibi farkli görünen ancak birbirleriyle baglantili olgulari içerir. Küresellesme, bir anlamda, maddi ve manevi degerlerin ve bu degerler çerçevesinde olusmus birikimlerin ulusal sinirlari asarak dünya çapinda yayilmasi anlamina gelir. Bu degerler, iktisadi nitelikte olabildigi gibi siyasi, sosyal, kültürel özellikte de olabilir. Küresellesme, daha genel bir ifade ile, belli bir kültür, ekonomi ya da siyaset normunun, deger yargisinin ya da kurumsal yapinin, küresel ölçekte yayginlik kazarak, o alanda geçerli tek norm, tek deger yargisi ya da tek kurumsal yapi haline gelmesini ifade etmektedir. Küresellesmenin amaci, son çözümlemede, tek bir dünya sistemi yaratmaktir. Bunun siyasi-ideolojik plandaki savunuculugunu da, bilim-teknoloji-sanayi alanindaki üstünlükleri tartismasiz olan ülkeler üstlenmislerdir. Ama hemen isaret etmek gerekir ki, küresellesmenin nesnel temellerini teknolojik gelismeler yaratmistir. Gerçekte, küresellesme süreci en azindan ekonomik anlamiyla yeni bir trend degildir. 19. Yüzyilin sonlari yasanan gelismeler de küresellesme olarak nitelendirilebilir.. Gelismis ülkelerinin ticaretinin ve sermaye piyasasi hareketlerinin milli gelire orani o zamanlar su an olduguna ya çok yakindi ya da daha yüksekti. Dünya sermaye, mal ve insanlarin hareket kabiliyeti sayesinde ekonomik olarak önemli ölçüde entegreydi. Sermaye ülkeler ve kitalar arasinda serbestçe hareket etti. Çok nadir gümrük tarifelerine rastlanirdi ve kotalar henüz isitilmemisti. O yillarda artan küresellesme ve bütünlesme endiseyi arttirdi ve kontrol taleplerini atesledi. Ülkeler disariya açilirken, bu degisiklikten zarar görecek vatandaslarin zararlarini telafi edecek politikalari baslattilar. 1870'lerin sonlarindan baslayarak, gittikçe daha fazla ülke korumaci uygulamalari yürürlüge koymaya basladi. Yüzyilin son onyilinda, göçe karsi tavirlar gittikçe daha düsmanca, politikalar daha kisitlayici olma yoluna girdi. Iki dünya savasi arasi dönemde, korumaci önlemler daha da arttirildi. Göç önemli ölçüde azaldi. Artik, isgücü ve mallarin yaninda sermayenin de yerli olmasina dikkat edildi. Sonuçta; küresellesmenin etkisine karsi alinan bu korumaci önlemlerden dolayi sadece birçok sirket ve kurum finansal olarak zayiflamadi, ayrica dünyadaki üretim yavasladi ve bunlarin sonucu olarak 1920'lerin sonlarinda Büyük Depresyon olarak bilinen kitlik ve yokluk dönemi basladi. Böylece dünyanin ilk küresellesme deneyimine nokta konulmus oldu. Ikinci Dünya Savasindan sonra, rüzgar yavas yavas yeniden küresellesme lehinde esmeye basladi. Ekonomik, sosyal ve siyasi uluslararasi yapilanmayi hedef alan A.B.D.'nin öncülügünde 51 ülkenin katilimiyla 1945 yilinda Birlesmis Milletler Örgütü kuruldu. Birlesmis Milletlerin kurulmasindan sonra çok geçmeden IMF (International Monetary Fund: Uluslararasi Para Fonu) kurulmustur. IMF'nin kurulus amaci uluslararasi parasal isbirligini saglamak, döviz kurlarina istikrar kazandirmak, uluslararasi likiditeyi arttirmaktir. Küresellesme konusunda önemli bir kilometre tasi da 1947'de 23 ülke tarafindan imzalanan GATT (General Aggreement on Tariffs and Trade:Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlasmasi) olmustur. Birlesmis Milletler ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluslarin da destegiyle uluslararasi iliskiler 20.yüzyilin ikinci yarisinda ilk yariya göre daha sakin geçti. Koloniciligin sonu dünya sahnesine yeni bagimsiz aktörler getirdi. Uluslararasi ekonomik bütünlesme 80 ve 90'larda hükümetler politik engelleri azalttigi için hizlandi. 1980'lerde birçok gelismis ve gelismekte olan ülke sermaye hareketlerini kontrolllerini gevsetmis ve yabanci yatirimlari tesvik eden politikalar gelistirmeye baslamistir. 1990'lar ise tam olarak bir küresellesme dönemi olarak sayilabilir. Bu dönem içinde GATT çevresinde zaman zaman çok yönlü ticaret görüsmeleri yapilmistir. Bu görüsmelerin en önemlisi 1986 yilinda baslayip 1994 yilinda 117 ülke tarafindan imzalanan Uruguay Round Nihai Senedidir. Küresellesme; ülkeler arasindaki ulasim ve iletisim maliyetlerini azaltan teknolojik gelismeler sayesinde belirli bir ivme kazanmistir. Telekomunikasyon, islem, bilgi saklama ve iletme maliyetlerindeki dramatik düsüsler dünya çevresindeki is firsatlari takip etmeyi ve yakalamayi çok kolaylastirmistir. Küresellesme konusunda bu hizli gelismeler yasanirken 1990'larin ortalarindaki türbülans ve 1997 Asya krizinin ortaya çikmasi serbest piyasa ve küresellesme hakkindaki süphelerin artmasina yol açti. Su anda dünya ekonomisinin bütünlesmesinden geri adim atma çabalari sonucu, eger serbestlikten korumaciliga tekrar dönülürse bir önceki küresellesme deneyiminde oldugu gibi yeni bir depresyon üretilebilegi söylenmektedir. Her ne kadar, küresellesmeye karsi olusan kendisi de küresel bir tepki var olsa da dünyadaki bu degisimin önüne geçilemez bir sekilde devam ettigi gerçegi inkar edilemez. Günümüzde önem tasiyan husus; yasanan degisimi faydali ve sakincali bulmak degildir. Önemli olan dünyada bu degisimin yasaniyor olmasidir. Küresellesme bir tercih degil, bir gerçektir. Küresellesmenin ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri boyutlari vardir. Bu boyutlarin birbirinden ayristirilmasi oldukça zordur. Nitekim ekonomik anlamdaki küresellesme, sosyal ve siyasi ögelere de sahiptir. Küresellesme ile birlikte, ulus-devlet, ülke içindeki ekonomi politikalarini belirlemede sahip oldugu gücü kaybetmeye baslamistir. Dünyadaki küresellesme egilimleri yaninda bölgesellesme ve yerellesme egilimleri de devletin politika belirleme alanindaki gücünü; uluslararasi kuruluslar, bölgesel birlikler ve yerel yönetimler ile paylasmasini gerektirmektedir. Ekonomik küresellesmenin iki boyutu vardir: Küresel üretim ve küresel finans. Ekonomik küresellesme süreci öncesinde, mal ve hizmetler ile üretim faktörleri ve teknolojinin ülkeler arasinda degisimine dayanan ekonomik sistemde, ulus devletlerin iktisat politkalari, ulusal üretim ve finans sistemleri hakimdi. Ancak ekonomik küresellesme ile birlikte bir yandan üretim faaliyetlerinin asamalari maliyet avantajlarina dayali olarak çesitli ülkelere dagilmis, diger yandan da dünyadaki finans piyasalari Tokyo, Londra, New York gibi bir kaç finans merkezinin kararlarina bagli hale gelmistir. Küresel finansin temel niteligi, en güçlü ülkeler de dahil hükümetlerin siyasi kontrolleri ve uluslararasi kuruluslarin etkisi disinda olmasi ve bu nedenle istikrarsiz bir yapi göstermesidir. Bu durum ise finans sisteminin kredi yaratma fonksiyonuna bagli olarak gelecekteki üretimi kontrol etmesi ve üretim artisinin da finans kesimindeki istikrara bagli olmasi nedeniyle reel kesimi de istikrarsizliklar ve krizler karsisinda zayif birakmaktadir. 