Tez Koleksiyonu
Permanent URI for this collection
Browse
Recent Submissions
Publication Metadata only İslâm hukuku açısından tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk(2024) Akyüz, Yunus; Hacak, Hasan; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı; İslam Hukuku Bilim DalıBu çalışma, temel olarak tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk kavramlarına odaklanmakta ve bu kavramları İslâm hukuku perspektifinde incelemeyi hedeflemektedir. Tüzel kişilik, kökenleri daha eskiye dayandırılsa da kavram olarak 19. yüzyılda hukuk tekniğinin bir icadı olarak birtakım sosyal, ekonomik ve teknik gereksinimler neticesinde ortaya çıkmıştır. Söz konusu ihtiyaçlar doğrultusunda, fertlerden veya malvarlıklarından bağımsız, ancak onları temsil eden dernek, vakıf ve şirket gibi insan dışı hukuk özneleri teşekkül etmiştir. Hukuk literatüründe insan dışı varlıklara hukukî kişilik tanınıp tanınmaması meselesi, günümüzde yapay zekâya sahip robotların hukukî kişiliğe sahip olup olamayacağı tartışmalarına kadar ilerlemiştir. Ayrıca tüzel kişilik kavramının kabul edilmesinde sorumluluğun sınırlandırılması fikri de önemli bir rol oynamıştır. Tüzel kişi, onu oluşturan kişilerden bağımsız bir malvarlığına sahip olup ayrılık ilkesine göre bir birey, hukuk sahnesine iki farklı malvarlığıyla çıkabilmekte; birini riske atarken diğerini koruma altına alabilmektedir. Fakat aralarında bir mülâzemet ilişkisi olmadığından sınırlı sorumluluk özelliği tüm tüzel kişilik türlerinde bulunmamakta, yalnızca kâr amacı güden sermaye şirketlerinde söz konusu olabilmektedir. Tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk kavramları, Batı hukuk sistemlerinde ortaya çıkışlarından kısa bir süre sonra İslâm ülkelerinde de etkisini göstermiş ve konu hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak yapılan çalışmaların çoğu tüzel kişilik kavramına yoğunlaşmış, sınırlı sorumluluk ilkesine yeterince temas edilmemiştir. Tez, klasik fıkıh eserlerinden hareketle tüzel kişilikle birlikte sınırlı sorumluluk kavramına odaklanarak iki kavramın izlerini sürmekte ve diğer çalışmalardan bu noktada ayrılmaktadır. Tezde gerçekleştirilen analizler neticesinde, tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk olgularının kavramsal düzeyde olmasa da mefhum olarak klasik fıkıh literatüründe yer aldığı tespit edilmiş olup bu sonuç, özellikle şirketler ve me’zun müessesesi gibi yapılar üzerinden temellendirilmiştir.Publication Metadata only İslâm hukuk ve siyaset düşüncesinde devlet başkanında aranan şartlar (IV./X.-IX./XV. yüzyıllar)(2024) Demir, Müddessir; Kavak, Özgür; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı; İslam Hukuku Bilim DalıBu çalışma, İslâm hukuk ve siyaset düşüncesinde devlet başkanında aranan şartların tespit ve tahlilini konu edinmektedir. Devlet başkanlığının dinî ahkâmın icrası ve dünyevî işlerin idaresine dönük en büyük sorumluluk makamı olarak taşıdığı önem, bu görevi üstlenecek kimselerde aranacak nitelikler hususunda titizlik gösterilmesini gerekli kılmıştır. Bu nedenle İslâm toplumunu sevk ve idare etme sorumluluğunu üstlenecek olan devlet başkanının hangi niteliklere sahip olması gerektiği meselesi, İslâm hukuk ve siyaset düşüncesi metinlerinde temel bir problem alanını oluşturmuştur. Meşruiyet problemleri ve yöneten, yönetilen ve yönetim ilişkileri açısından büyük önem taşıyan bu meselede, İslâm hukukçuları nasların, yerleşik mezhep kabullerinin, içtihatların ve İslâm tarihi boyunca ortaya çıkan siyasî ve toplumsal tecrübelerin ışığında birtakım şartlar tespit ederek Müslümanları yönetmeye talip olan kişinin bu şartlara sahip olması gerektiğini dile getirmişlerdir. Devlet başkanlığı için gerekli görülen şartların siyasî liderliğin meşruiyeti problemiyle doğrudan ilişkili olması, kuşkusuz konuyu erken dönemlerden modern döneme değin giderek daha esaslı bir tartışma alanı haline getirmiştir. Çalışmanın temel amacı, devlet başkanında aranan şartlar konusu etrafında teşekkül eden literatürün izini sürüp bu literatürün nasıl ve ne yönde bir gelişme gösterdiğini kronolojik bir çerçevede ortaya koymak ve fıkıh mezhepleri arasındaki görüş farklılıklarını da dikkate alarak meselenin İslâm hukuk ve siyaset düşüncesindeki serencamına dair geniş bir çerçeve çizmektir.Publication Metadata only Kanun öğretiminde uzaktan eğitimin uygulanabilirliğinin incelenmesi(2024) Demirci, Mustafa; Otacıoğlu, A. Sena Gürşen; Marmara Üniversitesi; Eğitim Bilimleri Enstitüsü; Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı; Müzik Eğitimi Bilim DalıBu araştırmada, Geleneksel Türk müziğinin mızraplı çalgılarından kanun öğretiminin uzaktan eğitimde uygulanabilirliği incelenmiştir. Dijital teknolojilerin hızla gelişmesi, eğitim alanında da önemli değişimlere yol açmış ve özellikle COVID-19 pandemisi sürecinde uzaktan eğitim, birçok alanda alternatif bir yöntem haline gelmiştir. Bu bağlamda uygulamaya dayalı ve birebir etkileşimi gerektiren müzik eğitiminin uzaktan eğitimle nasıl yürütülebileceği önemli bir araştırma konusu olmuştur. Literatürde geleneksel sazlarda kanun öğretiminde uzaktan eğitimin uygulanabilirliğine dair bir araştırmaya ulaşılamamıştır. Bununla birlikte, mevcut pandemi şartlarında yüz yüze eğitimin mümkün olmaması ya da kısıtlı olması gibi sebepler de bu araştırmayı yapmanın ne kadar mühim olduğunu ortaya çıkarmış ve mevcut çalışmayı yapma gerekliliği doğmuştur. Bu araştırma, doktora çalışması seviyesinde yarı yapılandırılmış görüşme sorularıyla kanun öğretiminde uzaktan eğitimin uygulanabilirliğinin incelenmesini araştıran nitel, ilk durum çalışmasıdır.Araştırma kapsamında, kanun öğretiminde uzaktan eğitimin uygulanabilirliğinin incelenmesini değerlendirmek amacıyla durum çalışması deseni ile nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Türkiye’deki yüksek eğitim kurumlarında mesleki müzik eğitimi veren kanun sazı alanındaki 21 akademisyen ve bu akademisyenlerden