1997'de yasanan Küresel Krizde oldugu gibi finans piyasasinin yönetimine iliskin siyasi otorite yetersizligi ile sonuçlanmaktadir. Küresellesme her ülkede ayni oranda hissedilmemektedir. Az gelismis ülkelerin izolasyonu ve fakirligi devam etmektedir. Küresellesmeden dislanmis durumdadirlar. Son on yila baktigimiz zaman küresellesmenin en çok gelismekte olan ülkelerde hissedildigini, bu ülkelerin gelismis ülkelerle hizli bir bütünlesme sürecine girdigini görüyoruz. Küresellesmenin dünyadaki gelir dagilimi esitsizligini arttirdigi iddialari çok kabul görmektedir. Küresellesmeye karsi yöneltilen bu elestirilere karsi su görüs agirlikli olarak ileri sürülmektedir: Ortaya çikan bu istatistikler ilk bakista küresellesmenin bir sonucu gibi gözükse de daha detayli incelendiginde aslinda küresellesen, korumacilik yerine serbestligi tercih eden ülkelerin aksini yapanlara göre daha hizli büyüdügü görülebilir. Küresellesme sürecinde, mal ve sermaye hareketleri yaninda isgücünün de dünya genelinde serbestçe dolasimi hedeflenmektedir. Ancak bir çok ülkede yasanan ciddi boyutlardaki issizlik sorunu nedeniyle özellikle gelismis ülkelerin bu konuda kati bir tutum sergiledikleri ve vize, vb. uygulamalarla isgücünün serbest dolasimini engelledikleri görülmektedir. Küresellesmenin, genel olarak; yeni fikirlerin, teknolojilerin ve ürünlerin ortaya çikmasi, kaynak tahsisinin iyilesmesi, dünya standartlarinda etkinligi yakalamak için rekabetin artmasi, tüketiciler için tercih alaninin genislemesi ve uluslararasi finansman imkanlarindan daha uygun maliyetler karsiliginda yararlanma imkaninin artmasi seklinde faydalar saglayacagi kabul edilmektedir. Günümüzde kendi kendini besleyen bir süreç haline gelen küresellesme yaninda bölgesellesme egilimlerinin güçlenmesi de dikkate deger bir gelismedir. Bir yandan küresellesme egilimi sürerken, rekabet yeteneklerini tek baslarina sürdüremeyeceklerini gören uluslar, bölgesel bloklasmalarin pesindedirler. Ulusal çikarlar, bölgesel isbirligi ve dayanisma düzlemlerinde yeniden tanimlanmaktadir. Avrupa Kitasinda Avrupa Birligi (AB), Amerika Kitasinda Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlasmasi (NAFTA) ve Asya Kitasinda Asya-Pasifik Ekonomik Isbirligi (APEC) gibi bölgesel ekonomik bütünlesmeler, küresellesme egilimleri karsisinda güçlü kutuplasma egilimlerini yansitmaktadirlar. Bunlara eski Sovyetler Birligi'ni olusturan ülkelerin çogunun Rusya'yi odak noktasi alan bloklasmalarini da eklemek gerekir. Ülkeler, bölgesellesme hareketleri içinde yer alarak, rekabet güçlerini arttirmaya çalismaktadirlar. Küresellesme ve bölgesellesmeden bahsederken onlarla paralel gelismeler gösteren Yerellesmeden de sözetmek yerinde olacaktir. Yerellesme bölgeler ve topluluklarin daha fazla otonomi talepleridir. Gelisme konusunda devletin verdigi sözlerin tutulmasi konusundaki tatminsizlik; yerel ve etnik kimliklerin güçlenmesi (daha iyi egitim ve iletisim ve artan kentsel yerlesim tarafindan) gibi nedenler yerellesmeye yol açmistir. Üçüncü bir sebep olarak küresellesme kültürel farkliliklari kaldirma egilimindeyken bir yere ait olma duygusunu derinlestirme istegi de yerellesme ile kendini ifade etmektedir. Diger bir sebep ise ülke içi bölgeler arasi rekabetin açik bir ortamda keskinlesen rekabetidir. 1970'lerde baslayan ama asil yüzyilin son 20 yilinda hizla büyüyen bilgi ve iletisim teknolojileri öncesinde, isyerlerinde emek yogun bir is süreci mevcuttu. Bilgi ve iletisim teknolojileri, ayni isleri çok daha hizli ve güçlü makinelerle yapmaya firsat vererek verimliligi arttirabilir. Sirketler ve evler arasinda baglantilar arttikça teknolojilerin etkisi de katlanarak artacaktir. Çünkü, stratejik bilgiye hizli bir sekilde ulasmak çok daha fazla rekabetçi bir ortam yaratacak. Bilgi ve iletisim teknolojileri; bilginin üretimi, yüklenmesi ve iletilmesini kolaylastirarak ekonomik kazançlari atesleyebilir. Bunu bilgi ve iletisim teknolojilerinin sirketlerin organizasyonlarini iç ve dis is süreçlerini etkileyerek kalici bir sekilde degistirebilmesi takip eder. Fakat, son yirmi yilin verimlilik ve büyüme rakamlarina baktigimiz zaman, bilgi ve teknoloji yatirim araçlarinin fiyatlarinin çok düsmesine ragmen bu gelismeyi açik bir sekilde görememekteyiz. Bu durum, bilgi ve iletisim teknolojilerinin penetrasyonunun yeteri kadar olmadigi tezi ile açiklanmaktadir. O yüzden 1994 ve 1995 yillarinda yapilan arastirmalarda bilgi ve iletisim teknolojilerinin büyümeye mütevazi bir katkisi oldugu hesaplanirken, son zamanlarda yapilan arastirmalarda ise bilgi ve iletisim teknolojilerinin ABD'de büyümeye önemli bir katki sagladigi düsünülmektedir. Avrupa için ise henüz bunu ispatlayacak veriler elde edilememistir. Bunun en önemli sebebi Avrupa'nin bilgi ve iletisim teknolojisinde A.B.D.'yi yaklasik bir bes yil geriden takip ediyor olmasindan kaynaklanmaktadir. Bilgi ve Iletisim teknolojileri mevcut is süreçlerini otomatik hale getirdikten sonra özellikle internetin yayginlasmasi ile beraber bu kez is süreçlerini degistirmeye ve yeniden tanimlamaya baslamistir. Bu yeni tip is tanimi, Elektronik Is (Elektronik Business) olarak adlandirilmaktadir. Elektronik is; bir sirketin tüm islerini elektronik olarak yapmasi, internet üzerinden bir takim araçlari kullanarak veriye erismek ve böylece is yapma tarzi açisindan yeni yöntemler gelistirmek olarak tanimlanmaktadir. Elektronik is; çogunlukla elektronik ticaret ile özdeslestirilmektedir. Ancak elektronik ticaret, elektronik is'in sadece bir parçasidir ve elektronik is'in tanimi elektronik ticareti de içeren daha genis bir kapsama sahiptir. Elektronik ticaret; mal ve hizmet alis verisi yapmak için elektronik olarak bilgi teknolojisi sistemlerini kullanmaktir. Tarihsel olarak, elektronik ticaret iki ana kategori altinda incelenir: *Business-to-Business (B2B) (Is'ten Is'e) : Sirketlerin kendi aralarinda yaptiklari elektronik ticaret *Business-to-Consumer (B2C) (Is'ten Müsteriye) : Sirketler ve müsteriler arasinda yapilan elektronik ticaret. Elektronik ticaret sayesinde sirketler, dünyanin her noktasina, herhangi bir cografi kisitlama olmaksizin ulasabilmektedir. Is süreçlerini yeniden tanimlayarak daha düsük maliyetle daha fazla müsteri portföyüne erisme imkanina sahip olabilmektedirler. Elektronik ticaret hala ilk baslangiç yillarinda sayilabilir. Eger tüketiciler gelecekte yaygin olarak elektronik ticaretin kullanilacagini hissederlerse, ona yatirim yapmak isteyeceklerdir. Daha çok insan internet servis saglayicilarina abone olacak ve kisisel bilgisayar satin alacaklardir. Büyük firmalar ve devletler kablo dösemek gibi gerekli altyapiyi olusturacaklardir. Tüm bunlar ekonomik büyümeye yardim edecektir. Yasanan olumsuzluklari görmemek imkansiz olmakla beraber bunun beklenen ve olmasi gereken bir durum oldugunu söylemek yerinde olacaktir. Yeni ekonomi sirketlerin gelecektegi degerleri artan verimlilikleriyle beraber oldukça yüksek olacaktir ama bu sirketlerin bugünkü degerlerinin de çok yüksek çikacagi anlamina gelmez. Bunun için henüz bilgi ve iletisim teknolojileri penetrasyonu yeterli degildir. Insanlar giderek artan oranda interneti kullanmakta ve hayatlarinin bir parçasi haline getirmektedirler. Internet penetrasyonunun henüz yeterli düzeye gelmemesinin en önemli nedeni, internete ulasmanin en yaygin yolunun kisisel bilgisayarlar olmasidir. Kisisel bilgisayarlar, hem kullanim hem fiyat bakimindan herkesin alip kullanabilecegi fiyat ve kolaylikta degildir. Bu noktada kisisel bilgisayarlara alternatif olarak televizyon seyrederken internete girebilecegimiz