kanun dersi öğrenimi alan lisans, yüksek lisans ve mezun 34 öğrenciyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Toplanan 2450 dakikalık ses kaydının 1617 sayfa Word dosyasına dökümü yapılmış ve bu veriler, içerik analizi yöntemiyle nitel analiz programında analiz edilmiştir. Katılımcılar COVID-19 pandemi dönemi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli deprem döneminde uzaktan eğitim ile eğitim-öğretime devam eden kişilerdir. Görüşmeler, video konferans yöntemiyle, uygun bir programla gerçekleştirilmiştir. Sesli ve görüntülü en az 30 dakika, en uzun 240 dakikalık şahsi görüşmeler yapılarak kayıt altına alınmıştır. Ayrıca mevcut uzaktan eğitim platformlarının ve araçlarının kanun öğretimi için uygunluğu incelenmiş, bu süreçte kullanılan yöntem ve tekniklerin etkinliği değerlendirilmiştir.Araştırmanın sonuçları, uzaktan eğitimin kanun öğretiminde uygulanabilirliğinin belirli avantajlar sağladığını, ancak bazı temel zorluklar ve sınırlamalar da içerdiğini göstermektedir. Öğrencilerin motivasyonunu yüksek tutma, birebir geri bildirim sağlama, teknik ekipman eksikliği, internet ağ sorunları, uzaktan eğitimde tecrübesiz ve eğitimsiz olunması ve teknik detayları aktarma konularında uzaktan eğitimin bazı sınırlılıkları olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı akademisyenlerin uzaktan eğitime ön yargılı yaklaşımlarının da bu süreci olumsuz etkilediği görülmüştür. Fakat şeffaf, ön yargısız bir bakış açısıyla, özveriyle, eşit teknik şartlarda, uygun teknolojik araçlar ve etkileşimli eğitim materyalleriyle bu zorlukların büyük ölçüde aşılabileceği; özellikle kanun sazında belli bir alt yapısı olan öğrencilerle uzaktan eğitimin çok daha rahat ve verimli bir şekilde uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.Publication Metadata only İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin kesirler konusundaki düşünme yollarının incelenmesi ve nicel muhakemelerinin geliştirilmesi(2024) Yılmaz Can, Dilara; Koç, Yusuf; Marmara Üniversitesi; Eğitim Bilimleri Enstitüsü; Temel Eğitim Anabilim Dalı; Sınıf Öğretmenliği Bilim DalıBu araştırmada ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin kesirler konusundaki düşünme yollarının belirlenmesi ve nicel muhakemelerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan öğretim deneyleri aracılığıyla öğrencilerin kesirlerde bütün, birim kesir ve kesir büyüklüğü konularında düşünme yolları ve bu düşünme yollarının gelişimi incelenmiştir. Araştırma, öğretim deneyi metodu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İstanbul ve Kocaeli’de bulunan devlet okullarında öğrenim gören iki sınıfın katılımıyla iki uygulama şeklinde tamamlanmıştır. İlk uygulamada 24, ikinci uygulamanın yapıldığı sınıfta ise 32 öğrenci bulunmaktadır. Öğretim deneyleri tüm sınıfa uygulanmış ancak her iki uygulamada da üçer öğrencinin düşünme yolları detaylı olarak incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak gözlem, görüşme ve etkinlik formları ile alan notları, araştırmacı, öğrenci ve öğretmen günlükleri kullanılmıştır. Uygulanan etkinlikler öğrencilerin nicel muhakemelerini desteklemeyi amaçlamış ve çoğunlukla araştırmacı tarafından geliştirilmiş veya benzer araştırmalardan uyarlayarak uygulanmıştır. Elde edilen veriler öncelikle süreç boyunca gerçekleştirilen sürekli analizler ve veri toplama süreci tamamlandıktan sonra yapılan geriye dönük analizler ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen birçok bulgu arasında öne çıkan sonuçlar şunlar olmuştur: Öğrenciler farklı kesir bağlamları arasında en fazla parça-bütün bağlamını kullanmışlardır. Araştırmada incelenen kesir kavramlarına dair öğrencilerin düşünme yolları farklı temsil türlerinin kullanımı, öğrenme varsayımına dayanan etkinlikler, matematiksel dil desteği, sınıf içi tartışmalar ve araştırmacının yönlendirici sorularının desteğiyle zamanla gelişmiştir. Öğrencilerin kesir büyüklüğü hakkındaki düşünme yolları özellikle alan ve sayı doğrusu temsilleriyle gelişmiş ancak bileşik ve tam sayılara geçildiğinde birçok öğrenci için bu durum değişmiştir. Öğrencilerin çoğunlukla toplamsal düşünme yolu kullandığı ve yüzeysel nicelleştirme yaptığı belirlenmiştir. Kullanılan müdahaleler arasında görsel temsil kullanımının öğrencilerin nicelikler üzerinde düşünmelerini destekleyen oldukça etkili bir araç olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, öğrencileri çokluklar üzerinde düşündürmeyi sağlayan uygun müdahalelerin olumlu sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Elde edilen bu bulgular sonucunda eğitimcilerin öğrencileri nicelikler üzerinde düşünmeyi destekleyen öğretimler planlayıp uygulaması ve araştırmacıların öğrencilerin nasıl öğrendiğini ve süreç içerisinde değişen düşünme yollarını inceleyen araştırmalar yürütülmesi önerilmektedir.Publication Metadata only Kültürel politik ekonomi perspektifinden popülist söylemlerle göçün güvenlikleştirilmesi: Trump dönemi(2024) Göcen Taygut, Ceren Ece; Balcı, Meral; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı; Uluslararası Politik Ekonomi Bilim DalıBu tezin amacı popülizmi ve popülist söylemleri kültürel politik ekonomi yaklaşımı ile irdelemek ve ABD’deki bu popülist eğilimlerin göçü güvenlikleştirmedeki rolünü doküman ve içerik analizleriyle somutlaştırarak literatüre katkı sunmaktır. Tezin amacı doğrultusunda belirlenen hipotez ise kültürün ve kültürel dönüşümün popülist eğilimleri ve popülist liderlerin söylemlerini etkilediği, bu etkileşimin ülkelerin göçü güvenlikleştirirken politik ekonomiyi farklı düzeylerde de olsa mutlaka şekillendirdiğidir. Bu kapsamda tezde, hipotezi değerlendirmek için ekonomik ve kültürel dinamiklerin popülizm aracılığıyla göçü güvenlikleştirmesine etkisi, inşacı teori ve güvenlikleştirmede Paris Ekolü yaklaşımı benimsenerek Trump dönemindeki ABD göç politikaları ve doğrudan iletişim sağlayan X gönderileri örneklem olarak