dijital TV teknolojisi gelecege degisik pencereler açmaktadir. Böylece bilgisayar kullanmasini bilmeyenler bile yeni sanal dünyayla irtibat kurabileceklerdir. Internet penetrasyonunu ve dolayisiyla elektronik ticareti arttiracagi düsünülen diger bir gelisme ise mobil telefonlarla internete girilmesi ve mobil ticarettir. Cep telefonu kullanimi PC kullanimina göre çok daha yaygindir. Avrupa, cep telefonunda gerek teknoloji gerekse de pazar açisindan ABD'nin oldukça ilerisinde bulunmaktadir, dolayisiyla mobil internet devriminde merkezin eski dünya olacagi tahmin edilmektedir. Telekom sirketlerinin, bir internet sirketine dönüsmesi beklenmektedir. Artan teknoloji ve islem hacmi nedeni ile zamanla para ve para benzerlerinin (menkul kiymet gibi) fiziksel olarak yer degistirmesine gerek kalmadan bunlarin transferleri elektronik veri iletisimi teknikleri ile otomatik olarak yapilmaya baslandi. Her ülke kendi merkez bankalari bünyesinde ve denetiminde elektronik fon transferi, elektronik menkul kiymet transferi sistemleri ve elektronik çek provizyon sistemleri olusturdular. Elektronik ticaret hizla gelisirken paranin formunun da degismesi, kisaca elektroniklesmesi önemli gözükmektedir. Elektronik ticaret ve gelisen bilgisayar teknolojisi klasik alisilmis parayi degisik formlara sokmaya çalismaktadir. Sirketler yaklasimlari degisik olsa da hepsi nakiti bir derecede taklit eden ödeme tipleri sunmaktadir. Fakat para bazi genel tanimlara göre genel inanç sisteminin bir parçasidir. Insanlar paranin temsil ettigi degere inanmaktadir. Buradan yola çikarsak, elektronik paraya gerçekten para diyebilmek için onun genis halk kitleleri tarafindan kabul ediliyor olmasi gerekmektedir. Dijital çagda, eski yapilar kirilirken, mevcut kanunlar ve normlar degismekte, yerini yenileri almaktadir. Dijital yönetimin bu ilk günlerinde bile, yeni teknolojinin etkilerini görmekteyiz, hükümet, piyasa ve sivil toplum birbirine yaklasmaktadir. Internet özellikle, vatandaslarin yönetimsel ve demokratik isleyise gerçek zamanli katilimina izin veren yeni iliski formlari için bir kapi yaratmaktadir. Dijital çagda, katilimci yönetim modelleri her dört yilda bir sandiga gitmekten daha fazlasini sunmalidir. Vatandaslar pasif tüketici olmaktan yönetim sürecinde aktif katilimci olmaya dogru gitme konusunda israrci olacaklardir. Bütün bunlar, politikanin seklini degistirecektir. Temsili demokrasi kitlesel ve medyatik politikalardan vatandaslar ve politikacilar arasinda birebir iliskilere imkan veren elektronik ortama dogru gitmektedir. Dahasi devlet yapisi da degisecektir. Simdiye kadar biz ulusal ve çogu ülkede tek kültürlü modelleri kullandik. Dijital çag, küresellesme, sanallasma ve enteresan bir sekilde yerel topluluklarin yeniden dirilmesi gibi konulari hizlandirmaktadir. II. Küresellesme ve Teknolojik Gelismelerin Bankacilik Sektöründeki Etkileri Küresellesme ve teknolojik gelismelerin yukaridaki genel etkilerini incelerken finans sektörü üzerinde de nasil radikal degisikliklere yol açtigindan bahsedilmis, genel olarak ekonominin isleyisinin yeni ekonomi , elektronik ticaret gibi kavramlarla degistigi anlatilmistir. Bu noktada, bankacilik sektörünün du degisim sürecinde önemli bir rol oynadigi ve oynayacagi açiktir. 20.yüzyilin ikinci yarisindan itibaren bilgisayarlar yavas yavas bankalarda kullanilmaya baslandiginda, amaç bankonun arkasinda sürekli rutin olarak yapilan islemlerin otomatiklestirilerek hem hatalarin azaltilmasi, hem de zamandan tasarruf edilmesi düsünülmekteydi. Bu tekrarlanan fonksiyonlarin otomasyonu islemlerin hacminde önemli bir artisa izin vermistir. Otomasyonun ikinci asamasinda bankalar teknolojiden daha yogun olarak faydalanma yoluna gittiler. Finansal akis hizini arttirmak; maliyetleri, karlari ve zararlari daha dakik olarak degerlendirmek için yönetim bilgi sistemleri gelistirmeye basladilar. Bu yeni gelistiren sistemler ile, bankalar yeni finansal ürünlere iliskin karmasik maliyet muhasebeleri yapabilmeyi saglamislardir. Otomasyonun bir sonraki asamasinda ise , online aglar ortaya çikmaya basladi. Bu durum, önemli yapisal degisikliklere yol açti. Subelere konulan bilgisayar baglantilari bilginin banka içinde hareket etme biçimini degistirdi. Es-zamanli erisim, denetçilerin müdahalesi ve gözden geçirmesi olmaksizin, veznedarlarin aninda hesaplara borç ve alacak kaydetmesini mümkün kildi. Müsterilerle yüzyüze olan müsteri temsilcileri, daha önceden çesitli dairelerin uzmanligini gerektiren çok çesitli uzmanlik bilgisini ve finans hizmetlerini hemen saglayabilir duruma geldiler. Aglar kurma, karar almanin olasi en düsük seviyeye, mümkün oldugu kadar müsteriyle yüzlesme düzeyine indirilmesini sagladi. Bazi denetsel islevler bilgi sistemine entegre edildi; yönetici düzeyleri azaldi. Bankalar daha fazla müsteriye yönelik bir yaklasim benimsedikçe, giderek subede daha fazla alani müsteri hizmetlerine yönelik faaliyetlerine ayirdilar. Bilgi teknolojileri, aglari dogrudan müsteriyle baglantiyi içermeyen islerin çogunun cografi olarak yerinin degistirilmesine izin verdi. Banko-arkasi islevler subeden çekildi ve sehir merkezlerinden uzakta, isgücü ve isletme maliyetlerinin daha düsük oldugu alanlara kurulan bölgesel islem merkezlerinde yeniden gruplandirildi. Ayrica, banko- arkasi isçilerinin islevlerinin çogu on-line banko operasyonlariyla birlestirildiginden ünvanlari büyük ölçüde indirildi. Bankacilik organizasyonlarindaki bu degismeler, insan kaynaklari profillerinde de önemli degisikliklere yol açti. Birkaç yil içinde, bankalar dikey parçalanma yasadi. Daha az denetçinin, müdürün ve düsük-ünvanli çalisanlarin oldugu daha düz organizasyonlar haline geldiler. Çalisanlarin is deneyimi ve egitimi arttikça basamak basamak tirmandiklari kariyer merdiveni, her katina farkli biçimlerde eleman alinan üç birbirinden ayri parça haline geldi. Is düzeylerinin bu sekilde bölmelere ayrilmasi, bankalarin, artan biçimde, orta-düzey ve yüksek-düzey islere uygun adaylar bulabilmek için, önceden norm oldugu gibi terfi yerine, dis emek piyasasina yönelmesi anlamina geldi. Bankacilar ve finansçilar teknolojiyi daha yakindan takip eden ve hatta bilgisayar teknolojilerinden anlayanlar olusacaktir. Teknolojideki gelisim insan kaynaklarini tedarikçi yönetimine (supply chain management) ve outsourcing'e (disariya is yaptirma) dogru kaydiracaktir. Kurum çalisanlarinin egitimi, yeni kavram ve düzenlemelere göre, sirketin yeni yapisina ve olusumlara bagli olacaktir. Bankacilik sisteminde egitim seviyesi yillar itibariyle hizla yükselmistir. Özellikle teknoloji alaninda deneyimli elemanlarin sayisi artmistir. Bankalar teknolojiyi daha iyi ve etkin kullanabilmek için bilgi teknolojileri bölümleri olusturmuslardir. Zamanla bilgi teknolojileri bölümleri bankalarin en kalabalik ve en önemli bölümlerinden biri haline gelmistir. Zamanla telefon bankaciligina, internet bankaciligi, televizyon bankaciligi gibi diger alternatif dagitim kanallarinin da katilmasiyla, bankalar organizasyonlarinda bu kanallarin yönetimi için ayri birimler olusturmak zorunda kaldilar. Telefon bankaciligi, tipki ATM'ler gibi mevcut bankaciligin sadece