alınmasıyla incelenmiştir. Bu incelemeyi yaparken popülist söylemler ile kültürel politik ekonomi ilişkisinin özellikleri de tespit edilmiştir. X gönderilerinin örneklem olarak alınması ve içerik analizine tabi tutulmasıyla ABD’de Trump döneminde göçmenlerin ve özellikle en yoğun nüfusa sahip olan Meksikalıların güvenlikleştirilmesine yönelik benimsenen popülist söylemlerin ‘sıradan halk’ın iradesini ve gerçeği hangi oranda yansıttığı ve Trump’ın popülist söylemlerindeki hakikat ötesi siyaset tarzı ortaya konmuştur. Analiz sonuçlarına göre, Trump’ın göçü güvenlikleştirirken en yoğun kullandığı referans nesnesi ulusal güvenlik olmuştur. Sınır güvenliğine sıkça atıf yaparken, insani güvenlik açısından güvenlikleştirme daha kısıtlı kalmıştır. Bu sonuçlar kültürel politik ekonomi perspektifiyle yorumlanmıştır.Publication Metadata only İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda sosyalhaklar: özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkı kapsamında bir inceleme(2024) Kethüda, Enes; İnceoğlu, Sibel; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Kamu Hukuku Anabilim Dalı; Kamu Hukuku Bilim Dalıİnsan haysiyeti bakımından sahip olduğu vazgeçilmez role rağmen sosyal haklar, klasik haklar karşısında ötekileştirilmekte ve dava edilemez haklar olarak görülmektedir. Buna karşılık insan haklarının karşılıklı bağımlı yapısı, sosyal hakların klasik haklar için öngörülen güçlü koruma sistemleri çerçevesinde belirli ölçüde korunabilmesine kapı aralamaktadır. Nitekim İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa’da yer alan bireysel başvuru mekanizmaları, esasen klasik hakları konu edinmesine rağmen zaman zaman sosyal hakların dolaylı olarak korunabilmesini sağlamaktadır. Mevcut çalışmada, sosyal haklara ilişkin uluslararası belgelerin rehberliğinden de yararlanılarak karşılaştırmalı ve içtihat hukuku temelli bir yöntemle sosyal hakların bu iki mekanizma çerçevesinde dolaylı olarak korunabilirliği özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkıyla bağlantılı olarak ele alınmıştır.Yapılan inceleme sonucunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve onun izinden giden Anayasa Mahkemesinin dolaylı koruma metoduyla sosyal hakların yargılanabilirliğine küçümsenemeyecek bir katkı sunduğu tespit edilmiştir. Üstelik sosyal haklar bakımından sağlanan korumanın düzeyi, hak öznelerinin kırılganlığı, başvurunun konusu gibi bazı etkenlere bağlı olarak yoğunlaşabilmektedir. Öte yandan her iki mahkemenin benimsediği dolaylı koruma yaklaşımının da bazı tereddüt uyandırıcı ve sorunlu yanları vardır. Sözleşme sisteminde bunlar egemenlik, iş yükü ve belirlilik başlıkları etrafında değerlendirilmiştir. Neticede İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin, dolaylı koruma yaklaşımını ve bu yaklaşımın teorik temellerini daha net bir şekilde ortaya koymasının, her üç tereddüt bakımından da önemli olduğu vurgulanmıştır. Anayasal düzeydeyse sorun daha çok Mahkemenin kendisini İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yaklaşımıyla sınırlandıran ve Anayasa’nın “sosyal” yönünü görmezden gelen bir tutum benimsemesidir. Bu nedenle Mahkemenin sosyal haklar lehine daha aktivist ve Anayasa’nın kendi dinamiklerini dikkate alan bir yöntem benimsemesi gerektiği öne sürülmüştür.Publication Metadata only Mekke tarihi yazımı ve Ezrakî'nin Ahbâru Mekke adlı eseri(2024) Dalgıç, Abdullah; Uyar, Gülgün; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı; İslam Tarihi Bilim Dalıİslâm tarih yazıcılığında şehir ve bölge tarihleri üzerinde gerektiği şekilde durulmamıştır. İslâm şehir tarihçiliği alanında önemli bazı örnekler arasında Mekke tarihi hakkında yazılmış olan Hasan el-Basrî’nin Fezâilu Mekke’si ile Ezrakî’nin Ahbâru Mekke’si, Medine tarihi hakkında yazılmış olan İbn Şebbe’nin Târîhu’l-Medîneti’l-Münevvere ve İbn Zebâle’nin Kitâbü’l-Medîne ve ahbâruhâ’sı, Endülüs tarihi üzerine el-Mirdâsî’nin Târîhu’l-Endülüs’ü ve son olarak Mısır tarihi üzerine İbn Abdi’l-Hakem’in Fütûhu Mısr ve Ahbâruhâ adlı eseri ilk ve önemli kaynaklardır. Mekke tarihine dair yazılmış en kapsamlı eser olması ve herhangi bir çalışmaya konu olmaması sebebiyle Ezrakî’nin Ahbâru Mekke adlı kitabı bu araştırmada incelemeye tabi tutulmuştur. Birinci bölümde müellifin kısaca hayatı üzerinde durulmuş ve eserin matbu hale geliş süreci, Türkiye’de bulunan yazma nüshaları, önemi, müellifin metodu, yararlanmış olduğu kaynaklar, eserin içeriğinden bazı örnekler üzerinde durularak sonradan yazılmış Mekke tarihi ile ilgili eserlerle mukayesesi yapılıp son olarak Ahbâru Mekke hakkındaki çalışmalara değinilmiştir. Tez’in ikinci bölümünde ise Mekke şehir tarihi üzerine yazılmış eserlerin mihenk taşını oluşturan Ebü’l-Velîd el-Ezrakî’nin Ahbâru Mekke ve mâ câe fîhâ mine’l-âsâr adlı eseri ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.Publication Metadata only Osmanlı dönemi tercihu’l-beyyinat literatüründe şehadet: Nev’îzâde Atâî ve Mahmud Hamza Efendi’nin eserleri özelinde(2024) Ek Bozkuş, Betül; Köksal, Asım Cüneyd; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı; İslam Hukuku Bilim Dalıİslam muhakeme hukukunda kat’î ve açık delili ifade eden beyyine kavramı, farklı ispat vasıtalarını kapsamaktadır. Bunlardan en yaygın kullanılanı şehadettir. Bu çalışmada, Osmanlı dönemi tercihu’l-beyyinat literatüründe şehadet bahsi iki eserin ilglili bölümleri üzerinden mukayeseli olarak ele alınacaktır. Söz konusu iki eser, Nev’îzâde Atâî’nin el-Kavlu’l-Hasen fî Cevâbi’l-Kavli li-Men adlı eseri ile Mahmud Hamza Efendi’nin et-Tarikatu’l-Vâzıha ile’l-Beyyineti’r-Râciha adlı eseridir.Genel adıyla beyyine olarak ifade edilen ispat vasıtalarına ilişkin çelişkili durumları ve bu hallerde üstün olanın tercihini konu edinen birtakım eserler telif edilmiştir. Tercihu’l-beyyinat literatürü olarak ifade ettiğimiz bu eserler, beyyineler arası tearuzun bulunduğu ve fıkıh kitaplarında farklı bölümlerde yer