yeni bir dagitim kanali ya da yeni bir hizmet çesiti olarak kabul edilirken, internet bankaciligini bu kadar dar bir kapsamda degerlendirmek mümkün degildir. Internet, zamanla televizyon ve mobil telefon gibi diger medyalarla ismini elektronik bankacilik ya da dijital bankacilik olarak genellestiren yeni tür bir bankaciligin en önemli ayagini olusturmaktadir. Bankalar, ilk basta interneti sadece yeni bir dagitim kanali olarak degerlendirip, internetle birlikte gelecek için yapilarinda önemli degisiklikler içeren stratejiler yerine mevcut yapilariyla internet üzerinde sube açmayi yeterli gördüler. Bunu yaparken de kendi ürünlerini kendi çatilari altinda müsterilerine satmaktadirlar. Yani üretim ve dagitimi ayni çati altinda topladilar. Halbuki internet ile birlikte is yapma biçiminin degistigi ve bunun sonucu olarak da bankacilik sektörünün yapisal bir degisikligin esiginde oldugu görülmektedir. Artik ürün sahibi ile onu dagitip satan birbirinden ayrilmaktadir. Hatta, bu ürün sahibinin ürünleri tüketici kredisi, hayat sigortasi, kredi karti gibi finansal ürünlerin yani sira yazilim paketi de olabilmektedir. Böylece piyasa gücü dagitim, iletisim ve bilgi teknolojisi ile oldugundan, güç; müsteri ve dagiticiya geçmis olmaktadir. Ürün ve dagitimin ayrilmasinin bir baska sonucu olarak piyasaya yeni oyuncular girmeye baslamaktadir Daha ileri projeksiyonlarda fiziksel bankalarin olmayacagi öngörülerini degerlendiren kimi mütesebbislerce sadece internette var olan sanal bankalarin kurulmasi çogalmaya baslamistir. Ayrica, internette çok aktif hale gelen bazi banka disi sanal kuruluslar da bankalari tehdit eder hale gelmistir. Bes yil önce deger zinciri diye tanimlanan üretici, dagitici ve müsterinin artik bir deger agi olusturdugu görülmektedir. Deger zincirlerinde herbir oyuncunun çok iyi tanimlanmis bir görevi vardi ve bu görevler zincir içinde de birbirini takip ederdi. Halbuki internet ile birlikte yaratilan deger aginda oyuncularin birden fazla rol üstlenebildigini ve bu rollerin birbirine bagli veya bagimsiz çok daha karmasik iliskiler içinde olabildikleri görülmektedir. Internetin yarattigi yeni deger agi içinde ittifaklarin çok önemli oldugu da çok açiktir. Artik herkesin herseyi olmanin modasi geçmektedir. Herkesin en iyi bildigi konuya odaklanip, müsteriye hizmet ve ürünü konunun uzmanlari ile ittifak kurarak götürmesi daha büyük önem kazanmaktadir. Kisacasi dünün müsteri, ürün ve alt yapi üçlüsünden olusan entegre banka yapisi artik internet ile birlikte çözülmeye baslamistir. Bu çözülme ve degisim sürecinde bankalar mevcut organizasyonlarini degisen sartlara göre uyarlamaya çalismaktadirlar. Radikal olarak banka yapilarinin orta ve uzun vadede degismesi beklenirken kisa vadede bankalari bu sürece hazirlayan organizasyon degisiklikleri büyük önem kazanmaktadir. Strateji ve planlamalari dogru hazirlayabilecek bir yapilanma gerekmektedir. Bu arada bankalar gelistirdikleri internet stratejileri ile ilgili personelini yeterince bilgilendirmeli ve egitmelidir. Bazi bankalarin personeli kurumlarinin internette ne yaptigi hiç bilmemektedirler. Daha kötüsü bir sitenin nasil çalistigini göstermek için alti bankaciya ihtiyaç olmasidir. Bankalar, ayrica rakiplerinin ne yaptiklari hakkinda fikir sahibi olmak ve kendi internet hizmetlerini pazarlayabilmek için gerekli organizasyonlara da sahip olmalidirlar. Bankalar, internette bulunmayi stratejik bir yaklasimla mutlaka gerekliligine inanmaktadirlar. Hiç olmamaktansa bir sekilde internette bulunmanin daha iyi oldugunu düsünmektedirler. Bu düsünce temelde yanlis olmayabilir ama e-ticarette de basari normal is yasamindaki ayni temel faktörlere baglidir-güçlü yönetim, iyi iletisim, yüksek kaliteli ürünler, güçlü bir marka, arka ofisle entegrasyon ve açik bir strateji. Bankalar, internet hizmetlerinden sonuç almak istiyorlarsa önce bu isleri dogru yapmalidirlar. Teknolojik gelismelerle beraber hizla yayilan küresellesmenin bankacilik sektöründeki en önemli etkisi, bir önceki bölümde bahsettigimiz gibi uluslararasi bankacilik olarak adlandirilan küresel bankacilik uygulamalarin gelismesidir. Bu durum, rekabetin de daha küresel ve daha çetin geçecegi anlamina gelmektedir. Artan rekabet, önde gelen bankalar arasinda satinalma, birlesme, devralma olaylari çogalmistir. Bu süreç içerisindeki banka sayilarina baktigimiz zaman bu gerçek tüm açikligiyla ortaya çikmaktadir. Sekil 12'de görüldügü ABD'deki FDIC' (Fedaral Mevduat Sigorta Kurulusu)ye üye ticari banka sayisi 1985 yilinda 14,417 iken 2001 yili ikinci çeyregine gelindiginde %43 azalarak 8,178'e düsmüstür. Bankalar, kendi içlerinde yeni ekonominin sartlari için gerekli yapisal ve organizasyonel degisim ve dönüsümleri yasarken, sadece bunun yeterli olmayabilecegini farkederek artan oranda çesitli ittifaklar da aramaktadirlar. Bankalar artan bir hizda birlesmekte ya da büyükler küçükleri satin almaktadir. Gerçekte, son iki yil dünyanin en büyük bankalarinin çesitli birlesmelerle ortaya çikmasina tanik olunmustur. Teknolojideki büyüme ve özellikle internet bankaciligi ve aracilik hizmetlerinin etkileyici büyümesi, küresellesmenin finansal holdingler seklinde yapilanmanin ötesine geçmesini ve perakende piyasalara ulasmasini sagladi. Bankalar sadece kendileri gibi banka olan kurumlarla degil, iletisim ve bilgisayar sirketleri ile ittifaklar kurmaya baslamistir. Ayrica banka ve banka disi finansal hizmetler ayrimi artan bir sekilde bulaniklasmaya baslamistir. Önümüzdeki yillarda bankalar, araci kurumlar, sigortacilar, fon yöneticileri v.b. arasindaki farklarin iyice azalacagi ve finansal mal alma sürecinin elektronik ortamda gerçeklesecegi ve aracilarin ortadan kalkacagi ileri sürülmektedir. Geleneksel finans kurumlari için en büyük korkularin basinda ödeme sistemlerinin finansal olmayan kurumlar tarafindan düzenlenebilir olmasi ve paranin kontrolünün elektronik para yaratma sürecindeki belirsizlikler nedeni ile kendilerinden ayrilmasi gelmektedir. Bankalarin yukarida siralanan ödeme sistemlerindeki rolleri gelisen teknoloji nedeni ile artik teknoloji ve internet sirketlerinin de bu sistemlerde yer almasina ve hatta bankalarin yerini almasini saglamaya baslamistir. Finansal bilgi saglayan kuruluslar, medyanin sermaye ve para piyasalari ile ilgili özel tasarladigi sayfalar, internet üzerinden online/ real time bilgi aktaran web siteleri artik finans kuruluslarina dolayli veya dogrudan rakip olmaktadirlar. Internet, teknoloji ve internet sirketlerini finansal kurumlarin rakibi haline getirmistir. Pazar paylarinin azalmasini istemeyen finans kurumlari, internet teknolojilerine yatirim yapmakta ve teknoloji sirketleri ile isbirligine gitmektedirler. Bankaciligin teknolojik tarihine baktigimiz zaman teknolojiye yatirim yapmanin en önemli gerekçelerinden biri maliyetleri düsürerek karliligi artirmak idi. Bilgisayarlarin gelismesi ile beraber bankacilikta birçok islem otomasyona geçmis, isgücü ihtiyaci azalmis, islemler daha hizli yapilmaya baslanmistir. Benzeri karlilik ve verimlilik artislari ATMler, kredi kartlari ve elektronik ödeme sistemleri gibi son yillarin diger teknolojik yenilikleri sayesinde görülmüstür. Bankaciligin teknoloji tarihine baktigimiz zaman bankalarin bu otomasyon projelerinde hayli basarili olduklari görülmektedir. Bankalar, hem islem hacimlerini arttirmayi basarmislar, hem de maliyetlerini göreceli olarak azaltmislardir. 1970'li yillardan 2000'li yillara dogru banka sube sayisi ve personel sayisi artis hizlarinda bir yavaslama oldugu görülebilir. A.B.D. FDIC'ye (Federal Deposit Insurance Corporation: Federal Mevduat Sigorta Kurumu) kayitli ticari banka sube sayisi 1966-1970 yillari arasinda yillik ortalama %6.59 artmistir. Bir sonraki 5 yilda ise yillik ortalama %6.70 olmustur. Daha sonralari ise sube sayilarinin artis hizlarinin genel olarak azaldigini görmekteyiz. Personel sayilarindaki artis hizi da sube sayilarindaki artis hizi gibi yillar itibariyle azalma göstermektedir. Hatta Sekil 15'de görüldügü gibi 1986-1995 yillari arasinda yillik ortalama %0.5'lik bir azalma oldugu görülmektedir. Bu da bahsi geçen on yil içinde personel sayisinin %5 azaldigi anlamina gelmektedir. 1996-2000 yillari arasinda ise personel sayisinda yillik ortalama %2.31'lik bir artis görsek de bu 70'li yillardaki yillik %4-5'lik personel artislarina göre yine çok azdir. Burada bakilmasi gereken esas kriter, personel giderlerinin toplam giderler içindeki oraninin nasil gelistigidir. Sekil 16'ye baktigimiz zaman personel giderlerinin toplam faiz disi giderler içindeki payinin yillar itibariyle sürekli azaldigini görmekteyiz. 1970 yilinda toplam faiz disi giderlerin yarisindan fazlasi (%53.48), personel giderlerine ayrilirken 2000 yilina gelindiginde bu oran %41 olarak gerçeklesmistir. Faiz disi giderler içindeki personel giderleri hala önemli bir kalemdir ama artik yildan yila bunun derecesi azalmaktadir. Öte tarafdan bilgi ve iletisim teknolojilerine yapilan yatirimlardan kaynaklanan amortisman ve diger kullanim giderleri de sürekli bir artis halindedir. Gerçekte, hizmet sektöründe ve özellikle bankacilikta verimliligi ölçmek üretim sektörüne göre daha zordur. Çünkü üretilip satilan elle tutulabilir ve rahatlikla sayilabilir bir mal yoktur. Bankacilikta verimliligi etkileyen çok sayida kalem vardir. Bunlari birbirinden ayirip, verimlilige net etkisini hesaplamak kolay degildir. Yine de çesitli analizlerle performanslardaki artis ve azalislari takip etmek mümkündür. Burada da, yillar itibariyle bankalarin elde ettikleri karin bir personele düsen kismini bir verimlilik ölçüsü olarak kullanmaya çalistik. Sekil 17'e bakildigi zaman, birim personel basina düsen net karin yillar itibari ile sürekli arttigini görmekteyiz. 1966- 1970 yillari arasinda birim personel basina yillik ortalama 4,515 dolar düserken 30 yil sonra 1996-2000 yillari arasinda yillik ortalama 39,513 dolar düsmektedir. Banka performanslari ölçmekte kullanilan ve uluslararasi alanda da kabul gören iki temel rasyo da bahsi geçen dönemin karlilik ve verimliligi hakkinda fikir verebilecektir. Sekil 18'a baktigimiz zaman, yillar itibariyle, bazi dönemlerde yavaslamasina ragmen bankalarin karlilik rasyolarinin da genelde arttigi görülebilir. 1966-1970 yillari arasinda yillik ortalama %16.19 olan ROE (Return on Equity : Net Kar / Özsermaye) rasyosu, 1996-2000 yillari arasinda yaklasik 5 puan artarak %21.22'e yükselmistir. Buraya kadar, bilgisayarlarlarla yapilan otomasyon dönemi, telefon bankaciligi ve ATMler gibi teknolojik gelismelerin genel etkileri üzerinde durulmustur. Ama internet üzerinden yapilan bankaciligi kesinlikle farkli irdelemekte fayda vardir. Çünkü yeni ekonominin temelini olusturan bu kavramlarda radikal dönüsümlerden bahsedilmekte ve bu gelismelerin henüz net sonuçlarini göremeyecek kadar basinda bulunulmaktadir. Internet de önceki teknolojik yenilikler gibi benzeri beklentiler ortaya çikarmaktadir. Internetin çok somut maliyet tasarrufu saglayabilecegi kesindir. Tipik bir finansal islemin subede yapilmasinin maliyeti 1 dolardan daha fazla iken ayni islemin internette gerçeklestirilmesi durumunda bankaya maliyeti sadece bir sent olacaktir . Ilk verilere bakildiginda ne yazik ki maliyet tasarruflari ve karlilik artislari beklendigi gibi gerçeklesmemistir. Daha öncede belirtildigi gibi tipik bir finansal islemin internette bankaya maliyeti sadece bir senttir. Ama eger tüm maliyet; bilgi islem giderleri, yasal uyumluluk, kredi kontrolü ve muhasebe ve müsteri kazanma için yapilan reklam giderleri gibi diger maliyet unsurlari ile beraber düsünülürse internette bir islemin maliyetin 1 sent olmasi mümkün degildir. Karlarin beklendigi gibi çikmamasinin yani sira, bankalarin sube ve eleman sayilarinda azalma olacagi beklentisi de henüz gerçeklesmemistir. Gerçekte, kisa vadede internet bankaciligi projesinin net bugünkü degeri negatif çikabilmektedir. Ancak uzun vadede internet bankaciligi hizmeti vermeyen banka kalmayacagi gibi internette bankacilik islemleri ile ugrasmayan müsteri de kalmayacaktir. Internet müsteri penetrasyonunun artmasiyla beklenen maliyet tasarruflari da saglanacaktir. Aslinda internetin yaygin kullanilan bir ortam olmasi durumunda her ne kadar maliyetlerin çok azalacagi kesin olsa bile bankalarin fiziksel bankaciliktan sagladiklari karlardan daha fazlasini elde etmesi pek kolay gözükmemektedir. Çünkü internetin serbest piyasa ve rekabet kosullarini arttiracagi asikardir. Serbest piyasanin öngördügü ideal ortama biraz daha yaklasilacaktir. Müsteriler için fikir degistirmek, en uygun orani veren baska bir bankaya geçmek çok daha kolay olacaktir. Bu da bankalarin kar marjlarini düsürmelerine yol açacaktir. Sonuç olarak, küresellesme ve bilgi teknolojilerinin bankacilik sektöründe karlilik ve verimlilik üzerinde etkileri son noktada müsteriler lehine olacaktir. Küresellesme ve bilgi teknolojilerindeki gelismeler, yukarida da mütemadiyen bahsedildigi gibi müsteri lehine isleyen bir bir mekanizma baslatmaktadir. Müsteriler; eskisine göre çok daha güçlü olacak ve karlarini arttiracaktir. Çünkü, bankacilik sektöründeki rekabet çok daha artacaktir. Müsteriler artik daha bilinçli hareket etmekte, kendisi için en avantajli olani çok daha kolay bulabilmekte ve tercihini rahatlikla degistirebilmektedir. Yapilacak basit bir hata, bir anda birçok müsterinin internetten hesabini kapatmasina yol açabilir. Internet ve onun beraberdiginde getirdigi bir sürü yeni kavramin olusturdugu yeni ekonomiyle birlikte anilan gündemdeki bir konu Müsteri Iliskileri Yönetimi kavramidir. Müsterileri tanimak, onlarin özelliklerini bilmek artik çok daha önemli bir mesele haline gelmistir. Bankalar, bunun için büyük yatirimlar yapip müsteri bilgilerini tutabilecekleri veri ambarlari olusturmaktadirlar. Göz renginden hobilerine kadar, müsteriye ait özel bilgiler bilgisayarda tutulmakta, müsteri tavir ve egilimleri için profiller olusturulmaya ve olusturulan profillere göre stratejiler gelistirmeye çalisilmaktadir. Belki de su an da herkesin en çok çekindigi konu güvenlik meselesidir. Müsteriler, çok fazla özel bilgilerinin internette bulunmasindan rahatsiz olmasinin yanisira yaptigi bankacilik islemlerinin güvenli bir sekilde çalistigindan tam olarak emin olamamaktadirlar. Sik sik duyulan ve yayilan bilgisayar