alan çok sayıda meseleyi derlemektedir. Dolayısıyla herhangi bir meselede tarafların beyyineleri arasında uyuşmazlık söz konusu olduğunda evla olanının belirlenmesi ve tercihi için meseleye dair doğrudan sundukları prensip niteliğindeki muhtevalarıyla tercihu’l-beyyinat literatürü, kâdının başvuracağı bir kaynak mesabesindedir.Bu tezde, 15-18. yüzyıllar arasındaki dönemde telif edilen yukarıda isimlerini zikrettiğimiz eserlerde Kitâbu’ş-Şehâde ve Mesâilu’ş-Şehâdât başlıklı bölümler karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Kesinlik bildiren ispat vasıtaları arasında gerek kat’îlik ve gerekse yaygın kullanımı açısından ilk sırada gelen şehadet bu özellikleriyle kimi zaman beyyine kavramının doğrudan bir karşılığı gibi de kullanılmıştır. Şehadetle ilgili meselelerde beyyineler arasında uyuşmazlık görülen durumlar şahitler ve özellikleri, şahitlikte nisab, şahitlikten rücu’, yalancı şahitlik, şahitliğin niteliği, şahitlerin ihtilafı, şahitlik yapılan konu şeklinde kısaca sıralanabilir. Ayrıca beyyinelerin tercihi hususunda bir kriter olarak da şahitliğin söz konusu eserlerde yer aldığı görülmektedir. Öyle ki tarafların çatışan beyyineleri arasında tercih yapılırken şahitlerin niteliği veya sayıları gibi açılardan değerlendirildiği durumlar mevcuttur. Bu bakımdan tezin çerçevesi olarak belirlenen eserlerde şehadete ilişkin meselelere dair tearuz bulunan durumların işlenmesi, çalışmanın iki ana unsuru olarak ifade edilebilecek olan şahitlik ve tercihu’l-beyyinat kavramları ile aralarındaki irtibat açısından anlamlı olacaktır. Böylece çalışmanın şahitlik kavramını farklı yönleriyle konu edinen mevcut çalışmalardan ayrılmış ve tercihu’l-beyyinat literatürü çerçevesinde bir inceleme olması bakımından da özgün olması hedeflenmektedir.Publication Metadata only Çevik metodolojiler ve organizasyon kültürü: işyerlerinde çalışan motivasyonu üzerindeki etkinin araştırılması(2024) Usta, Metin; Başçı, Ahmet; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Ensititüsü; İşletme Anabilim Dalı; İnsan Kaynakları Yönetimi Bilim DalıBu tez, Daniel H. Pink'in (2009) Motivasyon 3.0 teorisi çerçevesinde çalışan motivasyonu, Cameron ve Quinn’in (2011) ortaya koyduğu Rekabetçi Değerler Çerçevesi (CVF) teorisi üzerinden organizasyon kültürü ve çevik (agile) yönetim metodolojileri arasındaki dinamik etkileşimi incelemektedir. Araştırmada, nicel yöntemlerin nitel yöntemlerle desteklendiği ve örneklem gruplarının karşılaştırmalı analizine dayalı bir yöntem benimsenmiştir.Organizasyon kültürü OCAI (Organizasyon Kültürü Değerlendirme Aracı) ile ölçülmüş, çalışan motivasyonu ise Pink'in (2009) teorisi temel alınarak iş dünyasına uyarlanmış bir ölçek üzerinden değerlendirilmiştir. Çevik metodolojilerin uygulanmasına dair değişken ise örneklem grubundaki şirketlerin yönetim stratejilerine dair beyanları üzerinden kategorik olarak incelenmiştir.Bu çalışmada, biri çevik yönetim metodolojileri uygulayan, diğeri geleneksel yönetim yaklaşımlarını benimseyen iki organizasyona odaklanarak, organizasyon kültürü ile çalışan motivasyonu arasındaki ilişkiyi karşılaştırmalı bir yaklaşımla araştırılmıştır. Bu karşılaştırmalı yaklaşım, araştırma evreninin daha kapsayıcı olmasını güçlendirmektedir. Anketler üzerinden elde edilen verilerin nesnel olarak değerlendirilmesi amacıyla nicel araştırma yöntemleri uygulanmıştır. Bu yolla elde edilen nesnel bulguların derinlemesine incelenmesini desteklemek üzere yerinde gözlem ve yarı yapılandırılmış mülakat yöntemleri şeklinde uygulanan nitel yöntemler sayesinde öznel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir.Nicel analiz sonuçları hipotez testleri üzerinden incelendiğinde, organizasyon kültürünün çalışan motivasyonu üzerinde istatiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu tespit edilmiştir. Bu etkinin özellikle kontrol boyutundan ziyade esneklik boyutuna dayalı olan klan ve adhokrasi kültür tiplerinin hâkim olduğu organizasyonlarda, çalışan motivasyonun amaç ve özerklik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif olarak ayrıştığı görülmüştür. Nitel bulgular ise bunu destekleyecek şekilde çevik metodolojilerin çalışanlara daha fazla esneklik ve yenilikçilik imkânı sunduğunu, bu sayede çalışanların motivasyonun arttığını göstermektedir.Tez, çevik uygulamaların etkinliğinde organizasyonel kültürün kritik rolünü vurgulamakta ve çevik metodolojilerin benimsenmesinden olumlu anlamda etkilenen organizasyon kültürünün çalışan motivasyonu yönünden anlamlı farklar ortaya koyduğunu göstermektedir. Araştırmanın hedefine uygun olarak, gelişmiş çalışan performansı ve memnuniyeti için çalışma ortamlarını optimize etmek isteyenkuruluşlara kavramsal ve pratik öneriler sunulmaktadır. Ayrıca araştırmanın özgünlüğü, hem çalışan motivasyonu üzerinde yapılacak yeni araştırmalarda kullanılmak üzere bir araç sunarak literatüre katkı vermekte hem de bulguları açısından araştırmacılara motive edici katkılar sunmaktadır.Publication Metadata only Periferal 3-fenilkumarin türevleri içeren metalli ftalosiyaninlerin sentezi, karakterizasyonu ve fotofizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi(2024) Akan, Tuba Miray; Salan, Ümit; Marmara Üniversitesi; Fen Bilimleri Enstitüsü; Kimya Anabilim Dalı; Organik Kimya Bilim DalıFtalosiyaninler, aromatik makrosiklik gruplara üyedir. Bu gruplar 18 π-elektron delokalizasyon sistemi içerir. Bu bileşikler, geniş bir çeşitlilik gösterirler ve termal ile kimyasal kararlılık açısından önemlidirler. Fotodinamik kanser tedavisi için fotouyarıcı olarak kullanılırlar. Işığa karşı duyarlıdırlar. Yüksek singlet oksijen üretebilirler. Bu özellikleri sayesinde, kanser hücrelerini hedefleyip yok edebilen bir tedavi yöntemi olarak potansiyel taşırlar. Kumarinler, bitkilerde doğal halde bulunur. Sentetik olarak da üretilebilir. Kumarinlerin 7. pozisyonunda hidroksi grubu bulunur. Bu sayede yüksek floresans özelliği kazanır. Bu özellikleri, kumarinlerin tıbbi araştırmalarda ve ilaç geliştirme süreçlerinde önemli bir rol oynamasını sağlar. Kumarin türevleri, yüksek biyolojik aktiviteleri ile dikkat çeker ve çeşitli uygulamalarda kullanılır. Ayrıca, parfüm, gıda, plastik ve boya endüstrileri gibi birçok farklı alanda da geniş bir kullanım yelpazesine sahiptirler. Fotodinamik terapide, vücut içinde izlenebilir. Bu sayede fotouyarıcı belirli hedeflere yönelebilir. 