suçlari da bu tedirginligi arttirmaktadir. Bu yüzden internet bankaciligi sektörü güvenlik konusuna her zaman gereken önemi vermek zorundadir. Küresellesme ve dijitallesme ekseninde degisen ve gelisen dünyanin tüm bu yeniliklerle beraber yeni risklerle tanismasi kaçinilmazdir. Geleneksel risk yönetimi tekniklerinin dijital çagin gereksinimlerini de tam olarak karsilayacagina kusku ile bakilmaktadir. Tüm alt ve üst yapilari radikal bir sekilde dönüsüme zorlanirken süratle ortaya çikacak olasi krizlerin ve sorunlarin üstesinden gelebilecek mekanizmalarin olusturulmasi gerekmektedir. Bu noktada önce küresellesme daha sonra da teknolojik gelismelerin tasidigi riskler anlatilmaya çalisilacak ve bunlarin yönetiminin nasil olabilecegi konusunda çesitli öneriler ele alinacaktir. Elektronik bankaciligin en somut risklerinden birisidir. Diger risk kategorilerden farkli olarak çok daha genel ve yaygindir. Banka yönetimi tarafindan alinan stratejik kararlar diger risk kategorilerine de etkileri olacaktir. Bulundugumuz ortamda, çogu banka internet kanali kullanmak için bir strateji gelistirme durumunda olacaklardir. Strateji iyi bir sekilde planlanmaz ya da uygulanmaz ise, hizla degisen teknolojiler, bankalarla ve banka disi organizasyonlarla artan rekabet bankalari önemli risklerle karsi karsiya birakabilir. Elektronik bankacilikla ilgili stratejik risklerin bazilari dogrudan zaman kavramiyla ilgilidir. Teknolojide öncü olma konusunda bir yönetsel kararin hizli teknolojik degisiklerin gereksiz biraktigi sistemlerle kisitlanmasi durumunda önemli stratejik risklerle karsilasilabilir. Benzer bir sekilde, asiri bir sekilde teknolojiyi takip edenler kendilerini doymus bir piyasada ya da hizla bütünlesen bir pazarda bulabilirler. Elektronik bankacilikta teknolojiye güven esas oldugundan operasyonel risk en önemli risklerden biridir. Operasyonel riski sinirlamak için, bankacilik organizasyonlari veri güvenligi ve bütünlügünü saglamak ve üçüncü parti hizmet saglayicilari ile iliski yönetimini desteklemek için entegre bir yapi ve teknoloji altyapisini uygulamayi düsünmek isteyebilir. Dahasi, teknoloji is modellerini ve is yapma biçimlerini dramatik bir sekilde degistirirken, bankalar uygun kontrol prosedürleri ve denetleme mekanizmalari oldugundan emin olmak isterler : Birçok büyük banka elektronik bankacilik aktivitelerini mevcut sistemleri ve birçok hizmet saglayici ve ortaklarinin sistemleri ile bütünlesme problemi ile karsilastilar. Eger elektronik bankacilik sistemleri uygun bir sekilde entegre degilse islemlerdeki hatalardan kaynaklanan önemli operasyonel risklerle bankalar karsilasabilir. Buna uygun olarak, birçok büyük banka iyi bir iç kontrol mekanizmasi ve gelismis bir risk yönetimi yaratmak için teknolojik altyapiya büyük yatirimlar yapmaktadir. Bankalar kendilerine güven duyuldugu sürece varliklarini devam ettirebilirler. Bankalar, kötü sekilde çalisan internet bankacilik uygulamalari yüzünden müsterilerini sogutabilir ve söhretini zedeleyebilir. Bir bankanin imaji e-bankacilik uygulamalari sürekli olarak güvenli, dogru ve zamaninda sunma konusunda basarisiz olur ya da elektronik postalara cevap vermez ve müsteri mahremiyetini ihlal ederse ciddi bir sekilde zedelenebilir. Bir bankadan üçüncü bir partinin ya da outsource alinan sirketinin web sitesine olan baglantilar ürünler ve onlari sunanlar konusunda müsterilerin kusku duymaya baslamasina sebep olabilir. Elektronik bankacilik faaliyetlerinden dogan yasal riskler önemi artan diger bir alandir. Su anda, gözetmenler ve yasal merciler, bankaciligin fiziksel dünyasi ile ilgili konular için hazirlanmis olan mevcut yasal çerçevenin gelismekte olan elektronik bankacilik kanallarina nasil uygulanabilecegini ve olasi belirsizlikleri analiz etmektedirler. Internet araciligi ile baska kanunlarla yönetilen müsterilerle iliski kuran bankalar o ülkelerin kendi yasal düzenlemelerine tanidik olmayabilir ve bu durumda çok yüksek yasal riskler ortaya çikabilir. Bankalar dogrudan baska ülkelerdeki müsterilere hizmet verme niyeti tasimasalar da, sunduklari online ürünler o ülkelerdeki insanlar tarafindan da talep edilebilir. Örnegin, bir banka web sitesini bir baska dilde de kullanilabilir yaparsa, o dilin konusuldugu ülkedeki yasal merciler kendi vatandaslarina da hizmet pazarladigini belirleyecek ve o bankanin kendi yerel kanunlara tabi oldugunu düsünecektir. Internet üzerindeki bilgilerin kötü niyetli ya da yetkisiz kullanimi yasal riskin baska bir olasi çesididir. Yetkisiz kisiler bankalar ve üçüncü partiler tarafindan olusturulan müsteri bilgilerini ihtiva eden veri ambarlarina saldirip sizmaya çalisabilirler. Yetkili personel de kötü niyetli olarak bilgileri kullanabilir. Su ana kadar bu tür saldirilar olmustur ama etkileri henüz minimumdur. Gelistirilmekte olan yasalarin uygulanabilirligi de henüz belirsizdir. Elektronik sözlesme ve dijital imzalarin uygulanmasi ile ilgili kanunlar hala gelistirilmekte ve ülkeden ülkeye de degismektedir. Elektronik bankacilik kanallari kredi riski, likidite riski, faiz orani riski ve piyasa riski gibi geleneksel bankaciligin risklerine de etki etmektedir. Elektronik bankacilik bir kurumun risk profilinde artis ve azalislardan ziyade risklerin kompleks bir sekilde kimlik degistirmesine, kaymasina yol açar. III. Küresellesme ve Teknolojik Gelismelerin Türk Bankacilik Sektörüne Etkileri Dünyanin diger bankacilik sektörlerinde oldugu gibi Küresellesme ve Teknolojik gelismeler Türk bankacilik sektöründe organizasyonel degisikliklere yol açmistir. Bankalar, bilgi teknolojilerine önemli miktarlarda yatirimlar yaptilar. Kendi bünyelerinde, çalisanlarin egitim düzeyi yüksek teknoloji bölümleri olusturdular. Kimileri, gelisen bilgi islem sektöründeki kimi firmalara ortak oldular. Bankalar, degisik dagitim kanallarinin kullaniminin ve öneminin artmasiyla alternatif dagitim kanallari ya da subesiz bankacilik adi altinda yeni birimler olusturdular. Bazi bankalar, müsterinin artan önemini de gözönünde bulundurarak organizasyonlari müsteriye daha iyi hizmet verebilecek hale getirmeye çalistilar. Insan kaynaklarina çok daha fazla önem verdiler. Türk bankacilik sisteminde özellike 1980 sonrasinda ortaya çikan degisiklikler, leasing, sigortacilik, menkul kiymetler, bireysel bankacilik gibi yeni hizmet türlerinin dogmasi ve uluslararasi finans devrimi paralelinde hem küresellesmenin hem de yeni ve daha hizli bankacilik hizmetlerinin gereksinmelerine yanit verilebilmesi amaciyla elektronik bankaciliga, otomasyona yönelinmesi gibi gelismeler sonunda sistemdeki insan kaynaklari niteliginde de önemli degisimler yasandi. Bankacilik sektöründe çalisanlarin egitim düzeylerinin yillar itibariyle hizla yükseldi. Türkiyede internet penetrasyonu oldukça düsük oldugu için bankalar müsterilerinin ancak küçük bir bölümünü internet bankaciligi kanalina kaydirmayi basarabilmislerdir. Ayrica, Türkiye'de, yurtdisinda özellikle A.B.D.'de oldugu gibi banka disi firmalar henüz bankalar ile ciddi bir rekabete girmemislerdir. Finansal pazaryerleri, dagiticilar, toplayicilar gibi araci kuruluslar henüz mevcut degildir. Tüm bunlarin isiginda, Türk bankacilik sektörünü is akislarini degistirmeye zorlayacak bir zemin henüz olusmamistir. Bu yüzden, bankalar, kendi ürünlerini kendileri dagitmakta, internet kanallarini fiziksel kanallarinin bir uzantisi seklinde kullanmaktadirlar. Küresellesmenin etkisiyle dünyadaki bankalarin sayilarin hizla azaldigini, bunun en en önemli nedeninin de birlesmeler ve satin almalar oldugu daha önce belirtilmisti. Fakat, 2000 yilina kadar Türkiye'de banka sayisi sürekli artti. Birlesmelerin gereklilig hep gündemde oldu ama bir türlü gerçeklesemdi. 2001 yilinda yasanan krizlerin de etkisiyle bankacilik sektörü yeniden yapilanma sürecine girmis, kamu bankalari ortak bir yönetim kurulu tarafindan yönetilmeye baslanmis, Emlakbank tasfiye edilip, Ziraat Bankasi'nin içine alinmis, 5 özel banka daha fon yönetimine alinmistir. Fon Yönetimi, bunlari rehabilite edip tasfiye ya da satis sürecine getirmistir. Bunlarin en önemlisi HSBC Bank'in Demirbank'i satin almasidir. Garanti Bankasi diger grup bankalari olan Osmanli Bankasi ve Körfezbank ile birlesmistir.. Pamukbank ve Yapi Kredi Bankasi da birlesme yolunda hazirliklari tamamlamak üzeredir. Ayrica, baska bazi özel bankalar kendilerine yurtdisi sermayeli ortak aramaktadirlar. Bu da krizin de katalizör etkisiyle Türk bankacilik sektörünün dünyadaki genel trendin etkisine girdigini göstermektedir. 2001 yilinda banka sayisinin 79'dan birden 61'e düsmesi bu durumu özetlemektedir. Bankalarda islemlerin yaygin bilgisayarlasmasinin, birim çiktinin üretimi için gerekli emek miktarini düsürmekte oldugu açiktir. Bürolardaki rutin islerde bilgisayar kullaniminin da verimlilik ile çok yakindan ilgili oldugu görülmüstür. Diger yandan, yapilan bir arastirmada, bankacilikta organizasyon büyüklügü arttikça, verimlilik ile bilgisayarlar arasindaki iliskinin daha da kuvvetlendigi sonucuna varilmistir. Bankaciliktaki islerin önemli bir kisminin yeni teknikler vasitasiyla yapilmasi mümkündür. Çünkü, bankacilik sektöründeki isler, büyük ölçüde ayni türdeki bilginin muhafaza, nakil ve islemesinden ibarettir. Bir görüse göre, çevrimiçi sistemlerin bankacilikta kullanilmasi, banka çalisanlarinin geleneksel is yükünü yari yariya azaltmaktadir. Bankalarda, bilgi islem teknolojilerinin kullanimi sonucunda, çikti miktariyla birlikte birim personel basina düsen çikti miktari da sürekli artmistir. Ancak personel basina düsen çikti miktari, teknolojik gelismelerin disinda diger girdilerdeki verim artisi; talep, ekonomi ve finans sektörünün yapisindaki degisme, reel faiz orani ve diger spekülatif yatirim sektörlerinin durumundan da etkilenmektedir. Emegin verimliligindeki istikrarli artisi uzun dönemde büyük ölçüde ekonomide finans sektörünün giderek önemini arttirmasina ve teknolojik degismeye baglamak mümkündür. Daha önce müteaddit defalar belirtildigi gibi yeni teknolojiler daha az ama daha nitelikli isgücü gerektirmektedir. Türk Bankacilik Sektöründeki yillar itibariyle personel sayisindaki artis hizlarini göstern Sekil 37'e baktigimiz zaman bu durumun yansimasi görülmektedir. Personel artis hizi 1966 ile 1970 arasinda yilda ortalama %11.7 artarken, 1996 ile 2000 arasinda yilda ortalama sadece %3.36 artmistir. Bakildiginda, 1996-2000 dönemindeki artisin bir önceki 5 yila göre fazla oldugu görülmektedir. Bu fazlalik, 2001 yilinda toplam istihdamin %13'ü kadar gibi çok yüksek bir azalisla ortadan kalkmistir. Personel sayisinin azalmasi tek basina personel giderlerinin azalmasi ve verimliligin artmasi anlamina gelmemelidir. Gerçekte personel giderleri sürekli artmistir. 1970'de ortalama bir personel basina düsen personel gideri 2,077 $ iken 2000 yilinda 18,238 $ olmustur. Ayrica personel istihdaminin azalmasinin en önemli nedenlerinden olan teknoloji yatirimlari da banka için bir gider olusturmaktadir. Ne yazik ki, bilgi ve iletisim teknoloji yatirimlarini istatistiki çalismalarda ayri olarak göremedigimiz için bu tür giderlerin yillar itibariyle gelisimi hakkinda fikir sahibi olamamaktayiz. Ama surasi bir gerçek ki, gelisen teknoloji sayesinde is sürecleri hizlanmis, islem hacmini artirma firsatlari ortaya çikmistir. Bu süre zarfinda bankalarin yaptiklari is miktarlari ve toplam hacimleri de büyümüstür. Yine 1970 yilinda sektörün toplam aktifleri 6 milyar $ iken 2000 yilinda 155 milyar $ olmustur. Bunu su sekilde de ifade edebiliriz : 1970 yilinda bir personele düsen aktif miktari 92 bin $ iken, 2000 yilinda yaklasik 10 katina çikarak 911 bin $ olmustur. Her ne kadar personel basina düsen personel gideri sürekli artmis olsa da personel giderlerinin toplam faiz disi giderler içindeki payi sürekli azalmistir. Sekil 38'e baktigimiz zaman 1970 yilinda faiz disi giderlerin yaklasik yarisi personel gideri iken 2000 yilinda sadece üçte biri personel giderlerine ayrilmaktadir. Bankalar genelde karliliklarini ölçmek için ROE (Return on Equity) ve ROA (Return on Assets) olarak adlandirilan genel kabul görmüs rasyolari kullanirlar. ROE; net dönem karinin ortalama özkaynaklara, ROA ise net dönem karinin ortalama aktiflere bölünmesi suretiyle hesaplanmaktadir. Bu rasyolarin 1970 ve 2000 yillari arasinda beser yillik ortalamalar seklinde hesapladigimiz zaman son bes yil hariç sektörün karliligin sürekli bir artis gösterdigini gözlemlemekteyiz. Personel basina düsen net dönem karina yine yillar itibari ile baktigimiz zaman yine sürekli bir artis egilimi görülebilir. Bir personel basina 1966-1970 yilinda ortalama yillik 1,248 dolar düserken, 1996-2000 yillarinda 11,554 dolar düsmektedir. Teknolojik yeniliklerin sonucunda; bankalarda gelir kaleminde artislar olmustur. Toplam maliyetin düsmesi ile etkinlik artisi gerçeklesmistir. Maliyet azalisi gerek personel sayisinin azaltilmasi gerekse ekonomik olmayan subelerin kapatilmasi seklinde gerçeklestirildigi gibi, yeni teknolojilerin kullanilmasinda dogan düsük maliyetli hizmet sayesinde de olmaktadir. Internet bankaciligi gibi yeni teknolojilerin ise sektörde karlilik ve verimlilige etkilerini tespit etmek için çok erkendir. Bankalar, bunun için önemli yatirimlar yaptiklarindan kisa vadede karlilikta olumlu etki beklemeleri mümkün degildir. Sonuç olarak, dünya; tüm olumsuz gelismelere ragmen hizini almis bir sekilde küresellesmeye ve dijitallesmeye devam etmektedir. Yukarida uzun uzun anlatildigi gibi, bankacilik alaninda da radikal dönüsümler olacagi muhakkaktir. Gerçi su an yasanmakta olan konsolidasyonlar ve yayilan elektronik bankacilik uygulamalari bu dönüsümlerin halihazirda basladigi seklinde yorumlanabilir. Ama bankacilikta asil depremler, küresel ve yeni ekonominin tam olarak hakim oldugu bir ortamda; is yapma biçimlerinin tamamen degistigi bir yapida olacaktir. Belki o zaman gerçekten ilk basta söylendigi gibi araciligin yok olmasiyla beraber bildigimiz anlamda bankalar olmayacaktir. Bankacilarin tüm bu gelismeleri yakindan izleyip vizyon sahibi olmalari, uygun stratejiler gelistirmeleri, kurum kültürlerinin ve is yapma biçimlerinin degismek zorunda oldugunun bilincinde olmalari ve risk yönetimlerinin degisen kosullara uygunlugunu sürekli olarak denetlemeleri rekabet yeteneklerini devam ettirebilmeleri için sart gözükmektedir.