7-hidroksikumarin türevi bileşikleri yüksek floresans özelliğine sahiptir. Fotodinamik terapide kullanılabilecek bir fotouyarıcıdır. Bu bileşikler, görünür ışığın emilmesiyle aktive olur ve tedavi sürecinde izlenebilirlik sağlar. Ftalosiyaninler, uzun süre boyunca triplet durumunda kalabilmeleri sayesinde fotodinamik terapi ile kanser tedavisinde oldukça önemli hedef moleküllerdir.Bu tez çalışmasında 7-hidroksi-3-(p-bromofenil)kumarin ve 7-hidroksi-3-(p-dimetilaminofenil) kumarin bileşiği Perkin reaksiyonuyla sentezlenmiştir. Elde edilen bileşiklerden kumarin-ftalonitril türevleri ve metalli ftalosiyanin kompleksleri sentezlenmiştir. Elde edilen bileşikler saflaştırılma işlemine tabi tutulmuş, fotofizikokimyasal özellikleri incelenerek fotodinamik terapide kullanılabilirliği araştırılmıştır.Publication Metadata only EN AW-6082 Alüminyum alaşımında soğuma hızının mikroyapı ve mekanik özelliklere etkisinin incelenmesi(2024) Gümüşsoy, Aleyna; Kart, Elif Uzun; Özdoğru, Emrah Fahri; Marmara Üniversitesi; Fen Bilimleri Enstitüsü; Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Anabilim Dalı; Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bilim DAlıBu çalışmada, otomotiv endüstrisinde önemli bir kullanım alanına sahip olan EN AW 6082 alüminyum alaşımında, çözeltiye alma ısıl işleminin ardından uygulanan farklı soğuma hızlarının malzemenin mikroyapı ve mekanik özellikleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Numuneler, 560°C’de 3 saat çözeltiye alma sonrası Jominy alın su verme testi ile su, sprey su ve fırın ortamlarında soğutulmuştur. Farklı hızlarda soğutulan numunelerde gerçekleşen çözünme ve çökelme reaksiyonları diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC), X-Işınları difraksiyonu (XRD), optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDS) kullanılarak karakterize edilmiştir. Alaşımın maksimum sertleşme davranışını incelemek amacıyla uygulanan yaşlandırma işlemi 180°C’de, 10 saat süre boyunca gerçekleştirilmiştir. Yaşlandırma sonrası numunelerin sertlik ve elektrik iletkenliği değerleri ölçülerek soğuma hızı, mikroyapı ve mekanik özellik arasındaki ilişki belirlenmiştir. Yapılan çalışmaların sonucunda Jominy alın su verme testinin alaşımın soğuma hızına bağlı özellik değişimlerini incelemek için etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Farklı hızlarda soğutulan numunelere uygulanan yaşlandırma ısıl işlemi sonucunda soğuma hızının artmasıyla sertlik değerinin de arttığı, bununla birlikte elektrik iletkenliği değerinin düştüğü görülmüştür. Sertlik ve elektrik iletkenliği değişiminin çökelti oluşumu, sayısı ve boyutuyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Hızlı soğuma etkisiyle oluşan ve tane içerisinde çökelen Mg-Si esaslı ß’’ Mg5Si6 çökeltileri, malzemede sertlik artışını sağlamıştır. Yavaş soğuma etkisiyle tane içlerinde ve tane sınırlarında kaba formda çökelen ß-Mg2Si çökeltilerinin ise alaşımın sertlik değerini düşürerek, mekanik özellikleri olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Publication Metadata only Sendikacılıkta değişen koşullar ve yeni sendikal model önerisi: yalın sendikacılık(2024) Turgut, Furkan; Güllü, Gökhan; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı; Çalışma EkonomisiBu çalışmada sendikacılığın tarihsel gelişiminden yola çıkarak günümüzde sendikal örgütlenme önünde oluşan engeller ve kısıtlamalar değerlendirilmiştir. Betimsel analiz yöntemi kullanılarak yapılan araştırma sonucunda; küreselleşme, teknolojik gelişmeler, çok uluslu şirketlerin egemenliği, devletin ekonomideki rolünde yaşanan değişim, yeni işçi sınıflarının ve çalışma biçimlerinin varlığı gibi önceki dönemlerden farklı olarak ortaya çıkan pek çok yeni faktörün sendikalaşma oranlarında gerilemelere yol açtığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra sendikaların özellikle beyaz yakalı işçi sınıfının taleplerini karşılamada yetersiz kalan geleneksel sendikal modelleri benimsemelerinin de sendikalaşmaya olan ilginin azalmasında önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Bu doğrultuda çözüm önerisi olarak söz konusu sorunlardan hareketle sendikaların günümüzde yaşadığı engelleri ve işçi sınıfının güncel ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran yeni bir sendikal model önerisinde bulunulmuştur.Publication Metadata only Osmanlı devlet adamlarından Muhsinzade Abdullah Paşa'nın muhallefatı ve kapı halkı (1660?-1749)(2024) Şahinalp, Cengiz; Bölükbaşı, Ömerül Faruk; Marmara Üniversitesi; Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü; Türk Tarihi Anabilim Dalı; Yakın Çağ Tarihi Bilim DalıBu çalışmada XVII ve XVIII. yüzyıllarda yaşamış bir devlet adamı olan Muhsinzâde Abdullah Paşa’nın muhallefatı ve kapı halkı incelenmiştir.1660’lı yıllarda doğduğunu tahmin ettiğimiz Muhsinzâde Abdullah Paşa 1700’lü yılların başından itibaren devlet hizmetine girerek tarih sahnesine çıkmıştır. Yarım asra yaklaşan kariyerinde Osmanlı Devleti adına birçok hizmeti üstlenmiştir. 1703 Edirne İsyanı, 1715-18 Osmanlı-Habsburg/Venedik savaşları, 1730 Patrona İsyanı ve 1736-39 Osmanlı-Habsburg/Rusya savaşlarında oynadığı önemli roller onu 1737 yılında dört buçuk ay sürecek olan sadrazamlığa kadar taşımıştır. Verilen görevlerin birçoğunu lâyıkıyla yerine getiren Abdullah Paşa zor zamanlarda tecrübelerinden istifade edilen bir şahsiyet olmuştur. Kariyerinin önemli bir kısmını Rumeli vilayetlerinde geçiren Abdullah Paşa özellikle Rumeli Eyaleti ve Bosna valiliğine defalarca tayin edilmiş, 1749 yılında yine bu bölgede bulunan Travnik’de vefat etmiştir.Muhsinzâde Abdullah Paşa vefat ettiğinde ardında değerli birçok eşya bırakmış, bu eşyalar devlet tarafından müsadere edilip İstanbul’a getirilmiştir. Muhallefat defterleri içerisinde kürkler, silahlar, ev eşyaları, takı ve mücevherleri gibi nakdî değeri yüksek birçok eşyası kaydedilmiştir. Muhallefatıyla ilgili bu defterler tezin ana malzemesini teşkil etmektedir. Ayrıca Paşa’nın kapı halkı ile ilgili de önemli kayıtlara ulaşılmıştır. Kapı halkı belgeleri bize bir Osmanlı Paşasının etrafında kimlerin bulunduğu, maiyetinin yapısına dair zengin bilgiler sunmaktadır. Muhallefat ve kapı halkına dair belgelerin incelenmesiyle bir Osmanlı Paşasının şahsi ve siyasi hayatına dair önemli ayrıntıların ortaya konulabileceği düşünülmüştür.Publication Metadata only Endüstride uzaktan izleme kontrol ve bakım yöntemlerine çözüm önerisi olacak bir cihaz tasarımı(2024) Bezenk, Mehmet; Korkmaz, Hayriye; Marmara Üniversitesi; Fen Bilimleri Enstitüsü; Elektrik-Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı; Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bilim DalıSon yıllarda, Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojilerinin hızla gelişmesi ve endüstride evden çalışma modelinin benimsenmesi veya denizaşırı ülkelerden yapılan uzaktan işlerin artması nedeniyle, uzaktan cihaz erişimi ve yönetimi ile uzaktaki cihazlar ile veri alışverişine olan ihtiyaç önemli ölçüde artmıştır. Bu durum, endüstriyel ortamlarda cihazlara erişim ve kontrol yöntemlerini yeniden şekillendirmekte; güvenli ve verimli bir yönetim altyapısının gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu tez çalışmasında, Ethernet portu üzerinden bağlanan IoT cihazlarına güvenli ve etkili uzaktan erişim sağlamayı amaçlayan yeni bir sistem geliştirmeye odaklanılmıştır. Önerilen sistemin temel işlevleri, PLC, HMI, DCS vb. cihazlara yazılım yükleme, mevcut yazılımları güncelleme ve veri toplama ve izleme kontrol paneli olarak hizmet verme olarak sayılabilir. Bu işlevler sayesinde, sistem yöneticileri, cihazların yazılım sürümlerini kolayca güncelleyebilir ve bakım yapmalarını sağlayarak, cihazların sürekli güncel ve güvenli kalmasını temin edebilirler.Sistemin merkezinde, yüksek güvenlik standartlarına sahip modern bir VPN çözümü olan WireGuard ve düşük maliyetli, yüksek performanslı Orange Pi Zero geliştirme kartı bulunmaktadır. WireGuard VPN sunucusunun Orange Pi Zero üzerinde kurulması, uzaktan erişim sırasında yüksek düzeyde veri güvenliği sağlar. Geliştirilen cihazın kablosuz ağının yapılandırılması ve yönetimi için Node-RED üzerinde geliştirilen bir kontrol paneli kullanılmaktadır. Bu web tabanlı kontrol paneli, kullanıcılara Orange Pi Zero'nun bulunduğu yerde gerçek zamanlı WiFi ağlarını tarama, seçilen ağa bağlanma ve gerekli ağ ayarlarını yapılandırma olanağı sunar. Mobil uygulama, Flutter ortamında geliştirilmiştir; ağ yapılandırması ise, mobil cihazda Node-RED Kullanıcı Arayüzü üzerinden gerçekleştirilmiştir.Bu çalışma, güvenlik ve yönetilebilirlik açısından IoT sistemlerine yenilikçi bir çözüm sunmayı, açık kaynak ve düşük maliyetli teknolojileri kullanarak IoT altyapılarını optimize etme konusunda değerli bilgiler sunmayı amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlar, benzer sistemlerin geliştirilmesi ve uygulanması için önemli bir referans oluşturmakta ve bu alandaki araştırmalara katkıda bulunmayı hedeflemektedir.Publication Metadata only Bulanık karar destek yöntemleri ile demiryolu enerji iletim yöntemi seçimi(2024) Kocakaplan, Serkan; Baba, Ahmet Fevzi; Marmara Üniversitesi; Fen Bilimleri Enstitüsü; Elektrik Elektronik Mühendisliği Anabilim DalıDemiryolu tasarım aşamasında enerji iletim yöntemi seçimi, taşımacılık sisteminin enerji verimliliği, çevresel sürdürülebilirlik, işletme maliyetleri, sistem güvenilirliği ve yolcu konforu gibi birçok faktörü etkiler. Enerji iletim sistemi, \"Cer tren gücü\" terimi, demiryolu taşımacılığındaki bir trenin çeki gücünü ifade eder. Bu, bir lokomotifin taşıdığı yükü ne kadar hızlı ve etkili bir şekilde çekebildiğini belirleyen önemli bir faktördür. Bu sistem, elektrik enerjisini iletmek için farklı teknolojiler kullanır ve bu teknolojilerin seçimi, demiryolu sistemi tasarımının verimliliği ve maliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.Örneğin, geleneksel enerji iletim yöntemleri olan DC (Doğru Akım) ve AC (Alternatif Akım) sistemleri arasında seçim yapmak, enerji verimliliği, maliyet ve sistem güvenilirliği açısından farklı sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, son yıllarda ortaya çıkan inovatif teknolojiler, güneş panelleri, hidrojen yakıt hücreleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı enerji iletim sistemleri, demiryolu tasarımında da önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bu nedenle, demiryolu tasarım aşamasında enerji iletim yöntemi seçimi önemlidir ve tasarımcıların tasarım aşamasında dikkatli bir şekilde değerlendirme yapması gerekmektedir. Enerji iletim sistemi seçiminde, sistem verimliliği, maliyet, çevresel sürdürülebilirlik, güvenilirlik, bakım kolaylığı ve işletme maliyetleri gibi faktörlerin yanı sıra, gelecekteki teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurulmalıdır.Bu çalışmada bulanık karar destek yönteminin elektrikli demiryolu taşımacılığı sistemlerinin tasarım değerlendirilmesinde, enerji iletim yönteminin karar verilmesine yardımcı bir rol oynaması hedeflenmiştir. Bunun için çoklu özellikleri olan bir veri kümesinde en iyi enerji iletim yöntemini belirlemek için bu çalışmada kullanılacak bulanık karar destek yöntemidir. Bu yöntemde, karar verme sürecinde belirsizliği azaltmak ve hesaplamaları kolaylaştırmak için bulanık dilimleme teknikleri kullanılmıştır.Publication Metadata only Osmanlı Fenerler İdaresi ve 19. yüzyılda deniz fenerleri(2024) Yapıcı, Umutcan; Bölükbaşı, Ömerül