dc.description.abstractThe Effects of Globalisation and Technological Developments to the Banking Sector I. Globalisation and Technological Developments: Conceptual Framework One of the most important issues of the today's world is globalisation. Globalisation could be described in different ways. The most accepted definition is that is the increase in social and economic activities among the people that live in different countries, recently. In another definition, globalisation covers the expanding and improving the economic, social, political relationships amount countries, the resolution of the political polarizations, the recognition of the different cultures, religions, belief and expectations. Globalisation, with a general statement, is the acceptance of one cultural, economical or political norm, value or structure in worldwide. The goal of globalisation, at the final analysis, is to establish one common world system and this argument is supported strongly by the developed countries. In fact, globalisation is not a new trend, at least economically. Towards the end of 19th century, there was a similar global activity in the world. The ratio of the trade and capital movements of the developed countries to the national income was almost the same or higher than today's level. World is integrated with mobility of capital, goods and labour. There were no the strict restrictions to the capital movements between national borders and it had not be heard the custom tariffs ad quotas. The activities towards to the globalisation and the integration had increased the anxiety on some nations and exhausted the conservative demands. The governments had started policies to recover the demands of their citizens from those changes while the country was becoming global. From the starting from 1870s more countries had started to apply the conservative policies. At the last decade of the century, the policies against the migration had become more hostile and restricted. Between the two world wards, the conservative measures have been increased. Moreover, the government had cared about using the national capital besides labour and goods. As a result of those measures, not only many corporations and institutions had weakened financially, additionally the world production had slowed down. Finally, world faced with a crisis that is called with Great Depression. Thus, the first attempt of the globalisation had been ended explicitly. After the World War II, some talks started about the globalisation. In 1945, United Nations was established with the participation of the 51 countries in the leadership of the United States that had targets like economic, social and political structuring internationally. After a short while, International Monetary Fund (IMF) was established. Goals of IMF were to provide the international monetary cooperation, to maintain stability on the exchange rates and to increase the international liquidity. Another milestone in globalisation was the General Agreement on Tariffs and Trade (GATT) among 23 countries in 1947. This establishment is the frontier of the World Trade Organization (WTO). International economical integration has accelerated in 1980's and 1990's because the governments removed the some political obstacles. In 1980's many developed and developing countries have loosed the controls over capital flows and started to apply the policies that encourage the foreign investments. 1990s could be counted as globalisation decade fulfilly. In this period, in the framework of GATT, many conversations had been performed to increase the international trade activities. The most important result of those attempts is 1994 Uruguay Round. Globalisation has gained certain acceleration due to the technological innovations that reduced the costs of the transportation and the communication. Dramatic decrease in the cost of telecommunication, data processing, storing and transmit have facilitated to follow up the new business opportunities on the whole world. While the world are globalizing rapidly, Asian crises caused to increase in suspects about on the capitalism and globalisation. If countries give up from liberalism as a result of the resistance to the economic integration of the world, it is argued that it could be produced a new depression like the previous attempt one century ago. In spite of the fact that there are strong and global reactions to the globalisation; it could be denied that it is not possible to prevent those changes in the world. Today, the most important thing is not to evaluate whether globalisation is useful. Globalisation is not a choice, is a fact. Globalisation has the economic, social and political aspects. It is quite difficult to differentiate those from each other. For example, economic globalisation has also the social and political components. Together with globalisation, the national governments have started to lose their power during determining national economic policies. Besides the globalisation trend, regional integration and localisation trends force the governments to share their power in determining the policy with international institutions, regional unions and local governors. There are two main aspects of the economic globalisation: Global production and global finance. Before the economic globalisation, national governments' economic policies, national production and finance systems were dominant. Together with the economic globalisation, the several steps of the production lines have been distributed into the different countries according to their cost structure. On the other hand, financial markets in the world have become strongly dependent to the decisions of the a few financial centres like Tokyo, London and New York. The main characteristic of the global finance is being out of control of the governments, including the developed countries, and international institutions. Hence, global finance has an unstable structure. This situation also causes instability and crises in the production sector because the financial system controls the future productions as an output of its lending function and the increase in production is dependent to the stability in the financial sector. Globalisation has not the same effects in each country. Isolation and poverty of the less developed countries are continuing. They have been kept outside of the globalisation. When we look at the last decade, we observe that the globalisation has affected the developing countries much more strongly. Those countries have been trying to integrate into the developed countries rapidly. There are the many supporters of the claims that the globalisation has increased the unfair income distribution. On the other hand, some arguments against above claim exist. According to one of them, there could be some negative statistics due to the globalisation, but it is possible to realize the positive facts in close view. For example, it was observed that countries, which are liberal and open to the globalisation, had higher growth rates than the conservative countries. During globalisation, besides the goods and capital, the mobility of the labour among the countries has been also aimed. However, due to higher unemployment rate in whole world, we observe that the countries, especially developed countries, have been applying the strict policies and trying to prevent the labour migration by some applications like visa. Today, besides globalisation, another the remarkable issue is the regional integration. While the attempts have been increasing towards to the globalisation, on the other hand the countries are trying to establish the regional integrations since they think that it would not be possible to survive their competitive skills themselves. Another important topic is the localization. Localization is the demands of the local states, regions and societies for more autonomy and freedom. The dissatisfaction about keeping the promising of the states related with the development; increasing the power of local and ethnic identities (due to the education, communication and the increasing urban population) are the some the reasons for the localization. The one the main differences between the globalisation in 20th century and the previous one is the developments in the information and communication technologies. Before those developments, labour intensive work processes were dominant. After 1970, especially at the last two decades of the century, we observed the rapid developments in information and communication technologies. They provided to perform the same jobs faster and free of human mistake by using the powerful machines. The effect of the technology started to increase exponentially as the connections among companies and houses increase. So, information and communication technologies triggered the profits and earnings by making the production, storage and transmission of the information easier. In contrast to above facts, when we look at the statistics about the efficiency, profitability and growth of the last two decades, we could not observe apparently the effect of those developments although the prices of the information and communication technologies decreased remarkably. This situation is explained with the argument that says the penetration of the information and communication technologies were not satisfactory to get the expected results. Hence, while the researches in 1994 and 1995 show that information and communication technologies contributed to the growth in a modest percentage, according to the last researches they have been contributing to the growth of United States remarkably. On the other hand, it is not possible to say the same things for Europe. The information and communication technologies have not still the required penetration to get a certain increase in the efficiency. After the automation of the work processes, the information and communication technologies have started to change the work processes and to redefine, especially after Internet. This new definition is called as Electronic Business. Electronic business; could be described as making the whole business electronically, getting the information by using some tools over internet and developing the new methods for the work processes. Electronic business could be equated with electronic commerce frequently. However, electronic commerce is only a component of the electronic business and electronic business should be considered in broader sense. Electronic commerce is to use the information and communication technologies to make trade of goods and service electronically. Historically, electronic commerce are examined in two categories : Business to Business (B2B) : The electronic commerce among the corporations. Business to Consumer (B2C) : The electronic commerce between the corporations and the consumers. The companies can reach every point of the world without any geographical boundaries with the electronic commerce. They have a possibility to extend their customer portfolio with lower costs by redefining their work processes. However, electronic trade has just started and there is not the satisfactory penetration to get the above-mentioned results. If the consumers feel that the electronic trade will be used widely in future, they will want to invest to the electronic trade. More people will subscribe the Internet service suppliers and buy the computers. The big companies and the governments will establish the required infrastructure. All this will help the economic growth........ .
dc.format.extent186,2y.
dc.identifier.urihttps://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/3D/T0047640.pdf
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/11424/208638
dc.language.isotur
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.subjectBanka ve bankacılık
dc.subjectBankacılık
dc.subjectEkonomi
dc.subjectFinansman ekonomisi
dc.subjectKüreselleşme
dc.subjectTeknolojik Gelişme
dc.titleKüreselleşme ve teknolojik gelişmelerin bankacılık sektörüne etkileri
dc.typemasterThesis
dspace.entity.typePublication

Files

Collections