Faruk; Marmara Üniversitesi; Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü; Türk Tarihi Anabilim Dalı; Yakınçağ Tarihi Bilim DalıBu yüksek lisans tezinde, Osmanlı Devleti'nde başlangıçta beş yıllık bir devlet kurumu olarak tesis edilen, ancak sonrasında 78 yıllık bir ortaklığa dönüşen Fenerler İdaresi incelenmiştir. Bu bağlamda, 19. yüzyılda kurulan yabancı sermayeli bir şirketin sürdürülebilirliği, devletlerarası ilişkilerdeki yeri ve zaman içerisinde dönüşüm açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda, Osmanlı ekonomi ve finans sistemi içinde yabancı sermayeli bir şirketin teşekkülü ve yeri analiz edilmiştir.19. yüzyılın ikinci çeyreğinde Osmanlı Devleti, deniz fenerleri konusunda çeşitli girişimlerde bulunmuş, ancak dönemin koşulları nedeniyle bu girişimler hayata geçirilememiştir. Kırım Savaşı başladığında, Osmanlı topraklarında sınırlı sayıda ve ilkel teknoloji kullanan deniz fenerleri mevcuttu. Fransa ve İngiltere deniz fenerciliğinde dünya çapında bir rekabete girmişken, Kırım Savaşı ile birlikte bu rekabet Osmanlı topraklarına taşınmıştır. Fransız sermayesinin bu rekabette üstün gelmesiyle, Fransız Marius Michel önderliğinde Fenerler İdaresi bir devlet dairesi olarak kurulmuştur. Bernard Camille Collas'ın da katılımıyla, iki ortak Osmanlı hükümetinden imtiyaz almış, Fenerler İdaresi'de yabancı sermayeli bir şirkete dönüşmüştür. Yıllar içinde değişen koşullarla birlikte Osmanlı Devleti'nin bu şirketteki hissesi yüzde 22'den elliye kadar yükselmiştir. 1860'taki ilk imtiyaz anlaşmasında kısa ömürlü olacağı öngörülen ve sonrasında bir devlet kurumuna dönüştürülmesi hedeflenen düşünülen Fenerler İdaresi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra da varlığını sürdürmüş ve ancak 1938 yılında devletleştirilebilmiştir. Bu çalışma, üç ana başlık altında deniz fenerlerinin tarihsel gelişimini, Osmanlı Devleti'ndeki yabancı sermaye sorununu, Fenerler İdaresi'nin işleyişini ve deniz feneri çalışanlarını ele almaktadır. Çalışmada Osmanlı arşiv belgeleri, dönemin çeşitli kaynakları ve literatür karşılaştırmalı bir şekilde kullanılmıştır.Publication Metadata only Gelibolulu Mustafa Alî’nin Câmi‘ü’l-kemâlât ve tâli‘-i selâtîn adlı eserleri (inceleme - metin)(2024) Egesel, Haydar; Zülfü, Ömer; Marmara Üniversitesi; Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü; Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı; Eski Türk Edebiyatı Bilim DalıGelibolulu Mustafa Âlî, 16. yüzyılın önde gelen devlet adamlarından ve müelliflerinden biridir. Kaleme aldığı pek çok tarihî ve edebî eserin yanında Câmi‘ü’l-Kemâlât ve Tâli‘-i Selâtîn adlı eserleriyle de bilinir. Şimdiye kadar çalışılmayan bu iki eser, bugün, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Reşid Efendi Koleksiyonu, 1146 numarada, diğerdört eseriyle birlikte aynı cilt içerisinde bulunur. Câmi‘ü’l-Kemâlât adlı eserininde, devrin hükümdarı III. Murad’ın çeşitli yönleri övülürken, esasında, hükümdarın yüz yirmi yıl yaşayacağı getirilen çeşitli delillerle söz konusu edilir. Eserin ağır bir üslupla ve remizlerle yazılması, III. Murad’ın emriyle Tâli‘-i Selâtîn adlı eserinin kaleme alınmasına da vesile olmuştur. Câmi‘ü’l-Kemâlât’ın üzerine inşa edildiği yüz yirmi sayısının hikmeti padişah tarafından tam olarak anlaşılamamış, III. Murad’ın isteği üzerine bu sayının hikmetini konu alan Tâli‘-i Selâtîn adlı eser meydana getirilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde, zikredilen iki eserin muhatabı III. Murad’ın hayatına ve hüküm sürdüğü devrin genel özelliklerine değinilmiş, ardından Gelibolulu Mustafa Âlî’nin biyografisine ve eserlerine yer verilmiştir. Birinci bölümde, Câmi‘ü’l-Kemâlât ve Tâli‘-i Selâtîn adlı eserlerin incelemesine, ikinci bölümde ise transkripsiyon harfleri ile günümüz Türkçesine aktarılmış metinleri ve metinlerin anlaşılmasına katkı sağlayacak açıklamalı notlar yer alır.Publication Metadata only Belgrad Ormanı’nda makromantarlarda bulunan aleocharinae (coleoptera: staphylinidae) altfamilyası üzerine faunistik çalışmalar(2024) Toktay Okutan, Didem; Turan, Yavuz; Marmara Üniversitesi; Fen Bilimleri Enstitüsü; Biyoloji Anabilim DalıStaphylinidae familyası, bir soyu tükenmiş ve 34 yaşayan yaklaşık 67000 tür ile kınkanatlıların (Coleoptera) en büyük familyasıdır. Bu familyanın içerisinde bulunan 32 altfamilyadan en çok türe sahip olan Aleocharinae’dir. Bu altfamilya, makromantarlar içinde yaşayan en fazla sayıdaki cepkenli böcek türünü içerir.Bu çalışma kapsamında Belgrad Ormanı’nda arazi çalışmaları yapılmıştır. Tespit edilen mantar türlerinin içinden Aleocharinae türleri sifter ile elenerek toplanmıştır. Toplanan Aleocharinae örnekleri %70’lik alkole alınmış ve etiket bilgileri yazılarak örnekler vidalı kapaklı tüplerde saklanmıştır. Örneklerin toplandıkları tarih, koordinat verileri, yükseklik, toplanma biçimi, mantarda Aleocharinae varlığı/yokluğu gibi bilgiler Epicollect5 uygulamasına kaydedilmiş, koordinat, yükseklik ve saat verileri Commander Compass Go uygulaması ile elde edilmiştir. Tüm arazi çalışmalarının sonunda tespit edilen tüm tür lokalite kayıtları ile ArcGIS 10.5 kullanılarak türlerin bulundukları yerlerin haritaları oluşturulmuştur. Çalışma sonunda Aleocharinae altfamilyasına ait üç cins içerisinde toplam 11 tür tespit edilmiştir. Bu türlerin bulunduğu mantarların da tespit edilebilenlerin türleri verilmiştir. Tüm tespit edilen türlerin fotoğrafları sunulmuştur. Tespit edilen türlerin yüksekliklere, aylara, Türkiye’nin bölgeleri, komşu ülkeleri ve zoocoğrafik bölgelere göre dağılım grafikleri hazırlanmıştır. Bazı ekolojik değerlendirmeler kapsamında PAST 3.15 programı kullanılarak toplanan türlerin birey sayıları ve takson sayısına göre tespit edilen mantarlardaki Brillouin çeşitlilik indeksine göre değerlendirilmiştir. Zoocoğrafik değerlendirmeler kapsamında ise toplanan türlerin Türkiye’nin bölgelerine, Türkiye’nin komşu ülkelerine ve zoocoğrafik bölgelere göre değerlendirilerek UPGMA benzerlik analizleri yapılmıştır.Pilot bölge olarak seçilen Belgrad Ormanı ile başlanması planlanan bu çalışma, ileride Türkiye’nin diğer bölgelerini de kapsayacak şekilde genişletilerek tüm Türkiye’nin mantar-Aleocharinae ilişkisinin net bir biçimde ortaya konması ve Türkiye’nin mantara çekilen tüm Aleocharinae faunasının çıkartılması ile Türkiye biyoçeşitliliğine önemli katkılar sağlanacağı düşünülmektedir.Publication Metadata only İnsan hakları avrupa mahkemesi kararlarında lgbt+(2024) Sav, Özgür; Üstün, Gül; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Kamu Hukuku Anabilim Dalı; Kamu Hukuku Bilim DalıBu yüksek lisans tezi çalışmasında, Türkiye’de birçok açıdan tabu olarak değerlendirilen LGBT+ bireyler ve bu bireylerin sahip oldukları haklar ele alınmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmada, sırasıyla, “LGBT+ Bireylere Yapılan İşkence ve Kötü Muamele ile Ayrımcılık”, “LGBT+ Bireylerin Özel Yaşama Saygı Hakkı Haklarının Korunması” ve “LGBT+ Bireylerin İfade, Toplanma ve Örgütlenme Özgürlükleri” başlıklı bölümlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi sistematiğine uygun olarak, işkence yasağı, özel ve aile yaşamına saygı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı ile ilgili İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin LGBT+ bireyler hakkında verdiği kararlar incelenmiştirPublication Metadata only Cittaslow (sakin şehir) uygulamasının turizm coğrafyası odağında analizi ve Türkiye ekonomisindeki yeri(2024) Akyol, Çağatay; Taşlıgil, Nuran; Marmara Üniversitesi; Sosyal Bilimler Enstitüsü; Coğrafya Anabilim DalıYeni bir kavram olan “Cittaslow-Sakin Şehir” kavramı coğrafya biliminde de kendine yer edinmiştir. Özünde her ne kadar yavaş yemek, yavaş yaşam gibi kavramlar olsa da yavaş hareketinin felsefesinin yaşam yerinin şehirler olması coğrafya biliminin de doğrudan ilgisini çekmiştir. Sakin şehirlerin üyeliğe kabul edilmesi sürecindeki kriterler coğrafyanın kapsama alanına girmektedir. Bu kriterlere, nüfusunun 50.000’in üzerinde olmaması şartı, yerel ve doğal ürünlerinin bulunması, çevreye karşı duyarlılık, yerel ekonomik kaynakların varlığı, turizm potansiyeline sahip unsurların bulunması, fiziki coğrafya elemanlarının yarattığı çekicilikler gibi örnekler verilebilir. Birliğin belirlemiş olduğu 7 ana başlık altındaki 72 kriterin zorunlu olanların tamamlanmasından sonra birliğin belirlediği kıstaslar doğrultusunda geliştirilen, uygulanan projeler değerlendirilir ve üye olma süreci başlar. Belirlenen kıstaslar çerçevesinde yapılan çalışmalar bir puanlamaya tabi tutulur ve 50 ya da üzeri puan alan şehirler birliğe kabul edilir. Çalışmada birliğin belirlemiş olduğu kriterlerin coğrafi yönlerinin de belirlenmesi amaçlanmış ve şehirler incelenirken bu özellikler dikkate alınarak açıklanmaya çalışılmıştır.Dünyada 1999 yılında İtalya’da başlayan sakin şehir hareketi yerel değerlerin korunmasını esas almaktadır. Hem değerleri korumak hem de sürdürülebilirliği sağlamak hedeflenmiştir. Birliğin bugün 33 ülkede 297 üyesi vardır. 2009 yılında Seferihisar’ın birliğe katılmasıyla birlik hareketi Türkiye’ye ulaşmıştır. Ülkemizde 25 şehir bu unvana sahiptir. Araştırmada mevcut 25 üye arasından dört bölgemizi temsil edecek Ahlat (Doğu Anadolu), Seferihisar (Ege), Gerze (Karadeniz) ve Eğirdir (Akdeniz) şehirleri tesadüfi örneklem tekniği kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında literatür taraması ile gerekli bilgiler tespit edilmiştir. Türkiye’deki sakin şehirlerle ilgili literatürü incelediğimizde hemen her bilim alanında yapılmış çalışmalara rastlanmıştır. Mimarlık, turizm işletmeciliği, sosyoloji, kamu yönetimi gibi alanlarda lisansüstü düzeyde çalışmalar yapılmış ve makaleler yayınlanmıştır. Araştırmada kullanılan istatistiki bilgiler resmi kurumlardan elde edilmiştir. Örneklemdeki şehirler ziyaret edilerek halkın görüşlerini yansıtacak anketler yüz yüze uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Sahada ve anketlerle elde edilen veriler tablo ile grafikler aracılığıyla sunulmuş, fotoğraf ve haritalar ile de mevcut bilgiler desteklenmiştir.Bu araştırmada sakin şehir uygulamasının turizm coğrafyası açısından değerlendirilmesi ve ekonomiye katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yavaş hareketi hakkında ve Türkiye’deki sakin şehirler hakkında bilgi verilmiştir. Coğrafi açıdan bizleri ilgilendiren, şehirlerin fiziki ve beşerî unsurları olmuş, dört sakin şehir daha ayrıntılı incelenmiştir. Tesadüfi örneklem belirleme tekniği ile seçilen dört şehir olan Ahlat, Eğirdir, Seferihisar ve Gerze tanıtılmıştır. Uluslararası Cittaslow Birliği’nin üye şehirlerin birliğe kabulünde hangi kriterlere göre kabul edildiği bilgisinin paylaşılmasını yasaklaması nedeniyle bu konuda ayrıntılı bilgi vermek mümkün olmamaktadır. Belediyelerin yapmış olduğu çalışmalar ve gözlemler neticesinde kriterlere uygunluk durumları ortaya konmuştur.Araştırma sonucunda sakin şehir kriterlerini sürdürülebilir şehirler yaratma konusunda yol gösterici olduğu fakat ülkemizde uygulamada bunun tam olarak gerçekleşmediği görülmüştür. Bu sonucun ortaya çıkmasında yerel yönetimlerin konuya gereken önemi vermemesi, siyasi konuların ön plana çıkması, halkın istekleri ile yöneticilerin isteklerinin farklı olması, ekonomik sorunların ve hedeflerin ön planda olması, sakin şehir üyeliğini denetleyecek ve geliştirecek bir birimin mevcut olmaması etkili olmuştur. Günümüzde ekonominin önemli bir sektörü olan turizm, sakin şehir kavramı ile kendisine yeni bir kaynak bulmuştur. Bu nedenle sakin şehir üyeliğinin desteklenmesi hem bölgesel kalkınmayı destekleyecek hem de Türkiye’nin tanınırlığını artıracaktır. Sürdürülebilir kalkınmanın ve ekonomik güçlenmenin devamlılığı için sakin şehirler önemli bir fırsat yaratmaktadır. Araştırmamızda sorunlara da çözüm önerileri getirilmiştir.